Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Milay Köktürk
Milay Köktürk
MHP nereye koşuyor?
Milay Köktürk

MHP nereye koşuyor?

CHP’yi biliyoruz; “yerinde say” komutu almışcasına yerinde saymak! Peki MHP nereye koşuyor? “İktidara…” desek, hayır; “memleketin bekası için maratonda…” desek o da değil. Yerinde de saymıyor, bir yerlere koşuyor.

***

Olup bitene başka bir açıdan bakıp işe biraz da teolojik metafizik karıştıralım…

Ya Yüce Tanrım Tayyip Erdoğan’ı seviyor. Sevgisini göstermek için de bildiğimiz muhalefeti ve tanık olduğumuz muhalefet eylemlerini onun siyasal simetrisi olarak var kılıyor. (Sayın Osman Durmuş’a önemli not: Burada beyan edilen Tanrı-sevgili kul ilişkisi Tayyip Erdoğan’a dinsel bir paye tahsisi anlamını taşımaz; sadece necip halkımızın kullandığı “Tanrı’nın sevgili kulu olmak” deyimindeki anlam bağlamında kullanılmıştır. Üstelik zatım da AKP’li değildir. Lütfen kürsüye taşımayınız. Ayrıca AKP hakkında kanıt topladığı rivayet edilen zevata da duyurulur.) Bir de “one minute” ve alçak koltuk durumları…

Ya da işin içinde büyük bir oyun var.

Ne pahasına olursa olsun AKP iktidarda tutulacak! İktidarın yegane alternatifi olan muhalefet bile bunu sağlamak için muhalefet yapacak. Hal böyleyse muhalefete muarızını iktidar etme görevi yüklenmiş demektir. İktidarın böylece oy almak için herhangi bir çaba göstermesine gerek kalmaz. Muhalefet zahirde iktidar talebiyle yanıp tutuşuyor görünür; ama öyle kötü muhalefet yapar ki, gerçekte her muhalif çıkışı yahut eylemi iktidarın gücüne güç katar. Muhalefetin varlık nedeni böylece muhalefet olarak kalmak olmuş olur.

AKP de zaten bunu yapıyor.

***

İktidara puan kazandıran muhalefet eylemleri saymakla bitmez.

Baykal’ın eylemlerine ve söylemlerine değinmeye gerek yok. Neredeyse her adımı AKP hanesine kazanç olarak yazılıyor. AKP’nin yegane alternatifi olabilecek olan MHP ise, Baykal’ı aratmayacak yanlışlarla, aynı değirmene su taşıyor.

Başta şirin insan Oktay Vural’ın, Süheyl Batum’la, Ruhat Mengi sahibeliğinde arz-ı endamı ve dile getirdiği yüksek memleket politikaları… Ardından genel başkanın parti grubunda yaptığı açıklamalar, kürsü yumruklamalar, sert görünümle yüksek volümlü tehditler, yüce divana göndermeler; gündeme ilişkin, mesela darbe hazırlığı olduğu iddia edilen ve medyaya sızan cuntalar hakkında susmalar. Sair bazı şahsiyetlerin ETÖ iddiaları karşısında “eyvah gitti kutsal mitolojimiz” yakınmasından ibaret beyanatları. Açılıma şiddetle karşı çıkış ama bu sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin hiçbir tez ortaya atılmaması; son üç-beş yılda izlenen dış politika karşısında suskunluk vs. vs. Atılan her adıma “okyanus ötesi kurgu” etiketi yapıştırmaktan başka hiçbir kayda değer söz yahut tez yok ortada.

Sanki bu iki parti kafa kafaya vermişler, “Bu toplumu nasıl AKP’li yaparız?” sorusuna cevap aramaktalar. Sanki ikisi de AKP’ye oy kaybettirmemek için andiçmişler….

En son olay da Osman Durmuş’un Meclis kürsüsündeki o kavgaya neden olan konuşması… O artık her şeyin tuzu biberi oldu. Bu konuşmanın neresini eleştirelim? Bu soru, tıpkı “Devenin neresini doğrultalım?” sorusu kadar zor.

***

Osman Durmuş gibi belli bir misyondan, demografik ve siyasal kökenden gelen bir insan, bir başbakanın eşinin başörtüsü dolayısıyla yaşadığı ziyaret engeli olayını nasıl muhalefet konusu yapar? Olayın geçtiği kurumun en üst amiri “keşke olmasaydı” dediği halde, MHP’li bir siyasetçi bunu nasıl politik malzeme olarak kullanır? İnsani durumlar, üstelik inanca ilişkin hassas konular siyasal arenaya taşınmamalıydı. Bunu en iyi MHP’nin, Osman Durmuş’un bilmesi gerekirdi.

Ama oldu… Asıl eleştirilecek hükümet icraatlarından hareketle değil, herkesin sahiplenmesi gereken bir insani durumdan hareketle “AKP karşıtlığı” sergilendi. Oysa yolsuzluklar, yandaşlara ihale peşkeşleri, yönetim zafiyetleri AKP’nin yumuşak karnını ve büyük ayıbını oluşturmaktadır.

***

Mesela şu katsayı sorunu…

Bu ülkenin genç kuşaklarının geleceğiyle oynamaktan, onları cendereye sıkıştırmaktan başka bir şey olmayan katsayı düzenlemesi dururken, sırf muhalefet edeceğim diye hiçbir temeli ve mantığı olmayan eylemler ve söylemler, sadece AKP’ye puan kazandırır. 28 şubatın ürünü olan katsayı dolayısıyla kaç kuşak ve kaç bin genç, daha iyi icra edebileceği branş/meslek seçiminden, daha anlamlı bulduğu bir alan eğitiminden mahrum kaldı. Meslek liseleri kelimenin tam anlamıyla öldü. Sadece, toplam öğrencilerin % 3’ünü aşmayan İmam-Hatip lisesi öğrencilerini engelleme adına…

Herkes düşünmelidir; henüz kendini tanımadan, henüz zekasının yönü tam belirginleşmeden, henüz ne istediğini tam bilemeden bir çocuğun lisenin ilk yıllarında yaptığı alan seçimini, onun geleceğinin seçimi haline getirmenin ne mantığı var? Peki ya çoklu zeka teorisi… Bir gencin zekası, daha sonraki yıllarda, önceki yıllarda zayıf olduğu yönde gelişip güçlenirse, bu genç geleceğini bu yeni yönelimi çerçevesinde kurmak isterse, seçeneklerini farklı alanlara yayıp uygun olanı seçmeyi arzu ederse, onun elinden bu seçim imkanını almak, ona ve memlekete yapılmış bir kötülük değil midir?

Ya da Fen-Edebiyat fakültelerinin öğretmenlik formasyonu eğitimleri sorunu… Binlerce gencin yılları kaybolup gidiyor. Fakülte fiilen 5 yıla çıkmış oluyor, şayet öğrenci formasyon eğitimi hakkı kazanabilirse! Kazanamazsa gelecek sene tekrar şansını deniyor ve sonuçta bu gencin yılları akıp gidiyor. Bu, Fen-Edebiyat fakültelerinin idam fermanından başka bir şey değildir. Çünkü öğrenci dokusu gittikçe zayıflamaktadır. YÖK’ün bu konuda son aldığı karar, yani formasyon eğitiminin ortalaması 2.50 olan öğrencilere verileceği şeklindeki rivayetler doğru ise -çünkü henüz kurumlara yazılı bildirim gelmedi-, böyle bir karar kelimenin tam anlamıyla hakkın katledilmesi…

Binlerce vatan evladının önünde bu sorunlar dururken, eften püften sataşmalarla iktidar karşıtlığı sadece ve sadece ucuz kahramanlıktır.

***

Baştaki sorumuzun net cevabını verelim…

MHP kendini imha etmeye doğru koşuyor.

AKP’nin yegane alternatifi MHP’dir, CHP değil. CHP kitlesi değişmez. CHP, darbeci bir parmak düğmeye basmadıktan sonra iktidar olamaz. Oysa MHP öyle değil. Doğru bir siyaset, güven veren bir muhalefet ediş tarzı, onu gelecek seçimlerde iktidara taşıyabilirdi.

MHP’nin politika yapıcıları öyle bir politik tavır ve duruş sergiliyorlar ki, yaklaşık bir sene sonra yapılacak olan seçimlerde bu partiye oy vermeyi düşünenler, şimdiden bunu gündemlerinden çıkarıyor. Halbuki gerçek MHP’nin asıl taşıyıcı kitlesi, bu partinin akil adamlarının yeşerttiği bilge akıl, bunların hiçbirini onaylamıyor. Birileri MHP’yi, AKP’nin iktidarını pekiştirebilmesi için, böyle tuhaf şekilde yönlendiriyor.

Neden?

MHP’nin iktidar ya da en azından güçlü olduğu bir Türkiye’de sosyal sorunların çözümü yolunda atılacak adımlar, milli birliği çözecek nitelikte olamaz. MHP, kırk yılı aşkın sergilediği duruşla millî birliği önceledi. Büyük çoğunluk onu bir güvence gibi düşünmektedir. (Burada hiç kimse 12 eylül öncesinin kafasıyla düşünmesin. O yıllarda olup bitenler dolayısıyla hiç kimse masum değildir.) MHP’nin bu sorunları daha iyi çözebileceğini söyleyemeyiz. Çünkü çözümü gereken sorun çok kolay çözülebilecek bir sorun değildir. Ama şu bir vakıa ki, küresel güçler bu coğrafyayı kendi dünya düzeni tasarımlarına göre yeniden şekillendirmek istiyor. Bunun yolu, MHP’nin etkisizleştirilmesinden geçiyor.

AKP ülke içi krizleri yönetmekte asla başarılı olamadı. Örnek mi? Açılım fiyaskosu, Anayasa fiyaskosu vs. vs. En basit krizleri bile yönetemeyen bir siyasal kadronun, uluslar arası politik arenanın dev dalgaları arasında ülkeyi salimen sevk ve idare etmesi pek de mümkün deği. Bu yüzden, AKP küreselci kalmak zorunda. Küresel güçler de AKP’nin iktidarını sürdürmesini istiyor. AKP ancak alternatifsiz olduğu müddetçe iktidarı elinde tutabilir. MHP saf dışı kalmalı ki AKP alternatifsiz olsun!

Ne gariptir ki, MHP’yi başkaları değil yine kendisi saf dışı bırakıyor. Bunu kim nasıl başarıyor, doğrusu bilmiyorum!

milaykokturk@gmail.com

Bu makale 3,298 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» “Ankara’da hakimler var!”
» Sükût Vakti…
» Formasyon Rezaleti ve Fen-Edebiyat Fakültelerinin Trajedisi
» Karanlık tarih ve çalınan gençliğimiz
» Üç Bin Kişilik Sınav Çetesi
» Kazananlar ve kaybedenler
» Oligarşiye darbeyse, oyum evet!
» Yetsin artık!
» Ey devlet aklı, nerdesin?
» Kemal “Başkan” CHP “İktidar” (mı?)
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı