 Ekrem Eraslan
“Açılım” magazine, “aşı”hastalık simsarlarına, “gdo”aklı karışıklara, “tekel”polise…
Ekrem Eraslan
8 Şubat 2010 Pazartesi 23:09
|
Akparti 2007 seçimlerinden bu yana göz kamaştırıcı bir icraatta bulunamadı. Rutinlerin dışında akılda kalan “One Minute” dan başka bir şey yok. Parti kurulduğundan bu yana Tayyip Erdoğan dışında Parti algısına katkı sağlayacak ne bir isim nede kurumsal bir yapılanmanın eklenmesi söz konusu değil. 2. Dönemde icraatlardan ziyade polemikler var. Özelliklede Bülent ARINÇ’ın öznesi olduğu -başlangıçta heyecan veren bugün ise bıktıran-polemikler…
Başarısız geçen sönük bir dönemin ardından, kalan günlerde yeniden iktidar olabilmenin kapısını açabilmenin tek çaresi, parlak icraatlarda bulunmaktır. Maalesef bu konuda her atılan adımda başarısızlıklar, hükümetin yakasını bırakmıyor. Ya da hükümet başarısızlıktan uzak durmayı beceremiyor.
Her derde deva olan başbakanın karizması ve toplum üzerindeki etkisi artık parti ve hükümetin bazı eksik ve yanlışlıklarını örtmeye yetmiyor. Önceden ustaca manevralarla veya başbakanın spontane çıkışları ile büyük badireler atlatılırken bugün basit meseleler bile içinden çıkılmaz bir hal alıp, toplum indinde hükümeti zor duruma düşürebiliyor. Başbakan, eskiden sıkça “Niyet hayr, akıbet hayr” derdi ve garip bir şekilde hiç olmadık durumlar kendisinin ve partisinin lehine dönerdi. Şimdilerde ise her şey tersine gidiyor. Hani insan sormadan edemiyor kolektif niyet değişti mi ki, böyle oluyor?
Örneğin; stratejik kurgusu yapılmayan çok kritik “açılım” döndü dolaştı sanatçıların iştirak edecekleri bir toplantıyla magazinsel bir hal aldı. Aşı konusunda traji-komik bir olay yaşandı. Başbakan, haklı çıktı ama bakanının küresel hastalık simsarlarının eliyle manipüle edilmesine ve memleketin zarara uğramasına mani olamadı. GDO’lu ürünlerle ilgili bir düzenleme yapıldı. Düzenlemeyi yapan bakan yaptığıyla çelişecek, aklının karışık olduğunu gösteren beyanlarda bulundu. En son tekel işçilerinin eylemi uzun uzun konuşuldu ama bir çözüm üretilmeden bir bakanın PKK iması ile taçlandırılarak polise havale edildi.
Bütün bunlara bakınca akla gelen ve insanı rahatlatan tek husus İsrail’e konulan tavır oluyor. Hani birde İsrail olmasa başbakanda Gazze’den sıkça söz etmese hepten moralimiz bozulacak. Hazır yeri gelmişken K.Irak’ta askerimizin başına çuval geçiren ve Ankara’da günlerce üst düzey temaslarda bulunan-ağırlanan ABD’li generale de bir had bildirilse pekte memnun olacaktık. Kahyaya atılan bunca fırçadan sonra birde asıl patrona hiç olmazsa ima yollu bir tavır konulsaydı. Biz onu abartarak kendimizi mutlu edecek şekle sokardık.
Bu arada; Sayın Cumhurbaşkanı bu meclisin fırsatı kaçırdığını ve anayasayı değiştiremeyeceğini söylemek sureti ile Akparti’nin giderayak müesses nizam açısından yaramazlık sayılacak, toplumun geneli açısından memnuniyet verici kabul edilecek bir adım atmasının önüne geçmiş oldu.
Artık Akparti’nin bir dahaki seçimlerde tek başına iktidar olamayacağı kanaatinin, siyaseti meslek edinmişlerce sezilmekten öte parti kadrolarında, bürokraside ve toplumun genelinde bir beklenti halini aldığını rahatça gözlemleyebiliriz. Bu kanaat yerleştikçe, gerçekleşme ihtimalide artmaktadır. Bu gidişatı tersine çevirmek için Akparti’nin önünde sayılı günleri var. Ve Akparti bugünleri parti içinde azınlık psikolojisine kapılmış, vicdansız, menfaatçi, dalkavuk, zihinsel derinliği olmayan farklı çevrelerin dayattığı basit gündemler ve çocuksu tatminlerle –mecliste MHP ile kavga edip Osmaniye’de gövde gösterisi yapmak gibi-geçirmemelidir.
Yapılacak olan nedir? Ekonomi bir şekilde gidiyor. Gerek bizim başarımız gerekse küresel dengelerin bizim zayıf düşmemizi istememesi nedeniyle. Bu alanda çalışanların maaşlarını gözetmekten öte kısa vadede yapılacak pek bir şey yok. Çalışılması gereken alan Türkiye’de bütün vatandaşların kendilerini her zaman, her yerde, herkese karşı güvende hissedebilecekleri zemini tesis etmektir. Belli bir kesime ve anlayışa mahsus olmayan herkesi kuşatan güçlü bir hukuki düzenin tesisiyle insanların özgürlüğünü teminat altına alınarak, tekamül etmiş demokrasiye geçişin zemini hazırlanmalıdır.
Anayasa (her ne kadar Cumhurbaşkanı tersini söylese de) değiştirilmelidir. Bireysel özgürlükler, siyasi kurumlar ve siyaset yapma zemini, kurumların konum ve görevleri, yargının tam bağımsızlığı gibi hususlar net bir çerçeveyle belirlenerek, iktidarlar ve güç odakları eliyle suiistimal edilecek boşluklar bırakılmamalıdır. Tabiri caizse çocukluğumuzdan kalan bir ezberle “Akparti varlığını yeni anayasanın varlığına armağan etmelidir” Çünkü; (bir ihtimal) Akparti’nin yeniden tek başına iktidarı ve (büyük ihtimal) memlekette tekamül etmiş demokrasinin tesisi buna bağlı olacaktır.