| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 10 Şubat 2012, Cuma | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Kürt sorununun çözümü yolunda acaba ‘Kürt siyasi hareketi’ nasıl bir rol oynayabilir? Yeni kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) acaba ‘süreç’ içinde DTP’nin hatalarından bazı dersler çıkartmış mıdır? Acaba bu parti ‘süreç’e daha mâkul bir çizgide yaklaşıp ‘kolaylaştırıcı’ bir rol oynar mı? DTP’nin kapatılmasından sonra onun yerine kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin Ankara’daki 1. Olağanüstü Kongresi’nde bu soruların cevabı gayet net şekilde verildi: Hayal görmeyin, böyle bir şey olmayacak! Kongre’nin havası da konuşmalardaki söylem de BDP’nin nasıl bir tavır izleyeceğini belli etti. Yeni genel başkan Selahattin Demirtaş’ın soruşturma konusu olan sözleri birkez daha ortaya çıkardı ki, bu yeni parti de tıpkı öncekiler gibi ‘ çözümün değil sorunun bir parçası’ olacaktır. Aslında bu pek kimseyi de şaşırtmadı. (Hele hele ‘Kürt mahallesi’ni yakından tanıyanlar, o partileri de ‘demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları’ zanneden bizler gibi safdillere hep gülmüşlerdir.) Ortada bir ‘siyasi parti’ değil bir ‘örgüt’ olduğu gerçeğini artık anlamalıyız. Nihayet, İçişleri Bakanlığı’na bir kuruluş dilekçesi vermekle ‘parti’ olunmuyor. Bu ‘parti’ de, tıpkı diğerleri gibi ‘örgütün bir uzantısı’ olduğunu, örgüt liderinden bağımsız hareket edemeyeceğini gösterdi. Bu yapının içinde ‘ılımlı’ adı altında ‘iyi polis rolü’ oynayanlar olsa da nihayet mızrak çuvala sığmıyor. DTP-BDP çizgisindeki ‘partilerin’ iki temel misyonu olduğu görülüyor: Meclis’te veya Meclis dışında parti kimliği adı altında örgüt mesajlarını Türk kamuoyuna iletmek ve suret-i haktan gözükerek siyasi propaganda yapmak. ‘ Örgütün uydusu’ olmanın sonucu olarak bunların kendi iradeleri yoktur. İmralı eğer ‘yumuşama’ işareti veriyorsa ‘barış güvercini’ moduna girip ‘şiddetin bir yöntem olarak kullanılmasına karşıyız’ diye konuşurlar. İmralı eğer, ‘havalandırma sıkıntım var’, ‘beni zehirliyorlar’ falan gibi bahaneler üretip sertleşme mesajları gönderirse, o zaman derhal ‘kirli savaş yürütülüyor’ , ‘operasyonlar dursun’ gibi söylemlerle gerilimi tırmandırıp ‘ savaşan şahinlere’ dönüşürler. Demokratik Açılım sürecini de sorunun çözüm yolu olarak değil, ‘PKK’yı ve Öcalan’ı meşrulaştırma fırsatı’ olarak görüp istismar ettiler, ediyorlar. Tablo budur. Bu tablo karşısında açılım politikalarının yürütülmesi sürecinde DTP-BDP gibi ‘partiler’in söylemlerini, yaklaşımlarını veri kabul ederek davranmanın anlamı yok. Zira bunun karşılığı yok. Açılım artık bir ‘karar ânı’ ile karşı karşıya. Hükümetin samimiyetle başlattığı ‘açılım’ın dönüp dolaşıp bir ‘muhataplık’ meselesine dayandığı, burada tıkandığı ortada. Verilmesi gereken karar şu: Biz İmralı ile açık- gizli yollarla neyi ne kadar konuşabiliriz? Açılımın içeriğini dolduracak olan da sınırlarını belirleyecek olan da budur. İmralı’daki mahkûmun bir megaloman olduğunu biliyoruz. Kendisini hızla tedavi edip, ona hayatın gerçeklerini anlatmak, onu konuşulabilir bir zemine çekmek galiba yapılacak en doğru iş. Yani açılımın kaderini belirleyecek faaliyet sahası bir süreliğine siyaset değil psikoterapi olmalı. StarBu makale 496 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |