| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Öncelikle şunu belirteyim ki; darbeleri önlemek ve demokratikleşmenin sağlanması için çalışmak, hayati önem sahiptir. Çünkü vatandaşların yaşam hakkı ve özgürlükleri söz konusudur. Bununla birlikte; tüm zamanı ve enerjiyi bu alana kaydırmanın doğru olmadığı da açık! Siyasal iktidarların temel görevi; tabi ki halkın farklı kaygılarla da olsa, darbeleri ve darbecileri destekleyecek, darbecilerin hep iddia ettiği üzere toplumun askeri yönetimin gelmesini talep edecek konuma düşmemesi için çaba göstermektir. Ancak adil ve gerçek iktidarın; iktidar sürecinin her noktasında yaşanan darbe girişimleri ve antidemokratik müdahalelerle mücadele etmenin yanı sıra, vatandaşların ekonomik koşullarını iyileştirmeye çalışan ve kamu kaynaklarının kullanımında adil davranan iktidar olduğunu da unutmamak gerekiyor. Halkın kendini yönetenlerden temel beklentisi, içinde aş, iş, geçim sıkıntısı diye özetlenebilecek, günlük yaşama ilişkin ekonomik sorunların önemi gözardı edilemez. Aslında demokrasinin normal koşullarda işlediği ülkelerde devleti yönetmeye soyunan kadroların performanslarının da öncelikli olarak ekonomik politikalar üzerinde şekillendiği açıktır. İktidarların ekonomi politikalarını belirleyen politikacı ve bürokratların üzerinde durduğu temel unsurlar, ekonomik göstergelerdir. Bu göstergelerin tümü, küresel ekonomik sistemin ön plana çıkardığı veriler olsa da bunların halkta ve dar gelirlilerde herhangi bir karşılığı yoktur. Bakın… Türkiye’de, esnaf odalarına kayıtlı 1.877.548 esnaf bulunmaktadır. Küçük sermaye ile kendi ailelerini, devlete yük olmadan, geçindiren esnaflar, tekelleşen sermaye çevrelerinin oluşturduğu büyük alışveriş merkezlerinin kıskacındadır. Açılan her yeni alışveriş merkezi ve kimi yerel yönetimlerin, özelleştirme politikalarının aksine, esnaflığa özenmesi ise iş yerlerini kapatan esnaflar, yeni işsizler, parçalanmış ve devlete yük olmuş aileler anlamına gelmektedir. Esnafların durumuna ilişkin olumsuzluğu bir kenara bırakıp, Tekel işçileri ile yürütülen görüşmeler konusunda bilgi veren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklamalara baktığımızda, dar gelirlilerin içinde bulundukları durumun vahameti net bir biçimde görülmektedir. Bakan Şimşek, Türkiye’deki işsiz sayısının 3,5 milyonu aştığını söyledi… Aynı açıklamada Mehmet Şimşek, “3 milyon kişinin ise asgari ücretle çalıştığını” ifade eti. Yani başka bir ifadeyle, 3 milyon kişi ve dolayısıyla da 3 milyon aile, aylık 521,89 TL ile geçiniyor! Bu para ile geçinmenin mümkün olup olmadığını, Bakan Şimşek’e sormak gerek… Verdiği bu rakamlardan sonra Bakan Şimşek; “Tekel işçilerine verilen maaşlarda 72 milyon insanın hakkı var” ifadesi üzerinden, hak, adil paylaşım ve kamu kaynaklarının korunması konusunda ne kadar duyarlı olduğunu vurgulamaya çalışıyordu! 2 milyon esnaf, 3,5 milyon işsiz ve 3 milyon asgari ücretli olmak üzere toplam 8,5 milyon kişi ve dolayısıyla da 8,5 milyon aile… Kendi ürettiklerini tüketerek yaşam mücadelesi veren köylüleri saymıyoruz… Bunların tümü, küresel ekonomik politikaların neden olduğu çarpıklığın sonuçları… Hükümet yetkililerine sorsan; “biz bu tür aileler için şu kadar kömür dağıttık, şu kadar gıda dağıttık ve sosyal yardımlaşma fonundan şu kadar kaynağı onlar için harcadık” diyecekler. Bu doğrudur ve takdir de edilmektedir. Ama bu yardımların dışında yeni politikalar geliştiremeyerek; yoksulluğun ve eğitimsizliğin bu insanların kaderi haline dönüşmesine zemin hazırlandığı unutuluyor. Bu kişilerin ve ailelerin yoksulluk zincirini kırma şanslarını ortadan kaldırıyorlar… Bu, makul görülebilir mi? Sosyal yardımlara vurgu yapanların ve taşeronluk sistemi ile insanları asgari ücretle yaşamaya mahkum edenlerin cevaplandırılması gereken soru şu; yapılan sosyal yardımlar veya alınan asgari ücret ile bu insanların var olan yoksulluk zincirini kırmaları mümkün mü? Değil… Bu resme bakarak; devletin, vatandaşlarına adil davrandığını ve kamu kaynaklarının paylaşımında hakkaniyete uyduğu söylenebilir mi? Söylenemez… Bakın, BDDK verilerine göre; 2009 yılı Kasım ayı sonu itibariyle bankacılık sektörünün karı 18,87 milyar TL’dir. Milyonlarca insanın ekonomik yoksulluk içinde yaşam mücadelesi verdiği dönemde, bankacılık sektörü, bir önceki yıla göre, karını % 50 artırıyorsa, sistemin işleyişinde bir sorun olduğu açık değil mi? İşte tam da bu noktada; iktisat çalışmaları yürüten, kafasını liberal ekonomik işleyişe teslim etmemiş ve vicdan sahibi kişilerin bu alana ilişkin söyleyecekleri çok şey olmalı. Bu insanların, vicdanlarının gereği olarak, ekonomik sorunları tartışarak yeni çözümler üretmeleri gerekir. Kısacası bu çarpık işleyiş ve gidişat nedeniyle, darbe tartışmalarından ekonomik sorunlara ve yoksulluğa dönmek, bu alandaki sorunlarla da mücadele etmek, hem insanların geleceği açısından büyük bir önem taşımakta, hem de darbelere zemin hazırlayan koşullar ile mücadele etmenin farklı bir yolunu oluşturmaktadır… farukadnan@gmail.com Bu makale 3,586 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |