Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Adnan Boynukara
Adnan Boynukara
Yeni Dönemin Birinci Şartı; Önyargıdan Sıyrılmaktır!
Adnan Boynukara

Yeni Dönemin Birinci Şartı; Önyargıdan Sıyrılmaktır!

İnsanlar ve toplumlar arası ilişkilere anlam katan en önemli faktör, güven duygusudur.

Güven duygusunu zedeleyen, ortadan kaldıran ve fazla ciddiye almadığımız temel faktörlerden birisi de önyargıdır. Çoğumuzun; “aslında ben hiç önyargılı değilim” diye kabul etmediği önyargı konusunun daha net anlaşılması için güzel bir hikaye üzerinden konuşmak iyi olur.

“Günün birinde, uzaklarda bir köyde, çocuğu doğmadan kocası ölmüş ve tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik vefalıdır. Kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, zamanla oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Kadın tek başına tüm zorluklara göğüs görmek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün, bir kaç dakikalığına da olsa, evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner. Gelinciğin kanlı ağzını ve etraftaki kan izlerini fark eder. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odadaki beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Gelincik, bebeği sokmak isteyen yılanı parçalamıştır. Etraf o nedenle kanlıdır. Anne ise kanın nedenini anlamadan gelinciğe saldırıp, oracıkta öldürmüştür…”

İşte önyargı…

Şimdi dönüp ülkemizde olup biten karşısında bireylerin, sosyal kesimlerin, siyasetçilerin, bürokratların, kısacası tüm toplumun sergilediği tutumlara bakalım. Bu annenin sergilediği tutumdan çok mu farklı?

Değil…

Herkesin, kendine ait ön kabulleri, önyargıları var ve herkes tüm olayları bu önyargılardan oluşan gözlügün ardından değerlendiriyor.

Ancak bu böyle gitmez… Gitmiyor da…

Bireyleri ve sosyal kesimleri bir kenara bırakalım. Devlet denilen aygıt üzerinde etkili olan kesimlerin içinde bulundukları ruh halinin, yıllar geçmiş olmasına rağmen, soğuk savaş dönemi psikolojisiyle özdeşleştiği açıktır. Bu psikoloji kendini en çok önyargılı tutum ve davranışlarla göstermektedir.

Türk siyasetinin aktörleri ve ülke yönetimi üzerinde etkili ve belirleyici olan asker-sivil bürokrasinin tüm unsurları, soğuk savaş döneminin bu psikolojisinden ve onun biçimlendirdiği tutumlardan kurtulmak ve ülkenin geleceğine katkı sağlamak istiyorlarsa, önyargılarından sıyrılmak zorundadırlar.

Yedi yıla aşkın bir süredir ülkeyi yöneten AK Parti; daha dün iktidar olmuş gibi davranma alışkanlığını, yanlış anlaşılmaya neden olabilecek politika ve uygulamalarını, ‘sertlik’ olarak algılanan ifade ve söylemlerini gözden geçirmek zorundadır. “Neden böyle algılanıyorum” diye düşünmek zorundadır. Yapılan çalışmalar ve yürütülen politikalar üzerinden önyargı oluşmaması için daha fazla çaba göstermelidir. Uygulanan politikalarla ilgili tek bir vatandaşın dahi kuşkusu varsa, bu ciddiye alınmalı ve gerekli açıklamaları yapmalıdır. Bu, tüm ülkeyi yönetmenin ve devleti vatandaşa hizmet etmenin aracı olarak tanımlayan anlayışın da gereğidir… Bunun yanı sıra, kendisi dışındaki aktörlere ilişkin önyargılardan da sıyrılmalıdır.

Muhalefet partileri; küçük oy kaygıları üzerinden politika yapmaktan vaz geçmeli, toplumu geren ve ayrışmayı körükleyen siyaset dilinden uzak durmalı, parti yönetimleri içinde sertliği öngören ve önyargılı bir dili kullanan aktörleri kenara çekmeli, toplumsal önyargıyı körüklemenin çözüm olmadığını bilmelidir. Çünkü toplumun geniş bir kesimi, bu tür tutumların ve söylemlerin siyasi rant sağlamaya yönelik politik tutum olduğunu biliyor.

Askeri ve sivil bürokrasi; kendini seçilmişlerin üstünde görme alışkanlığından uzaklaşmalı, kendisi dışındaki herkesin ‘hıyanet’ içinde olduğuna ilişkin ön kabullerden sıyrılmalı, hesap vermekten ve şeffaflıktan kaçınmamalı, kendini kurtarıcı ve ülkenin sahibi görme anlayışından uzaklaşmalıdır. ‘Bağrından çıktığını’ iddia ettiği halkı, iç tehdit tanımlamasıyla düşman görme alışkanlığından sıyrılmalıdır. Ortaya çıkan belgeler karşısında; “kim sızdırdı” ve “neden şimdi sızdırıldı” türü soruların peşine takılmak, belgelerin doğruluğuna ilişkin yargıyı güçlendirmektedir. Bunun yerine, gerçeği ifade etmek ve hukuk dışına çıkmış unsurları adaletin karşısına çıkarmak daha doğru olmaz mı?

Toplumdaki sosyal katmanlar arasında kutuplaşmanın önlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için toplumsal güven duygusunun oluşması, bunun içinde tüm tarafların önyargılarından arınmış açık, eşitlikçi ve hukuk kurallarına bağlı bir şekilde davranması gerektiği açıktır.

Sosyal kutuplaşmayı besleyen önyargılara ilişkin en bilindik örneklerden olan; dini değerlerine bağlı bireylerin ‘hain’ veya irticacı olduğu yaygarası, insanları giyim-kuşam ve yaşam tarzları üzerinden yargılama alışkanlığı ve bireyleri etnik kimlikleri üzerinden yaftalamaktır ve bu tur tutumlardan vazgeçilmelidir.

Bizde, önyargıyı pekiştirmek için kullanılan temel araç niyet okumadır…

O nedenle; önümüzdeki dönemin temel koşullarından birisi, niyet okumaktan sıyrılmaktır.

Çünkü niyet okumak; hem kişiyi gerçeğe ulaştırmakta imkansız bir yöntem, hem de önyargıyı besleyen en önemli faktördür.

Kısacası zaman; açık olma, yalan söylememe ve önyargılardan sıyrılma zamanıdır

farukadnan@gmail.com

Bu makale 3,677 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Terör Girdabından Kurtulmak için…
» Bölge İçin Çözüm; Üçüncü Ses
» KCK; Komünalizm ve Konfederalizm
» HDK’nın Farkı Ne?
» Dış politikayı yeniden biçimlendirmek
» Geç kalmış Kürt milliyetçiliği
» Sivil-Asker İlişkisindeki Değişimi Kalıcılaştırmak
» “Şımarık Çocuğun” Fonksiyonu Azalıyor mu?
» Sivil-asker ilişkisine fotoğraflar üstünden bakmak
» Çukurca’daki Patlamanın Anlamı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı