- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Ahmet Özcan
Liberal Faşizme karşı
KAR ŞİİRİ "Karın yağdığını görünce Allah kar gibi gökten yağınca Bu adam o adam gelip gider Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi Sezai Karakoç Milan Kundera, 'totaliter kitch' der, 'herşeyin bir tek şeye dönüştürülmesi, o şeyin aracı kılınması, diğer bütün varolanın yok edilerek sadece o şeyin varkalması'.Faşizm ve Sovyet sosyalizminin totaliter karakterini betimlemek için kullanmış
olsa da, Kundera'nın kastettiği şeyleşmenin alasını liberal kapitalist
dünyada yaşıyoruz artık. Serbest, özgür, demokrat, liberal..kavramlarının perdelediği,
son derece faşizan, tek tipçi, buyurgan bir dünya bu. İçine alamadığını,
farklı olanı, hatta sadece kendi halinde var olanı dahi kendine benzemeye
zorlayan, benzemeyeni ise yok etmeye çalışan rafine bir totaliterizm.
Egemen olduğu her coğrafyayı ve her toplumu tek tip bir kalıba döken
liberal faşizmin Hitler faşizminden farklı tek yanı, kendini özgürlük ve
demokrasi diye sunması. Kapitalizm, egemen olmaya başladığı 18. yüzyıldan beridir, dünyayı bu tek
tip yaşama ve düşünme tarzına zorlayarak ilerledi. İnsanları tek tip
kentlere yığdı, tek tip üretim biçimine köle-işçi yaptı,
tek tip işçi kıyafeti giydirdi, tek tip ücret ve mesai
düzeni kurdu, tek tip gündelik yaşam kültürü dayattı. Avrupa'nın
bin bir çeşit halkları, yüz yıl içinde tek tip birer kapitalist topluma
dönüştüler. Sömürgecilik çağında ise bu tek tip, yoksul dünyaya dayatıldı.
Modernlik, asrilik, çağdaşlık, uygarlık olarak batılı beyaz adamın görüntüsü
empoze edildi. İnsanlığın bin bir çeşit kültürü, dili, yaşama tarzı, inanma biçimi, müziği,
eğlencesi, mutfağı, takvimi, saati, sokağı, giderek tek tipleşmeye başladı.
İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, neredeyse tüm dünya, artık batılı
beyaz adama benzemişti. İnsanlık kelimenin tam anlamıyla, tek bir şeyin dramatik
nesnesine dönüşmüştü. Totaliter kitch, liberal faşizmdi artık. Bu yaşama ve düşünme tarzının dışındaki her şeyi köylülük, gelenek, gerilik
ve barbarlık olarak aşağılayan liberal faşistler, insanlığın animist-pagan
çağlarından kalma en ilkel ve en gerici kültürel kitch'leri ileri ve çağdaş
yaşam tarzının göstergeleri olarak sundular. Özellikle cinsellik, giyim ve eğlence
kültürü, tarih bilmeyenler için, yeni, modern, orijinal bir şey olarak algılandı.
Oysa, batıya ait orijinal tek şey, paranın tanrılaştırılmasıdır. En üst
totaliter kitch olarak paranın, geri kalan her şeyi kendine hizmetkar kılmasıdır.
Bunun dışında, batıya ait olan ne varsa, hiç kimsenin şüphesi olmasın, antik
dönemler ve animist toplulukların yarı hayvani yaşam tarzına aittir. İnsanlığın bu ilkel kültüre esir kılınması, kapitalizmin doğasından kaynaklanır. Çünkü, paranın mutlak hakimiyeti için insanın mutlak boyun eğişi gerekir. İnsanı, paraya kul etmenin tek yolu, onu insanlığından soymaktır. İnsan kalan hiçbir kişi, paraya kul olmaz çünkü. İnsanlıktan soymak demek, akletmemek, hafızasızlaşmak ve cahilleşmek demektir. Bunun için, insanın vücut kimyasına aykırı bir çalışma düzeninin paralelinde bir gündelik yaşam ve eğlenme düzeni ortaya çıkmıştır. İnsan aklının matematiksel çalışma ritmi ile yaşadığı hayatın ritmi arasında ortaya çıkan boşluk, eğlence kültürü ile doldurulur. Tıbbın, psikolojinin stres, depresyon, anksiyete dediği bu boşluğun doldurulması için başvurulan tek yöntemin aynı tip eğlence tarzı olması tesadüf değildir. Akletmeyen insan yani beşer'in doğanın ritmini taklit ederek korunma ve korkularını yenme yöntemi olan animist ritüeller, bugün çağdaş(!) bir şekilde, dans olarak insanlığı sarmıştır. Tıpkı ilkel insan gibi, bu çağdaş insanda korkularını dağıtmak ve üzerindeki yükleri atmak için tek tip bir ritmin aşırı gürültüyle bezenmiş temposu eşliğinde sallanır durur. Bu müzikte, dansta, insanın fizyolojik ritmine uymaz aslında. Ama zaten insan yanı köreltilmiş beşer hali öne çıkarılmış çağdaş kölelerdir bu ritmin salıncakları. İlkel insan doğadan ve ölümden, çağdaş insan ise geleceğinden ve ölümden korkmaktadır. Gününü gün etme, geleceğini-işini- garantiye alma, doğaya, topluluğa sığınma, ilkel insanın davranışlarıdır. Bugün egemen olan çağdaş eğlence kültürü, animist-pagan ilkel çağların hortlamış halinden başka bir şey değildir. İnsanlık, daha komplike bir müzikle, resimle, teatral sanatlarla, bu ilkelliği
aşıp kendini ve doğayı yeniden biçimleme çabasıyla uygarlaşmıştır. Sanat, bütün
türleriyle bir uygarlaşma göstergesidir. Kapitalizm, sanatı da tek tip animist
metalara dönüştürmüş, dönüşmekte direnen sanatları ise yok etmiştir. Bugün var
olan sanatlar, bir sanayi haline gelip kapitalizmin yeniden üretim sürecine
eklemlendiği ölçüde yaşayabilmekte, aksi halde unutulup gitmektedir. Müzik, insanın dillerinden biridir. Acılarını, sevinçlerini, hüznünü,
aşkını, gurbetini konuşturur. İnsana en yakışan dil, müziktir. Ses, söz, ve
ritmin ahengi, insan kimyasının dışavurumudur. Animist müzik doğayı
taklit eder. Uygar müzik ise insanı. Dans, insanın dostları ve sevdikleriyle
beraber vücudunun matematiksel ritminin hareket olarak dışavurulduğu bir konuşma
biçimidir. Bütün duygular, ritme uygun hareketlerle dile getirilir. İnsanlığın
en kadim dans biçimleri topluca, el ele, kol kola, omuz omuza yapılan figürlerdir.
Savaş, barış, aşk, paylaşma, hüzün ve dram, dansla ifade edilir. Bu uygar eğlenme
biçimi, insanı geliştirir, estetize eder, ruhunu olgunlaştırır. Doğanın ritmi, insan doğasının ritmi ve insanın aklının ritmi, bireysel düzeyde bir ahengi yakalarsa, kamil insan; toplumsal düzeyde aynı ahengin ortalamasını tutturursa, uygar toplum ortaya çıkar. Bu kozmik ritm, ilahi düzenin ritmidir. Buna adalet denir. Ne zaman ki bu ritm bozulur, ne zamanki insan- doğa ve akıl arasında denge bozulur, kaos başlar. Kaos, şeytanın düzenidir. İster politik, ister ekonomik, ister bireysel isterse toplumsal olsun, denge, uyum, ahenk, senkron yoksa, boşluklar vardır ve işte o boşlukları, politik düzeyde aşırı güç olarak firavunlar, ekonomik düzeyde özel mülkiyet sahipleri olarak karun'lar, bireysel düzeyde stres, depresyon, şizofreni gibi patolojiler, toplumsal düzeyde ise sosyopati ve anarşi doldurur. Kapitalist toplumlar, işte bu ahengin bozulduğu ve firavunların, Karunların, sosyopatinin egemen olduğu kaotik toplumlardır. Çağdaş eğlence endüstrisi, işte bu kaosun gürültüsünden başka bir şey değildir. Bu gürültü, insanı hafızasızlaştırır, ümmileştirir, uysal köleler haline getirir. İnsan aklının ritmini bozar, aklın tasarım yeteneğini köreltir, tek tipleştirir. Kapitalizm, iki yüz yıldır, adeta tek bir tekniğin ürettiği çoğaltılmış
aletler yapmaktadır. Üretim ve tüketimdeki hız ve üretilen mallardaki
çeşitlilik, hepsinin özünde yatan tek tip tasarım ve tek
tip tekniği perdelemektedir. Dikkatli bakınca, kapitalist teknoloji
ve bilimin, iki yüz yıl boyunca insanlığın kendine ve doğaya dair hiçbir sorusuna
anlamlı cevaplar üretemediği gibi, binlerce yıllık kadim bilgilerin
unutulmasına da yol açarak daha geriye düştüğü görülecektir. İnsanoğlu son 10
bin yıl boyunca, adım adım, pişerek, acı çekerek, iyice test ederek bilgi üretmiş
ve teknik gelişmeler yaşamıştır.Elde ettiği sonuçlar, modern bilimin temelleridir.
Kapitalizm bunların üzerine hiçbir şey eklememiştir. Ve sadece baş döndürücü
bir hızla varolan bilgilerden tüketici ürünler doğurtulup durmaktadır.
İnsanlığın evrensel ve tinsel yürüyüşüne iki yüz yıldır tek bir yeni
adım attırılamamıştır. Kapitalizmin ilerleme masalı, sadece masal değil, insanoğlunun
gördüğü en büyük yalanlardan biridir. Çünkü 10 bin yıllık bilgi birikimi
kullanılıp, insanı yeniden animist çağlara indirmek dışında hiçbir
katkısı ve özelliği yoktur. İnsanın hiçbir kadim sorusuna tek bir cümleyle cevap
eklenmemiş, hiçbir korkusu, hüznü, acısı dindirilememiştir. Sonuçta,
elinde birer çocuk oyuncağı gibi bin bir çeşit alet edevat, görsel işitsel malzemeler,
ulaşım ve imar teknikleri olan ama son derece cahil, korkak, zavallı insan
yığınları ortaya çıkmıştır. İnsanlık, kapitalizmle yeniden çocukluğuna döndürülmüş,
anacıl kişilik tipi egemen olmuştur. Hegel yanılmıştır,
modern kapitalizm insanı ergin olmayış halinden erginliğe eriştirmemiş,
tam tersi, ergin halinden çocukluğuna geri çevirmiştir. Belki de bu nedenle
koca koca insanlar, 3-10 yaş arası çocuklar gibi her duydukları sesle tempo
yapıp sallanan şapşal yaratıklara dönüşmüştür. Akıl ve vücut kimyasının olgunluk
ritmi unutulmak üzeredir. Liberal faşizm, insanlığın düşmanıdır. Şeytanın düzenidir. Para,
şeytanın aletidir. İçinde insan olmayan ve insanın içinde varolamadığı her
şey şeytanidir. Devlet, ekonomi, kültür, eğlence…kapitalist çağla birlikte
insandan kopup kendi başına bir amaç haline gelmiştir. Artık insan devlet
içindir, ekonominin işlemesi içindir, eğlence sektörünün dönmesi içindir. Artık
para, güç ve şehvet, birer totaliter kitch haline gelmiştir. İnsan bu şeytani
aletlerin basit birer kölesidir. Hayatın temposu bu şeytanların etrafında
dans etmekten ibarettir. Animist-Pagan çağların Büyücüleri, şamanları, rahipleri
ise bugün devlet adamları, para sihirbazları, finansörler, teknokratlar ve aydınlardır.
10 bin yıl önce Afrika'nın, Hindistan'ın, Çin'in vahşi ormanlarının ortasında,
yanardağlar ve şiddetli yağmurlar karşısında bir mağaraya toplanıp ateş başında
gürültüler çıkartarak sallanan beşer, hortlayıp kravat takarak, etek
giyerek neon ışıkları altında dünyayı istila etmiştir. 10 bin yıl
önce işte o beşer kalabalığının hırıltılarına kulak tıkayıp, "hayır
ben bu değilim, ve hayat bu değil" diyerek mağaradan kaçan iki insan,
Adem ve Havva, sevgiyle bir birine tutunup akli melekelerinin
ritmini başlatan ilahi adımı atarak her şeyi başka görmeye
başlamış, olan bitenin adını koyacak bilgiye ulaşmış ve kendilerine
yeni, yepyeni bir dünya kurmuşlardı. İnsanlaşma, işte bu ilahi-insani
sevginin ritminin ürünüdür. Bu akli sıralama melekesini çalıştıran
ritmin ürünüdür. İnsan olma çabası, uygarlığı, yani kelimeleri, sesi,
sözü, ahengi doğurmuştur. İnsan, bu ahengin potansiyeliyle doğar. İyilik,
adalet, doğruluk, hak, hukuk, vicdan ve merhamet, insan olmak demektir.
Bunların olmadığı her durum, ortam ve an, işte o mağaraya geri dönüş,
o ilkel çocukluğa, akletmeyen vahşi yarı hayvan hale düşmek demektir.
İnsanlaşma çabası, sevgi denen ilahi nefesle başlamıştır ve hala
sürmektedir. Tarih, işte bu insanlaşma çabasıyla, o mağaradaki beşer'in,
insanlaşanların ürettiği her şeyi çalıp yeniden mağaradaki gibi
bir yaşama dönmeleri arasındaki savaştan ibarettir.Ve son ikiyüz yıldır, para
tanrısı ve onun büyücü kulları olan firavunlar ve Karunlar, yeniden insanlığı
taciz etmeye başlamış ve 10 bin yıllık birikime el koyarak insanlığa mağara
hayatı yaşatmaya başlamıştır. Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu mağaranın dışına çıkalım. Orada her şeyi başka tür göreceğiz, şu yaşanan hayat bize, insana ait değildir, insani değildir, ilkel çağların vahşi dünyasıdır. Bu mağara, bütün ışıltılarına rağmen karanlıktır, içimizdeki ışığı, dışımızdaki ateşi, hayatın gerçek temposunu, doğanın sahici sesini ve görüntüsünü bu karanlıkta göremeyiz. Dışarı çıkalım. Ya içimize, insanlık fıtratımıza dönelim, ya dışarıya insana ait o gerçek dünyaya çıkalım. Orada her şeyin başka olduğunu göreceğiz. Orada bu büyücülerin bağladığı gözlerimize gösterdiklerinin yalan, sahte ve vahşi olduğunu anlayacağız. Orada bu zalim ve ruhsuz dünyanın, aslında şeytanın kafesi olduğunu, insanın asıl dünyasının ise ancak ve sadece insan tarafından tasarlanarak kurulabilecek gerçek bir hayat alanı olduğunu öğreneceğiz. Dışarı çıkalım kardeşlerim, dışarıda tüccar kılığına girmiş şeytanlar
yoktur, dışarıda paraya tapmanın hiç gereği yoktur, dışarıda hiçbir
şeye tapılmaz, Adem hiç bir şeye boyun eğmeyendir, insan
efendi ve köle olmayandır, dışarıda insanın tasarladığı dünyada hiçbir şey tek
tip değildir, orada bin bir çeşit yaşama tarzı, giyim, yeme içme
biçimi, ses, söz, müzik, oyun, eğlence, aşk ve sevgi vardır. Orada tek tip değil,
sonsuz sayıda insan vardır. Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu iğrenç mağara bize göre değil, başka
dünyalar kuralım, sonsuz sayıda farklı olsun, çok dili, çok kültürü, çok
fazla seçenekleri, çok değişik görüntüleri olsun. Binlerce çiçek açsın,
milyonlarca fikir yarışsın. Orada aracılar, tefeciler olmasın. Bizim
ürettiklerimiz alıp bize satanlar, bizim doğurduklarımızı alıp bize saldırtanlar
olmasın.Orada zalime zalim, harama haram, eşkiyaya eşkıya
densin. Orada hırsıza iş adamı, sahtekara finansçı, yalancıya siyasetçi,
muhterise devlet adamı denmesin. Orada histerik şaman ritüellerine
dans, paranın gürültüsüne müzik, fahişeye sanatçı, şebekliğe
eğlence denmesin. Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu mağarada bize yer yok. Bu mağara 100 milyon civarında yaratığın dünyasıdır. Milyarlarca insan için bu dünya zindandır. İnsanın tek suçu, kendi suretindeki o 100 milyon yaratığı da kendi gibi insan, onların kötülüklerini de kader olarak görmesidir. İşte bunun için kurumsal dinler bu kaderciliği beslediği ölçüde resmi din yapılır. İlkel inançlar bilimsel kılıflarla sürekli telkin edilir, büyü, fal, gizem kültürü yaygınlaştırılır. Gerçek aydınlanma, bu ontolojik insan-beşer ayrımının farkına varmak, iyi ile kötünün iki düşman tür'ün hayat yolu olduğunu idrak etmek ve iki ayrı dünya olduğunu görebilmektir. İnsanlık, yeniden Adem ve Havva ruhuna, özüne, ilk şuurlanma haline muhtaçtır.
Adem, toprak, Havva, hava-su demektir. İnsan bunların sentezidir.
Şeytan ise ateştir. Adem ve havva'da hayy, ateşte ise ölüm vardır.
Ateşin çocukları, Ademin çocuklarını yok etmek, olmazsa köleleştirmek için çabalar.
Bu çabayı boşa çıkarmak insanlığın en ortak davasıdır. Aramızda 100 milyon
arızalı yaratık vardır. İnsanlık bu yaratıkların elindeki bütün mülkü,
devleti, gücü, imkanı alarak kendi arasında adaletle paylaşmakla
sorumludur. İnsanlığın varolma davasının özü budur. Gelin bu davaya omuz verelim kardeşlerim. Şeytanın çocuklarını ayaklarımızın altına alacak düzenler kuralım. Modern ve feodal aşiret ağalarının, ulusal ve küresel şeytanların tezgahlarını parçalayıp, özgürlüğün, aydınlığın, kardeşliğin cephesini kuralım. Liberal faşizmle savaş, üçüncü binyılın en ciddi savaşı olacaktır. Adem ve havvanın çocukları, şeytanın çocuklarından son ikiyüz yılın rövanşını öyle ya da böyle alacaktır. Bu savaşta herkes, tinsel, ontolojik ebeveynini kendi seçecektir.Bu savaşta, doğuştan bir dine, bir etnisiteye, bir topluma veya cinsiyete mensup olmanın hiç bir manası yoktur. Tek anlamlı mensubiyet, bu savaşta seçilen ebeveynin kimliğidir. Ademin çocuğu olmak veya şeytanın çocuğu olmak. Başka bir deyişle, Allaha inananlarla şeytana tapanların yolları kesin olarak ayrışacaktır. Herkes safını şimdiden seçmelidir. Gelin Allah'ın ve Ademin safında toplanalım kardeşlerim...Hayy, oradadır.. Bu makale toplam 5575 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||