| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
DTP yerini BDT'ye bırakıyor. Tokat hadisesinden bu yana, demokratik hayatın aldığı arka arkaya darbelerden sonra gelen tek iyi haber bu. Haber gerçekten, iyi, çok iyi… Siyaset yolunun açık kalmasını ifade ediyor çünkü. Şiddet karşısında duruş olarak siyaset; demokrasiyi mümkün kılan araç olarak siyaset; uzlaşma ve diyaloğun manivelası olarak siyaset… Hangisinden yola çıkarsanız çıkın, bugünün Türkiye şartlarını, Kürt sorununun ürettiği sıkıntı ve acıları dikkate alırsanız, tek başına bir "değer"dir siyaset… Siyasete devam haberi birçok açıdan rahatlatıcı olmuştur. Demokratik açılım süreci devam edebilecektir. Şiddet-siyaset-hukuk ilişkileri konusunda odak kayması yaşayan popülist, mağduriyetçi zihniyet savrulmaları da bu yolla dindirilebilecektir. Bir süre önce, 15 Aralık günü şunları yazmıştık, bu köşede: "Siyaset yaşatılabildiği oranda Kürt sorununda çözüm fikri, yönetici ve yönlendirici bir ufuk çizgisi olarak muhafaza edilebilir. Kapatılan DTP'nin yöneticileri ve milletvekilleri ister yeni bir parti kursunlar, ister mevcut bir siyasi partiye katılsınlar, ister örneğin yeni sol hareketle birlikte hareket etsinler, ne yaparlarsa yapsınlar, siyasetin kapılarını kapamasınlar… Siyasetten kopmama, siyasi kapıları kapamama Kürt siyasetçilerinin asli sorumluluğudur. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar karşısında, suskunluğunu usulünce bozup, parti kapatmaya karşı tavrını ortaya koyması, siyasete yol vermesi, Kürtlere bu açıdan seslenmeyi bilmesi de hükümetin, ama öncellikle Başbakan'ın sorumluluğudur…" Her iki temennimiz de yerine geldi… Bununla birlikte kabul etmek gerekir ki, bu son gelişmelerle, Kürt sorunu yeni bir aşamaya geldi. Dört maddede özetleyelim. 1. Hükümet demokratik açılımla Kürt sorununa el atmayı hedeflemiştir. Bu, hem Türkiye hem AK Parti açısından yeni, cesur ve önemli bir aşamaydı. Ancak ilk aşama değildi. İlk aşamada AK Parti silahların suskunluğuna dayanarak sorunu pek önemsemeyen bir tutum sergilemişti. İkinci aşamada, silahların tekrar patlamasıyla birlikte bu kez Kürt sorununu seçim meydanında DTP'yi mağlup ederek ortadan kaldırabileceğini sanmış ve doğal olarak sonuç alamamıştı. Sonra Kuzey Irak'ın koşulları değişti, şiddet tekrar alevlendi ve üçüncü aşamaya, "demokratik açılım" aşamasına gelindi. Bu hamle, sorunu özgürlükler zemininde ele almayı amaçlıyor, şiddeti dindirmeyi hedefliyor, ancak çözüm sürecinde muhatap istemiyor, bir bakıma "Kürtsüz" bir yürüme yöntemini öngörüyordu. Ve bugün bu politika da tıkandı. 2. Tıkandı zira Kürtler sahneye girdiler. Son günlerin tüm siyasi gelişmeleri aslında bu "sahneye girişi" anlatır. Kürt politikası kendisini dikkate almadığı, hatta dışlamayı hedeflediği için demokratik açılım hamlesini bloke etmiştir. Tokat'taki saldırı da, DTP'lilerin Anayasa Mahkemesi'nin kararını vesile yaparak siyasi–demokratik alanı boşaltma adımı da¸ bilinçli bir politikanın açık sonucu olarak bu çerçevede karşımıza çıkmıştır. DTP milletvekillerinin tekrar siyasi alana dönme ve siyaseti Barış ve Demokrasi Partisi'nde (BDP) sürdürme kararı da bu politikanın devamıdır. 3. Bugüne gelince… Bir kere Kürt sorununa muhatapsız, Kürt muhatap olmadan bir çözüm bulunamayacağı görülmüştür. Aksi her denemenin ülkeyi istikrarsızlığa iteceği de ortaya çıkmıştır. Zira anlaşılmıştır ki, Kürt politikacılarının tasfiye duygusu karşısında gösterecekleri direnç, her şeyin, hatta Kürt sorununun bile önünde yer almaktadır. Kürt politikası son gelişmelerle iyice bütünleşmiştir. Ahmet Türk dün milletvekillerinin istifadan vazgeçmesini "Öcalan'ın isteği doğrultusunda" vurgusuyla açıklıyordu. Bu durumda Öcalan'ın Türk siyasi sahnesine bir siyasi aktör olarak girdiğini görmemek mümkün değildir. Bu, PKK'nın silahtan uzak durarak tasfiye edilmesi gibi olumlu bir noktaya gönderme yapabileceği gibi, tersine siyaseti şiddetin emrine ve etki alanına sokabilir… 4. Bundan sonrasına gelince… Açık: Kritik bir noktadayız… 15 Aralık tarihli yazıya tekrar dönelim, şöyle demiştik: “Yeni aşamada, "Kürt politikacıları, Kürt politikası, DTP ve benzerleri şiddet fikri ve eylemleriyle ilişki kurarak yol almaktan vazgeçmelidir. Buna karşılık kamu otoritesi de 'meşru ve yasal Kürt siyasetini' yok saymaktan, onsuz yol alabileceğini düşünmekten, karşı tarafı tasfiye duygusu vermekten uzak durmalıdır…" Evet, şimdi mesele bunu mümkün kılmaktır… Ama risk pek çok… Esas olan her anlamda ve her yerde şiddetin dışlanmasıdır… YENİŞAFAKBu makale 699 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |