Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
10 Şubat 2012, Cuma
 DÖVİZ KURLARI : 
Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu
Başbuğ'un konuşması ve ordu politikası
Ali Bayramoğlu

Başbuğ'un konuşması ve ordu politikası

Asker Trabzon'da ortaya çıktı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, düzenlediği basın toplantısında "Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı psikolojik harekât yürütenlere diyorum ki bulunduğunuz yol, bulunduğunuz yer doğru değildir" diyordu ve devam ediyordu:

"Terör olaylarını Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmeyi, PKK destekleyicileri, PKK sempatizanları yapabilir. Ancak böyle ilişkilendirmeleri ve bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz, yapmamalıdır. Bizi en çok üzen ve yaralayan noktalardan biri, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bizlere canları emanet edilen Mehmetçikler üzerinden kanlı hesaplar yapabilenlerin olduğunun düşünülmesi, ileri sürülmesi konusudur."

Askerin kamuoyuna yaptığı siyasi açıklamalar konusunda tavrımız açık.

Olmaz, olmamalı…

Asker konuşmaz, konuşmamalı…

Ancak asker hala bir siyasi oyuncuysa, bu tür konuşmaları analiz etmek hem ordu siyasetini hem Türkiye siyasetini anlamanın kaçınılmaz yollarından birisidir…

Bu açıdan bakıldığında, Başbuğ'un basın toplantısındaki "eleştiri, savunu ve talep" arasında dolaşan tavrı dikkat çekicidir.

Tokat ve Muş olayları gibi güvenlik açısından askeri ilgilendiren olayların meydana geldiği, DTP'nin kapatılması gibi askerin kendisini müdahil hissettiği gelişmelerin yaşandığı bir esnada, Genelkurmay Başkanı'nın bir basın toplantısını "ordunun imajı meselesi"yle sınırlandırması gerçekten dikkat çekicidir.

Bu durumdan bir anlam çıkarmak gerekirse (ki gerekir) şu söylenmelidir:

Bu ve benzeri konuşmalar, mevcut karargâhın temel sorununun askerin yıpranması olduğunu göstermektedir.

Karargâhın temel politikası da bu imajı düzeltmektir.

Yıpranma süreci gerçektir.

Bu süreç 27 Nisan 2007 e-muhtırasıyla başlamıştır. Bu muhtıra 27 Temmuz'da AK Parti'ye yüzde 47 oranında oy taşımış ve askerin ilk kez bu tarz bir müdahale girişimi sonuçsuz kalmıştır; üstelik ciddi toplumsal tepki görmüştür.

2008 Ocak ayında başlayan Ergenekon soruşturması, askerin siyasi açıdan sorgulanması ve soruşturulmasını ifade ettiği oranda, bu yıpranma sürecinin her geçen gün derinleşen ikinci ayağıdır.

Üçüncü ayak şüphe yok ki, Dağlıca, Aktütün gibi baskınların ortaya çıkardığı toplum sorularıdır. Ordunun askeri gücü ve işlevini masaya yatıran bu sorular, Ergenekon sürecindeki başka sorularla birleşince, askerin sadece askeri zaafiyetini değil, kimi hadiselerdeki sorumluluğunu da tartışmaya açmıştır.

33 askerin şehit düşmesi, Mumcu'nun öldürülmesi, PKK birlikleri etrafındaki kuşatmaların kaldırılması bunlar arasındadır.

Genelkurmay Başkanı bu gelişmelere tepki gösteriyor, daha doğrusu bu gelişmeler karşısında kaldıkları zor durumu dile getirmeye çalışıyor.

Nitekim basın toplantısında Ergenekon davasıyla ve asker ilişkisi açısından söyledikleri de bu duruma bir örnek oluşturuyordu.

Şöyle diyordu Başbuğ: "Adli makamların, ihbar mektuplarına ve gizli tanıkların verdikleri ifadelere karşı daha duyarlı ve daha dikkatli hareket etmeleri gerekir; bu gibi durumlarda Türk Silahlı Kuvvetleri ile bilgi teatisi ve iş birliğinde bulunulmasında fayda vardır; aksi durumlarda kurumlar arası çatışmalara neden olunabilir…"

Açıkçası asker açısından durum zor…

Ancak, askeri karargâh farkında değil midir ki, onların yıpratılma, psikolojik harekât olarak varsaydıkları bu hususların hemen hepsi, ordunun oynamaya çalıştığı devasa siyasi rolden hareketle kendi kendisini yıpratmasıdır.

Bu, açık bir şekilde ordunun siyasi sahneden aşağı itilmesi ve kışlasına itilmesi sürecidir.

Başbuğ zor dönemde genelkurmay başkanı oldu.

Hem ordu politikalarını zamana uyarlamak zorunda, hem ordunun siyasi rolünü mümkün olduğu kadar korumak, imajını ayakta tutmak çabasında…

Yaptığı basın toplantısı bu konumunu dışa vurmaktadır…

Bu basın toplantısı askerin siyasi konulara müdahaleden kaçındığına ya da kendisiyle ilgilenmekten buna imkân bulamadığına yeni bir delildir.

Açıkçası, bardağın dolu tarafı baskın

yenişafak

Bu makale 717 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Siyasi ahmaklık...
» Kürt sorunu neden çözülmüyor?
» Hükümet, Ramazan Akyürek, Hrant Dink...
» Büyükanıt adliyeye...
» Cinayet ve kan izi...
» Silahları gömmek...
» Nefret...
» Darbe karşıtları ve darbe yanlıları
» Dersim, Susurluk, Eymür, Ağar...
» Vicdani red'e red...
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı