| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
İsrail oğullarını grup grup yeryüzüne dağıtmıştık. İçlerinde erdemli ve dürüst kimseler olduğu gibi, böyle olmayanlar da vardı. Belki yola gelirler diye onları iyi günde kötü günde imtihan etmiştik.[Araf-168] Bundan 3 sene önce, dünyanın en büyük Anti-Siyonist Yahudi örgütlenmesi olan “True Torah Jews Against Zionism” isimli kuruluşun kurucu aktivistlerinden haham Yirmiyihu Cohen ile görüşme fırsatı bulmuş ve kuruluşlarının en temel hedefinin, “tüm dünya Yahudiliğini temsil etme iddiası ile hareket eden Siyonist İsrail devletinin Yahudilik inancından kökten bir kopuş hareketini temsil ettiğini tüm dünya kamuoyuna duyurmak olduğunun” altını özellikle çizen Haham Cohen ile detaylı bir sohbet gerçekleştirmiştik. Amerikan ve İsrail medyasının tüm engelleme girişimlerine rağmen, Filistin direnişine verdikleri desteğe dikkat çekmek için yaptıkları türlü sokak gösterileri ile özellikle son yıllarda dünya kamuoyunun ilgisini çekmeyi başaran kuruluş ile olan görüşmemizde öne çıkan noktaları şu şekilde kısaca özetleyebiliriz; 1- Biz, Siyonizm’in Yahudilik (Judaizm) demek olmadığını tüm dünyaya izah etmeye çalışıyoruz. Aksine Siyonizm, Yahudilik inancından kökten bir kopuş hareketi ve inancımıza yönelik büyük bir küfürdür. 2- Ve bizlerin üzerine düşen görev; Diaspora’ya ilişkin Gerçek Tevrat görüşünü bundan habersiz olan Yahudilere tebliğ etmek için çalışmak olmakla beraber, inancımız Sabatikal Milad’ın 69. yılında (Shemittah’a göre yaratılıştan 3829 yıl sonra) Kudüs’teki--420 yıl boyunca ayakta kalmış—(ikinci) tapınağın yıkılmasından bu yana çeşitli uluslar içinde sürgünde olan Yahudilerin, Tanrı Mesih’i gönderene kadar sürgünde yaşamaya devam etmekle mükellef oldukları temeline dayanmaktadır. Bu nedenle, sürgün (Diaspora), Kutsal (Vaad Edilmiş) Topraklar’a ilişkin herhangi bir hak iddia etmememiz ya da o topraklar üzerinde herhangi bir siyasi egemenliğe kalkışmamamız inancımızın en önemli gereğidir. Zira bizim inancımıza göre Yahudilerin herhangi bir ulus ile savaşa kalkışması, tıpkı onlarca senedir Filistin’de yaptığı gibi masum insanlara bu şekilde zulmetmesi haramdır. Yahudilere düşen görev, yalnızca beklemek ve hiçbir siyasi ya da askeri faaliyet içinde bulunmamaktır. Bu, sırf bize ait olan bir inanç da değildir; her yer ve zamandaki Yahudilerin daimi inancı olagelmiştir. Ancak Siyonistlerin girişimleri vasıtasıyla, Yahudilere bu inançları unutturulmaya başlanmıştır. İşte bizim davamız da buna karşıdır. 3- Bugün, İsrail Devleti’nde yaklaşık 5.000.000 Yahudi yaşamaktadır ve bu insanların yaklaşık %20’si Tevrat hükümlerine kesinlikle sadıktır. Ancak, bunların çoğu maalesef biraz cahildirler ve Tevrat hükümlerinin tahrif edilmiş yorumlarının etkisi altındadırlar. İşte bu nedenle, maalesef İsrail Devleti için savaşmayı savunan “dindar” Yahudiler olduğunu dahi duyabilirsiniz. İsrail nüfusunun yaklaşık %10’u ise “hareidim”; yani Tevrat hükümlerinin tahrif edilmemiş gerçek tefsirini takip eden çok daha sağlam dindarlardır. Bu insanlar bizim üyelerimizdirler ve herhangi bir Yahudi devletinin kurulmasının büyük bir günah ve çok vahim bir hata olduğuna ilişkin inançlarımızı yaymak için canla başla çalışmaktadırlar. Onlar, Yahudilerini eğiterek, onlara Siyonizm’in kutsal kitabımız Tevrat’a muhalif olduğunu göstermenin bizler için zorunluluk olduğuna dair sarsılmaz bir inanca sahiptirler. Ve bu doğrultuda hepimizin ortak umudu yani en temel hedefimiz, Yahudilerin, Siyonizm’in Tevrat ve öğretilerine muhalif olduğunun farkına varıp pişman olmaları ve neticesinde, İsrail Devleti’ni hükümsüz kılıp barış içinde sürgünde yaşamalarıdır. Günümüzde ise, seküler Siyonizm çöküş sürecine girmiş ve İsrail devleti’ndeki birçok Yahudi Tevrat’a dönmeye başlamıştır. Bu, sadece Yahudi ve Yahudi olmayan hayatları korumakla kalmayacak, bununla beraber bizim için fevkalade önemi haiz Tevrat hükümlerine riayet etmek demek olacaktır. 4- İşte bu yüzden bizler, Filistinli ve tüm dünya Müslümanlarına ulaşarak, küfür ehli İsrail Devleti’nin onları maruz bıraktığı zulme şiddetle karşı olduğumuzu bilmelerini temine çalışıyoruz. Daha çok Müslüman’a ulaşmayı ve savaşın, Yahudilerde kendi dinlerini suistimal eden ya da yanlış yorumlayan insanlar yüzünden ortaya çıktığını idrak etmeleri için bu tür diyalogları sürdürmeyi arzu ediyoruz. *** Haham Cohen ile olan görüşmelerimiz, Siyonist otoriteler tarafından gizlenmeye çalışılan büyük çelişkilerin bir kez daha dile getirilmesi bakımından bizler için oldukça faydalı olmuştu. Zira tüm dünya Yahudilerini temsil ettiği iddiası ile hareket eden ve adına devlet demekten özellikle imtina ettiğimiz bu cinayet şebekesinin icraatlarının vicdan sahibi Yahudiler tarafından da lanetleniyor olduğunu bilmek bizler için çok önemliydi. Ancak özellikle önemli olan bir nokta daha vardı ki; Bu görüşme, süregelen bir mücadele içerisinde haklı olan taraf olmanın insana ne denli büyük bir güç verdiğini bize hissettiren çok önemli bir tecrübe olmuştu. Hayatta hiç bir şey haklı bir davanın taraflarından olmak kadar güçlü hissettirmiyordu insana. İşte bu sebepten dolayı bu görüşmede Haham Cohen’de hissedilir bir utanç havası hakimdi. Haham Cohen utanıyordu. “İçimizden birtakım beyinsizlerin yaptıkları yüzünden hepimizi helâk mi edeceksin? Bütün bunlar senin imtihanından başka bir şey değildir. Bu imtihan ile müstahak gördüğünün sapmasına fırsat verir, lâyık gördüğünü de doğru yolda yürütürsün. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın [Araf-155]” diye haykıran Hz Musa karşısında utanç içerisindeydi. Ve ’60lı yılların sonlarından bu yana siyonizme karşı aktif bir mücadele sürdürmekte olan Haham Cohen, yaşadığı utancı kendi ağzıyla da itiraf etmekten çekinmedi. “Utanç içerisindeyiz” diye söze başlayarak şöyle devam etti; “Yahudilik adına tüm bu yapılanlar karşısında büyük utanç ve üzüntü içerisindeyiz.” Ancak söz bununla sınırlı kalmadı. Sohbetimiz daha da ilerledi ve bu cinayet şebekesine karşı neler yapılması üzerine yoğunlaşarak sürdü. Ve senelerdir gerçekleştirdiği her katliamı “Yahudi halkının can ve mal güvenliğini muhafaza etmeye çalıştıkları” lafları ile meşrulaştırmaya çalışan Siyonist devletin maskesini düşürmek için yapılması gerekenlerin başında gelen çok önemli bir nokta olduğuna karar verdik. İşte bu yüzden, sohbetimizin geri kalan kısmında bunun üzerine giderek, Anti-Siyonist Yahudilerle, Siyonist otoritelerin 2.Dünya savaşı sonrasında gerçekleşen Yahudi ölümlerindeki rolünü konuştuk. Zira bizlerin –Müslümanların- bu ölümlerin arkasında gerçekte kimlerin yer aldığına dair en ufak bir şüphesi dahi yoktu. Ve bunların, 2.Dünya Savaşı’nda bu dünyadan göçüp gitmiş olan Yeosha’nın hatırası üzerinden, henüz dünyaya gözlerini yeni açan Gazzeli bebeğimize huzur vermediğini ya da kim bilir yaşasaydı bugün 90 yaşlarında olacak olan Sara’nın ölü gözlerini, Batı Şeria’lı dul kadının korkulu rüyası haline getirmeye çalıştığını biliyorduk elbette. Velhasıl; Yahudi’yi mezarda, Filistinli Müslümanları ise toprağında rahat bırakmadıkları gerçeği zihnimizin duvarlarının en görünür yerlerinden birinde asılıydı zaten senelerdir. “Evet! Bu Yahudiler bizzat Siyonistler tarafından planlanan bir oyunun kurbanları idiler” İşte buydu Anti-Siyonist Yahudilerin de ağzından almaya çalıştığımız… Ve Haham Cohen ile olan tüm görüşmemiz boyunca duymayı en çok istediğim işte bu cümlelerdi aslına bakarsanız. Zira sizlerin, benim ya da herhangi bir Müslüman’ın bu gerçekleri dile getirmesi ile bir Yahudi hahamın bunu söylemesi arasında fark olacaktı. İşte bu yüzden, Siyonist otoritelerin Yahudi ölümlerindeki rolünü ortaya çıkaran kaynaklardan notlar alarak yani Haham Cohen’den gelecek olası bir itiraza karşı olabildiğine donanımlı olmaya çalışarak yöneltiverdik o soruyu kendilerine… Ancak Haham Cohen itiraz dahi etmedi… Şaşırmadı, duraksamadı ya da bu sorumuzu geçiştirmeye çalışmadı. Ve önce o günlerin en önemli tanıklarından Haham Michael Weissmandel’in hikayesini anlattı, ardından ise senelerdir Siyonist otoritelerden cevap bekledikleri 10 kilit soruyu bizlerle paylaştı. Michael Weissmandel, o dönemde Slovak Yahudilerden sorumlu SS subayı Wisliceny ile yakın irtibat içerisinde olan bir haham idi. Ve bu ilişkinin nedeni, Haham Weissmandel’in Slovak Yahudilerin zarar görmemesi için Wisliceny’ye sürekli olarak rüşvet veriyor oluşu idi. Ancak 1944 sonbaharında daha fazla rüşvet vermeye muktedir olamadı ve Slovak Yahudilerin Auschwitz’e gönderilmesine engel olamadı. Haham Weissmandel’in tek arzusu daha fazla insanın hayatını kurtarmaya çalışmaktı, bu yüzden Siyonist otoritelerden Nazilere rüşvet olarak vermek için yardım talebinde bulundu. Zira bin ton çay ve bin ton kahve karşılığında bu kez Macar Yahudilerinin hayatını kurtarmaya muktedir olacağına inanıyordu. Ancak Moshe Sharet, Yitzchok Greenbaum ve diğer Siyonist liderler, bu Yahudileri kurtarmak için herhangi bir çabaya destek vermenin mümkün olmadığını karar vermişlerdi. Çünkü bu, onların İngiliz müttefiklerini gücendirebilir ve kutsal topraklarda bir Yahudi devleti kurma planlarına engel olabilirdi. İşte bu yüzden Haham Weissmandel’e bir tuzak kurarak, onu Türkiye-Suriye sınırında tutuklattılar, Weissmandel bu sırada İstanbul’daki Siyonist liderlerden yardım istemek üzere bir seyahate çıkmıştı, ve Mısır’da hapse attılar. Weissmandel tutuklu kaldığı üç ayın sonunda kederden hayatını kaybetti. Zira hayatının son günlerinde da olsa artık biliyordu ki; Onun daha fazla Yahudi’nin hayatını kurtarmak için Nazilere verdiği rüşvetlerin gittiği yer aslında Siyonist otoritelerin kasaları idi. O bizzat Siyonistler tarafından planlanan inanılmaz bir oyunun kurbanlarından sadece birisi idi. Yahudilerin can ve mal güvenliğini koruduğu iddiası ile hareket eden Siyonist otoritelerin karşısında tüm çıplaklığıyla duran o hikayelerden sadece birisiydi Weissmanel’in hikayesi. *** Anti-Siyonist Yahudiler senelerdir hem Haham Weissmandel’ın başına gelenlere dair bir açıklama, hem de aşağıdaki 10 kilit soruya cevap bekliyorlar. 1- Alman Gestapo birimi, 1941 ve 1942 senelerinde, Yahudi nüfusun trenlerle İspanya’ya taşınmasını ve bunların orada yaşayan varlıklı Yahudilerin yardımıyla, Amerika’ya veyahut İngiliz kolonilerine aktarılmasını organize etmiş olmasına rağmen, bunun Siyonist otoritelerce engellenerek bu insanların ölüme terk edildiği doğru mudur? 2- Bu önerinin ve aynı maddi yardım talebinin daha sonra da, İsviçre ve Türkiye’deki Siyonist liderlere yapıldığı doğru mudur ? 3- Peki, bu esnada İngiliz Meclisi’nden 270 vekilin, Alman Hükümeti ile yapmak üzere olduğu 500.000 Yahudi’nin İngiliz kolonilerine göç ettirilmesine dair olan anlaşmanın, Siyonist otoritelerin Hitler ve Eichmann’a olan baskıları ile iptal edildiği; akabinde ise Siyonist basın organlarında ‘ Jews can only go to Palestine ‘ yani ‘ Yahudiler sadece Filistin’e gidebilir’ şeklinde haberler yapıldığı doğru mudur ? 4- Siyonist otoritelerin, bu süre zarfında kendilerine gelen tüm yardım çağrılarını cevapsız bıraktığı doğru mudur? 5- Tüm maddi güçlerine rağmen bu yardım taleplerini cevapsız bırakan Siyonist otoritelerin, Filistin’e gitmeyecek olan Yahudi nüfusu bekleyen son konusunda, açık ve net biçimde bilgi sahibi olduğu ve bunun planlayıcısı olduğu doğru mudur ? 6- Kısa süre sonra, yine İngiliz Meclisi’nden bazı vekillerin girişimi ile İngiliz hükümetinin 300 haham ve ailesine Türkiye üzerinden, İngiliz kolonisi Mauritus adasına gitmeleri üzerine vize çıkardığı ancak bu fikrin Siyonistlerce anında sabote edilerek, 300 haham ile ailesinin ölüme terk edildiği doğru mudur? 300 haham ve ailesinin katili Siyonist otoriteler değil midir? 7- 1944 senesinde Hitler’in Macaristan Yahudilerine önceki metotlara benzer biçimlerde kurtuluş alternatif sunduğu doğru mudur ? 8- Ve bu önerinin yine Siyonist liderlerce sabote edildiği, hatta akabinde Rothschild ailesi tarafından deyim yerindeyse Hitler’in kulağının çekildiği doğru mudur ? 9- Macaristan Yahudilerin defalarca Siyonist otoritelerden yardım talep etmesine rağmen, her defasında reddedilerek, ölüme terk edildikleri doğru mudur ? 10- Son olarak da Dünya Siyonist Organizasyonu yöneticisi ve İsrail’in ilk devlet başkanı olan Chaim Weissman’ın “Filistin topraklarına gönderecek olduğumuz bir inek bile bizim için Filistin’de olmayan milyonlarca Yahudi’den çok daha fazla değerlidir” dediği doğru mudur ? *** Siyonist otoriteler, bu sorulara hala cevap vermedi. Hatta Roger Garaudy gibi cevap arayan Batılı düşünürler de bu otoritelerce susturulmaya çalışıldı. Ancak gerek Garaudy gibi aydınların kararlı mücadelesi gerekse anti-siyonist Yahudilerin gerçeği aramada gösterdikleri gayret sonucunda bazı bilgiler artık gün gibi aşikar hale geldi. Edinilen bu bilgiler ise, Filistin halkının ve İslam aleminin, Siyonist İsrail Devleti ile olan mücadelesi açısından çok büyük önem arz ediyor. İşte bu yüzden, sık sık gündeme getirilmeli, senelerdir hala cevaplandırılmayan bu sorular ve Siyonist otoritelerce gizlenmeye çalışılan gerçekler dünya kamuoyunun gözü önünde tartışmaya açılmalı. Tüm yalanların, bir bir üzerine gidilmeli. Dün Garaudy’nin, bugün ise anti-siyonist Yahudilerin söyledikleri sürekli güncellenerek başlıca gündem maddelerinden biri olma özelliğini her daim korumalı. Ve bu noktada da Müslüman ve Batılı aydınlara çok iş düşüyor. perenbirsaygili@gmail.com Bu makale 6,003 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |