Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Haber10/özel
Haber10/özel
DTÖ, 'ÖlümTohumları' ekiyor
Haber10/özel
'Ölüm Tohumları' ve 'Küresel Dünya Hakimiyeti' kitaplarının yazarı Alman asıllı ünlü muhalif F.William Engdahl ile yoksulluğun temel sebepleri ve Dünya Ticaret Örgütü üzerine konuştuk.

DTÖ, 'ÖlümTohumları' ekiyor

'Ölüm Tohumları' ve 'Küresel Dünya Hakimiyeti' kitaplarının yazarı Alman asıllı ünlü muhalif F.William Engdahl ile yoksulluğun temel sebepleri ve Dünya Ticaret Örgütü üzerine konuştuk.

Sizce bugünkü yoksulluğun temel sebebi nedir?

Bana göre bugün dünyada yaşanan yoksulluğun temel sebebi, 1945’de Bretton Woods anlaşmalarının ardından tesis edilen dolar sistemi yapısı ve bu yapının IMF ve diğer yollarla dünyanın çoğu kesiminde manipülasyonlara yol açmasıdır.

DTÖ’nün oluşturulmasına öncelikli olarak niçin ihtiyaç duyulmuştu?

Dünya Ticaret Örgütü DTÖ’nin kurulması yönünde bir girişim öncelikli olarak 1980’lerin ortasındaki Uruguay Ticaret Raundu sırasında Amerikan tarafından geldi. Amerikan çokuluslu şirketleri tarım endüstrilerini [agrobusiness] ilk defa olarak gündeme taşımak istiyorlardı, çünkü dünyadaki tarım ticaretine hakim olmak istiyorlardı. Buna pazar yönelimli tarım deniyordu. GATT yerine DTÖ’yü kurma fikri, dünya ticaretinin başına bir polis koyma isteğinden çıktı. Böylece Anglo-Amerikan tarım endüstrisi ve çokuluslu şirketlerin çıkarları DTÖ’nün arkasından kontrol edilebilecekti.

Michel Chossudovsky gibi bazı isimler, DTÖ, IMF ve Dünya Bankası’nın global yoksulluğun oluşmasına etki ettikleri yönünde eleştiriler getiriyorlar. Siz buna katılıyor musunuz?

Michel Chossudovsky, DTÖ, IMF ve Dünya Bankası global yoksulluğa yol açıyor derken gayet haklı. Bunlar İkinci Dünya Savaşının ardından Amerika Birleşik Devletleri tarafından icat edilen neo-kolonyalizmin enstrümanlarını kullanıyorlar. Birleşmiş Milletleri ve bu kurumları 45-50 yıldır gelişmekte olan ülkelerin aklını çelme yolunda kullanıyorlar. Bu dünya üzerinde yaşayan nüfusun büyük kesiminde çok yıkıcı olmuştur.

Kimileri DTÖ’nün dünya ekonomisini olması gerektiği gibi yönetmediğini, zengin ülkeler ve çokuluslu şirketlerin lehine ve pazarlık gücü zayıf olan küçük ülkelerin aleyhine çalıştığını söylüyorlar. Mesela zengin ülkeler [bazı tehlikeli maddeleri] kullanabiliyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

DTÖ’ye boşuna zenginlerin kulübü denmiyor. Kurallar Washington, Amerikan, Avrupalı çokuluslu şirketler tarafından belirlenmiştir. Bununla, büyük global şirketlerin yararına işleyecek ticaret koşulları yaratmayı amaçlamaktadırlar. Yeni oluşmakta ya da gelişmekte olan pazarlar bunun dışında bırakılmıştır. Bu da, bana kalırsa, kaçınılmaz olarak adil olmayan bir sistem ortaya çıkarmıştır.

DTÖ’nün BM’nin kurumları, otoriteleri ve faaliyetleri üzerinde, daha doğrusu uluslararası çaptaki ticaret ve kalkınma organizasyonları üzerinde, olumsuz bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

DTÖ, çokuluslu şirketlerin çıkarları doğrultusunda çalışıyor ve bunların en büyükleri Amerikan ve Avrupalı şirketler. Ve bu şirketlerin gündemini organize emeğin gücünü ve gelişmekte olan dünyanın lobilerini zayıflatmak oluşturmaktadır. Mesela UNCTAD bunlardan biridir. Bugün UNCTAD hiçbir etkiye sahip olmayan sadece kağıt üzerinde kurulu bir organizasyon gibi görünmektedir, çünkü DTÖ gibi örgütler bunların bütçelerini ve diğer imkanlarını engellemektedirler.

Doha Kalkınma Raundu’nun bugün, Uruguay Raundunun ardından, ticaret müzakerelerinin merkezinde olduğu görülüyor. Uruguay Raundu DTÖ’nün bir örgüt olarak ortaya çıkmasına sağlamıştı. Doha Raundundan bugünkü ticaret anlaşmalarında bazı değişiklikler yapmasını bekliyor musunuz?

Doha Raundu, yani Doha senaryosu Washington ve Londra’da yazılmıştır. Dolayısıyla Doha Raundundan herhangi olumlu bir şey bekleyemeyiz. Olabilecek en iyi şey Doha Raundunun kapanışının gelişmekte olan ülkeler tarafından bloke edilmesi olacaktır. Böylece hiç bir şey ortaya çıkmayacak ve dünya için en iyisi olacaktır.

[Amerikan şirketlerinin] dünya çapında spekülatif bir ticarete sebep olup olmadıkları konusunda ne düşünüyorsunuz?

ABD, hükümet denetiminin deregülasyonu sürecine 1980’lerde Ronald Reagan zamanında başladı. En yıkıcı deregülasyon, finansal sektörde yaşandı. Bu da 1999-2000 yıllarında bankaların deregülasyona uğraması ile başladı. Şu anda dünyada yaşanan finansal kriz tamamıyla, Amerikan bankalarının ve finans sektörünün deregülasyona uğramasının bir sonucudur. Spekülatif ticaret vs. de bunun bir türevi olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bunları regüle edip tekrar kontrol altına almadıkça da finansal krize çözüm bulamayacağız.

Ölüm Tohumları [Seeds of Destruction] başlıklı kitabınızda Anglo-Amerikan tarım endüstrisinin gıda arzının kontrolünü eline geçirdiğini söylüyordunuz. Buradaki gizli gündem nedir ve DTÖ bunda nasıl bir rol oynamaktadır?

Kitabımda da söylediğim gibi, Türkçesi Ölüm Tohumları, tarım endüstrisi 1950’lerde finansmanının Rockefeller Foundation’ın yaptığı Harvard Business School’da geliştirildi. Buradaki amaç, dikey olarak entegre olmuş global şirketler yaratmaktı. Bunlar o kadar güçlü olacaklardı ki hem yerel çiftçilerin hem de Türkiye, Yunanistan, Çin, Hindistan, Afrika ülkeleri gibi bölgelerin gelişimini engelleyeceklerdi. Bu büyük şirketler aracılığıyla ürünlerini yerel pazarlara yığarak, yerel çiftçileri iflas ettirdiler ve ülkeleri kendi başlarına daha iyi üretebilecekleri ürünleri ithal etmeye zorladılar. Yani tarım endüstrisi çiftçileri ve ülkeleri kontrol etmenin diğer bir aracı olarak geliştirildi. Bunları kontrol edenler yalnızca Monsanto, Archer Daniels Midland, Cargill gibi tarım endüstrisinde iş yapan büyük Amerikan çokuluslu şirketleri değiller. Aynı zamanda tarım endüstrisinin üzerinde politik bir kontrol de söz konusu. En tehlikeli tarafı da burası. Global şirketler tarafından bize ulaştırılan gıdaların kalitesi, etler, fabrika çiftliklerde toplu üretilen tavuklar, genetikleri değiştirilmiş soya fasulyeleri ve diğer gıda ürünlerinin gıda değeri sağlığa zararlı ve ölümcüldür. Fakat tarım endüstrileri aracılığıyla bütün yerel ekonomiler üzerinde kontrol sağlanıyor ve gizli gündem de bu zaten.

Yoksulluğu göz önünde tutarak 9 milyar nüfusa ulaşacağımız 2050 yılı için nasıl bir öngörüye sahipsiniz?

Eğer 2050’de dünyada 9 milyar insan olacaksa, bugün itibariyle kırk yıldır Rockefeller Foundation’ın finanse ettiği bir global nüfusun azaltılması yönünde bir proje ile karşı karşıyayız. Bu proje Dünya Bankası, IMF tarafından dayatılıyor. Gelişmekte olan ülkelere verilen krediler de bu şartlardan biri olarak sunuluyor. Aslında önümüzdeki 5-10 yıl içinde nüfus azalması gibi büyük bir tehlike içinde olacağız çünkü doğum oranlarında önemli bir düşme söz konusu. Afrika’daki doğum oranları bile nüfus artışının sıfır düzeyine yaklaşmış olduğunu gösteriyor. Afrika ki, 25 yıl önce dünyada en hızlı nüfus artışına sahip bölge olduğu düşünülüyordu. Ben sorunun nüfus artışında olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa nüfus artışı bir ülkenin zenginlikleri arasındadır, tersi değil. Ne kadar çok insanınız varsa pazarınız da o kadar büyük olur, ekonominizi geliştirme şansınız da o kadar yüksek olur. 1,3 milyarlık Çin örneğine bakın. Çin’in dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olması sebepsiz yere değil mutlaka.

Şu anki global ticaret sisteminin olumsuz etkilerini ve risklerini ortadan kaldırmak için milletler arası dayanışma açısından yapılması gerekenler nelerdir sizce? Bu tarz girişimlerin global yoksulluğu ve adil olmayan ticaret koşullarını engelleme şansı var mı?

Bugün adil bir ticaret sistemine sahip olma yolunda atılması gereken ilk adım, Dünya Ticaret Örgütü’nü ortadan kaldırmak olacaktır. Böyle bir örgüte ihtiyacımız yok kesinlikle. Tepeden tırnağa yozlaşmış, kurallar güçlü taraf zayıf tarafı alt edecek şekilde yazılmış… Dünyadaki milletlerin çoğu DTÖ’de zayıf tarafta bulunuyor şu an. İlk adım bu olmalı bu yüzden. Sivil hareketler bunu gerçekleştirme yolunda kesinlikle bir rol oynayabilirler. Ne kadar insan bu kuralların ölümcül olduğunun farkına varırsa, o ölçüde tepki de gösterecekler ve ülkeler artık biz burayı terk ediyoruz ve kendi yolumuza gidiyoruz diyeceklerdir.

Bu makale 1,117 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» "Deprem sonrası rahmet, iyilik ve kardeşlik sahneleri"
» 'Türk-Ermeni ilişkileri normalleşmeli'
» “İnsanlığın dramı Ahıska”
» “Rumlar anlaşmamak için masaya oturuyor”
» “Hiç kimsenin kanını dökmedik”
» Siyonist medya sözlüğü
» DTÖ, 'ÖlümTohumları' ekiyor
» TÜRKİYE’NİN KÜRT SORUNU ALGISI
» Selahattin Özer'le 'Müslümancı'ların değişim trajedisi üzerine
» İsrael Shamir: Türkiye Ortadoğu’da daha etkin olmalı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı