| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 10 Şubat 2012, Cuma | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Açılım başarıya ulaşacak mı? İşte bu soruya cevap aramak demek, geleceğe ilişkin bazı tahmin çabası demektir. En baştan söyleyelim; insan dünyasının geleceği, gelecek gelip çatmadan önce kesin olarak bilinemez. Astronom da gelecekteki gökyüzü olaylarını tahmin eder. Ancak onun tahmini –şayet evrenin yapısı değişmezse- kesin şekilde gerçekleşecek bir tahmindir ve sadece henüz gerçekleşmemiştir. Doğa bilimci geleceğin projesini önceden çizebilir. Gelecek, o öyle çizdiği için öyle olmaz; gelecek öyle olacaktır ve o bunu önceden bildirmiştir. Sosyal bilimci ise geleceğin resmini “şimdi”den doğru çizemez. Çünkü insan dünyasının geleceğini belirleyen, orayı dolduran sayısız aktörün değişken iradeleri, tasarımları yahut kararlarıdır. Bu dünyaya ilişkin tahminler, dayanılan kanıtlara göre, az ya da çok ihtimaliyet taşır. *** Bir sorunumuz var. Adına ister Kürt sorunu ister Güneydoğu yahut bölücülük sorunu diyelim, bir sorun var. Ağır kayıplar yaşandı. Binlerce can hayatının baharında toprağa düştü. Ülkenin enerjisi ve kaynaklarının büyük kısmı tükendi. Bu sorun geleceğimizi tüketmeye de aday. Onu çözmekten başka çaremiz yok. Ama nasıl? Yıllardır herkes çözümden söz etti. Kürtçüler, devleti yöneten siyasetçi ve bürokratlar, sivil toplumdan birileri, aydınlar; hemen herkes aynı şeyleri dile getirdi. Fakat süreci sadece AKP başlattı. Türkiye Kürtlüğü etrafında cereyan sorunun çözümü için adımlar atılmaya başlandı. Belli ki sayın Başbakan tarihe geçmek istedi. Çünkü bu sorunu çözen, gerçekten tarihe geçecektir. Ancak unutmamak gerekir ki, çok karmaşık ve sayısız değişkenin kapımıza taşıdığı ve halen itici gücünü oluşturduğu bir sorunu çözmek öyle kolay değildir. Galiba bu yakıcı sorun kimsenin tarihe geçmesine izin vermeyecek! İktidarın doğru adım attığını yahut atılan adımların -gerçi hangi adımların atıldığını bilmiyoruz ya- sorunu çözebileceğini söylemiyoruz, sadece şunu görüyoruz: Bu sorunun çözümü için ilk defa bir teklif ortaya atıldı. Belki de yanlış yerden başlandı, belki atılan adımlar ve oluşturulan hava, karşıtlarının iddia ettiği gibi gerçekten ülkenin felaketi olacak…. Bunu bilmiyoruz. Ama ilk defa bir çözüm iradesi en üst düzeyde ve açıkça “beyan edildi.” Gerçi bu satırların yazarına göre, AKP bile nasıl çözeceğini bilmiyor. Bunu, ilk başlarda olup bitenleri eline yüzüne bulaştırmasından anlıyoruz. Kandil’den gelen eşkıya görüntüleri eşliğinde DTP’nin çirkin şovunu hatırlayalım. Süreci doğru yöneten bir iktidar her şeyi kılı kırk yarıcı biçimde hesaplardı, olmadı, yapamadılar. *** Gerçi iyi de oldu. Böylece hep çözüm çözüm diye ortalıkta gezenlerin eteklerindeki taşlar döküldü. Şimdi görüyoruz ki, “sorunun gerçekten çözülmesini isteyenler el kaldırsın” desek, sadece iktidarla vatandaşın eli kalkacak. İktidar, var olabilmek, varlığını sürdürebilmek için sorunu çözmek isteyecek. Türküyle Kürdüyle çözüm isteyen vatandaş ise kendi geleceği için bunu talep ediyor. Kim ne istiyor ve ne bekliyor? Görünen o ki, bu sorunun çözümünü neredeyse hiç kimse istemiyor; ne içtekiler ne de dıştakiler! DTP’den başlayalım… Varlığını Kürt etnisitesi üzerinden siyaset yapmaya adamış DTP, bırakın çözümü desteklemek, daha ilk başta sorunu çözümsüzlüğe mahkûm etmek için elinden geleni yaptı. İnsanlığın barış gibi güzel sözcüğünü öylesine ikiyüzlü kullandı ki, bu kelimeyi duyanlar bu kavramda güzellik değil sahtekârlık algılamaya başladılar. Erdemli kavramlar DTP’lilerin ağzına yapıştığından beri hiç bu kadar bahtsız olmamışlardı. Bu kavramların anlamı hiç bu kadar saptırılmamıştı. Ne diyor DTP? Akan kan dursun, barış gelsin… Peki nasıl olacak? Teröristleri öldürmeden olacak… Silah bırakılsın… Peki kim bırakacak? Terörle mücadele edenler. Ya teröristler? Onlar özgürce varlığını sürdürecek! Kendisine operasyon yapılan teröristler terörü durdurmasın da, onlara karşı vatanı savunanlar operasyonları durdursun, yani vatanı savunmasın… İnsan aklının ve sağduyusunun iflas ettiği bir anlam karmaşası bu! DTP sorunun gerçekten çözümünü isteyemez. Çünkü bu partinin siyasal arenadaki varlık nedeni, üç-beş slogandan ibaret ve bırakın Türkiye üzerine, kendi bölgeleri üzerine bile politikaları yok. Zaten kapatma davası görülürken bu kadar şirretçe terör örgütünü desteklemeleri, “lütfen bizi kapatın” diye rica etmek demek. Sadece Anayasa Mahkemesi’ne el açıp yalvarmadıkları kaldı. Bu sorun ortadan kalktığında, DTP diye bir parti, dolayısıyla yeni siyaset ağaları kalmayacak ortada! Öyle ya, bu ülkeye Kürt ırkçılığından başka neler söyleyebilirler? Bu arada geleceğe ilişkin bir kanaatimizi belirtelim; DTP’yi cezalandırmanın yolu, onu siyaset yapmaya mahkûm etmektir, kapatmak değil. Kapatılırsa, etnik temelli siyasetine bir gerekçe daha bulmuş olacaktır. Şimdiden “kapatılırsak çok kötü olur” diye ortalıkta geziniyorlar. Gerçekte ne olur? Hiçbir şey olmaz. Yeni bir parti kurulur, yine aynı söylem devam eder; bir zaman sonra, onu destekleyenlerde bile bir bıkkınlık başlar. Halk deyimiyle, “tavsar.” Daha önemlisi, Türkiye Kürtlüğünün sağduyusu ortadan kalkmış değildir. Onlar, kendilerini temsil ettiğini iddia eden bir partinin samimiyetsizliğini pekâlâ fark etmektedirler. Hatta seçim barajı düşürülse ve aynı zamanda oy verme sürecindeki PKK baskısı ortadan kaldırılsa, seçilip seçilemeyecekleri bile kuşkulu hale gelir. Ama bu arada mutlaka “etnik mağduriyet duygusu”nu ve “etnik karşıtlık bilinci”ni ivmelendirecek adımlardan sakınmak gerekir. Mesela geçen seçimlerden önce Başbakan’ın Hakkâri konuşması bu etkiyi yapmıştı. Türkiye Kürtlüğünün bu noktada bir açmazı vardır. Yükselen Kürtlük romantizmiyle, etnik bilinç siyasal kararlarda etkin olmayı sürdürmektedir. Bunu dile getiren ve DTP’de kümeleşmiş “siyasal ağalar” da kendi oylarının buna bağlı olduğunu bildikleri için, sürekli olarak etnik duygusallığı tahrik etmektedir. Sanki onları Türkler mağdur etmiş gibi, adeta Türklerden bir bedel talep edecek kadar şirretçe tavır sergilemektedirler. Ancak Türkiye Kürtlüğü, bu söylemin ve DTP’nin çizgisinin kendileri için hiç de “iyi” olmadığını bilmektedir. Yani Kürtler romantizmle rasyonalizm arasına sıkışmış durumdadır. *** Diğer aktörlerin durumu nedir? Kürt coğrafyasının feodal ağaları da korucular da çözüm istemiyor; çünkü varlıkları bu sorunun devamına bağlı. DTP dışındaki Kürtçüler istiyor mu? Hayır. Sorun çözüldüğü takdirde, gerçek dünyayla yüzleşip gerçek sorunları çözmeleri gerektiğini biliyorlar. Toplumsal yeniden yapılanma, feodaliteden açık toplum bilincine geçiş… Bu süreç, rant sağlayacak bir şey değil. Uzun soluklu, samimiyet gerektiren ve getirisi olmayan bir süreç. Hele etkin oldukları kamu kurumlarından bol bol ihale alan Kürt burjuvazisi sorunun çözülmesini hiç istemez. Muhalefet “bu sorunu çözüm çabaları AKP’yi yakıp kavursun ve oylar bize aksın” derdinde. Zaten neyin açılacağını beklemeden, daha en baştan “hayır” dediler ve başka bir şey demediler. Gerçi açılımda bir şey açılmadı, o da ayrı bir husus. Ama ilk başta kötü adam ilan etmeden, “istemezük” demeden önce, hiç olmazsa “buyurun, sizi dinleyelim” demeliydiler. Devam edelim… Öcalan çözümün kendisinin sonu olduğunu bilmektedir ve liderliğini sürdürmek için çözüme taraftar değildir. Kandildekiler “sorun devam etsin ve biz de varlığımızı sürdürelim” gayesi güdüyorlar. Her türden bürokrasideki darbeciler ve cuntacılar “sorun büyüsün, iç çatışma çıksın da darbemizi yapalım” derdindeler. Hele darbe planlayıcısı olarak itham edilen Ergenekoncular çözümü hiç istemiyor. Onlar bunu bir kurtuluş olarak görüyorlar. Son günlerde şehirlere taşınan olaylar, darbe ortamını oluşturmaya yönelik gibi görünüyor. Gerçekten de şu anda darbeyi zorunlu kılacak tek şey, yaygın bir iç çatışma olabilir. Darbeciler ve çözüme taraftar olmayanlar –özellikle PKK ve DTP cephesi- bunu çok iyi biliyor. Darbenin ülkeyi daha büyük bir hızla parçalanmaya götüreceği aşikâr ve onlar da “şayet darbe olursa, yeni kurulacak Kürt devletinde köşe başlarını tutarız” modunda. Doğrusu son günlerdeki olaylara bakıp “darbecilerle PKK ve DTP’liler el ele mi?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İstanbul dükalığı çözüm ister mi? Hayır. Çünkü onlar küresel düzen içinde zaten nemalanıyor ve ortalık karışıkken daha çok rant elde ediyorlar. Herhalde ortalığın karışmasını en çok isteyecek olanlar faiz lobisi olsa gerek! Dış güçler; mesela İngiltere ve İsrail ister mi? Hayır. Biri Türkiye’nin etkinlik kazanmasını hiç arzu etmez, diğeri Türkiye üzerindeki kontrolünü kaybetmeye asla yanaşmaz. Yani Türkiye’nin enerjisini tüketmesi en çok onlara yarar. Ya Amerika! O da “kendi istediklarinin yapılması şartıyla” çözüm taraftarı. Onun istediği ise, bu coğrafyanın ruhuna aykırı bir yapılanma talebi. Kullandıkları Kuzey Irak Kürtlerini yedek kuvvet olarak muhafaza edip Türkiye’ye emanet etmek. Bunun için de PKK kartı, onların elindeki “Türkiye’ye şantaj vasıtası.” Gazeteciler görünüşte çözüm heveslisi, gerçekte ise sorunun devamından içten içe mutlu oluyorlar; çünkü engin bilgilerini ve derin analizlerini sunma imkânı buluyorlar. Yoksa ne söyleyecekler! *** Sadece sıradan vatandaş, sokaktaki Kürtler ve Türkler çözümü içten istiyor. Çünkü bu rant meselesi haline gelmiş kavgada, onların çocukları toprağa düşüyor. Sorunun iki çözüm yolu var. İlki, Öcalan’ın domuz gribinden telef olması, diğeri de Kürtlerin DTP’yi alaşağı etmeleri. Sorunun çözümünde en etkili yol Türkiye Kürtlüğünün gelecek seçimlerde DTP’yi bir kenara itip tercihini tamamen özgürce kullanmasıdır. Bu, onların gelecekleri için daha önemlidir. Çünkü hiçbir Kürt kendi geleceğini bölünüp parçalanmış bir Türkiye’de, dolayısıyla “faşist bir Kürt yönetimi”nde görmez. Bölücüler bu ülkeyi bölmeyi başarırsa, yeni kurulacak yönetim sadece faşist bir yönetim olabilir. Yani Türkiye parçalanırsa, enkaz en çok Kürtleri ezer. Bugüne kadar bölünme tehlikesinden büyük ölçüde Türkler kaygılandı ve halen kaygılanmaya devam ediyorlar. Bu noktadan sonra Türkiye Kürtlüğü de kaygılanmalıdır. Zira hepimizin geleceği bu coğrafyadadır ve birlikte yaşamaya bağlıdır. Neredeyse hiçbir aktörün çözüme taraf olmadığı bir sorunun çözümü zor, ama mümkündür. Asıl güç halkın gücüdür ve henüz kendini göstermemiştir. Şimdilerde kendini gösteren, halkın içindeki şark kurnazları; “acaba bize de bir gün ranttan pay düşer mi?” diye heveslenen kitle! Sokakları ateşe veren onlar. Bilmiyorlar ki ağanın çocuğu ağa olu, marabanın çocuğu ise aklını kullanmadıkça maraba olmaya mahkûmdur. Asıl sağduyu sahibi çoğunluğun kendini göstermesi geciktikçe, sorumlulukları da büyümektedir. Acaba Türkiye Kürtlüğü kendine gelip kaba romantizmin perdelediği toplumsal aklın galibiyetini ilan edebilecek midir? Ben buna inanıyorum ve inanmayı sürdürüyorum. milaykokturk@gmail.com Bu makale 1,375 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |