 Abdulhamit Bilici
İsviçre, Suruş'u haklı çıkardı!
Abdulhamit Bilici
5 Aralık 2009 Cumartesi 03:08
|
İsviçre'nin minare yasağı, beni 7 yıl önce İstanbul'da yapılan AB-İKÖ ortak toplantısına götürdü. AK Parti iktidara gelmemişti. Etkinlik, İsmail Cem'in vizyoner girişimlerinden biriydi.
Siyasi liderleri bir araya getiren zirve öncesi düzenlenen bir panelde, Müslüman ve Batılı aydınlar gündemdeki konuları tartışmışlardı. Henüz 11 Eylül felaketinden birkaç ay geçtiği için konular, İslam, insan hakları, şiddet gibi başlıklar etrafında dönüyordu.
11 Eylül atmosferinde İslam ve Ortadoğu üzerine yaptığı hayli önyargılı yorumlarıyla öne çıkan Prof. Bernard Lewis de konuşmacılardan biriydi. Uzun zaman geçmesine rağmen yaptığı bir analiz hâlâ hafızamda.
Farklı medeniyetlerin bir arada yaşama tecrübelerini değerlendiren Prof. Lewis, İslam dünyası ile modern Batı'yı karşılaştırıyordu. Ona göre, İslam medeniyetinin bu konudaki modeli, Osmanlı'da mükemmel formuna ulaşmıştı.
Formülün özü, farklı dinî topluluklara tanınan grup haklarıydı. Belki Müslümanlar birinci sınıftı, ama Osmanlı millet sistemi, diğer dinî gruplara otonomi tanıyor ve kendi içinde büyük haklar veriyordu. Farklı Hıristiyan mezheplerin ve Yahudilerin ibadetleri, ibadethaneleri, mezarlıkları, dilleri, örf ve âdetleri dokunulmazdı. Medeni hukukla ilgili birçok konuya bile kendi içlerinde karar veriyorlardı. Lewis, bu formülün o günkü dünyanın en parlak modeli olduğunu itiraf ediyordu.
Ancak ona göre, modern Batı vatandaşlık modeli ile Osmanlı'yı geride bırakmıştı. Zira vatandaşlık modeli, laikliğe dayandığından hiçbir dini diğerinden ayırmıyor ve önceki modelde dinî gruplara tanınan hakları, bütün vatandaşlara yayıyordu. Ona göre, İslam dünyasının yaşadığı krizin kaynağı da bir zamanlar oldukça ilerici olan kendi modelini yenileyememesi ve Batı'nın ürettiği modelin gerisinde kalmasıydı.
Batı modelini en ileri düzeyde uygulayan İsviçre'de minarelerin referandumla yasaklanması, Lewis'in daha ilerici olduğunu iddia ettiği Batı'nın bir arada yaşama modelini yerle bir etmiş durumda. Çünkü bu kararla İsviçre, çoğu bu ülkede doğmuş 350 bin Müslüman vatandaşının temel haklarından birini yasakladı. Ezan sesine zaten izin vermeyen ülke, şimdi minareleri de yasaklıyor. Belki de sıra yarın camilere gelecek.
Kuşkusuz İsviçre'de alınan bu karar, ne tüm İsviçrelileri ne de bütün Batı'yı temsil ediyor. Nitekim İsviçre'nin içinden ve Batı'dan karara tepkiler çığ gibi.
Ancak İsviçre gibi Batı'nın en batısı denebilecek bir ülkede yüzde 57 gibi bir oranla dinî bir hakkın yasaklanması; vatandaşlık kavramının anavatanı Fransa'nın Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin bu yasağı savunması; Hollanda'da benzer bir girişimin son dakikada önlenmesi ve yıllardır Avrupa'da farklı olanların yaşadığı ayrımcılık örnekleri, Lewis'in savunduğu ilerici Batı modelinin ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Başta desteklediği İran devriminin, bugün aldığı şekle yönelttiği ağır eleştirilerle tanınan İranlı entelektüel Abdülkerim Suruş, Batı'daki bu geri gidişi sekülerizmin yaşadığı büyük krize bağlıyor. Laikliğin, bir din haline gelerek, bütün dinlerin mensuplarına eşit davranmak yerine, onlarla savaşa başladığını düşünen Suruş, büyük krizi şöyle anlatıyor: "Sekülerizmin, bir din haline gelerek dinlere savaş açması değil, dinleri sindirmesi bekleniyordu. Dinlere itirazın temel nedeni, örneğin, İslam'ın Hıristiyanlara, Yahudilere eşit davranmaması, Müslümanlara tanıdığı bazı hakları diğerlerine vermemesi değil miydi? Şayet sekülerizm de aynı şekilde davranmaya başlıyor ve seküler olmayanları bazı haklardan men ediyorsa, başladığımız yere dönmüş oluyor."
İsviçre örneği ve Avrupa'da Türkiye'ye yapılan din temelli muhalefet gibi gelişmeler gösteriyor ki, ya Prof. Lewis'in övdüğü Batı modeli, ya baştan beri bir ütopya idi ya da Batı herkese eşit hak tanıyan vatandaşlık sisteminden geri adım atıyor. Lewis ve benzerleri, din adına terör yapan El Kaide vakası için 'İslam'ın Krizi' demişti. Bu durumda laiklik adına minare yasaklayan İsviçre olgusuna da 'Batı'nın Krizi' demek ve demode ilan edilen kendi bir arada yaşama modelimiz üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.
Zaman