Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Abdulhamit Bilici
Abdulhamit Bilici
Davutoğlu Yeni Osmanlıcı mı?
Abdulhamit Bilici

Davutoğlu Yeni Osmanlıcı mı?

Salı günü bir gazetemizde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na atfen yayınlanan manşet ilginçti.

Davutoğlu, AK Parti'nin Kızılcahamam kampında dış politikayı anlatmış ve Afrika açılımından Hillary Clinton'la yaptığı sohbete kadar birçok detay vermişti.

Manşet olacağını bilse, "Sarkozy, kafasını kaldırdığı her yerde Türk bayrağı görecek" tonunda konuşur muydu bilemiyorum. Ama anlattıklarının çoğu, değişik ortamlarda gazetecilerle paylaştığı hususlardı.

Şaşırtıcı olan, bakanın, başkaları ifade ettiğinde karşı çıktığı Yeni Osmanlıcılık kavramını sahiplenmesiydi. Haber de şöyleydi: "Davutoğlu ilk kez Türkiye için "Yeni Osmanlı" nitelemesinde bulundu: "Osmanlı'dan kalan bir mirasımız var. Yeni Osmanlı diyorlar. Evet, Yeni Osmanlı'yız. Bölgemizdeki ülkelerle ilgilenmek zorundayız..."

Bakanın, çokça spekülasyon yapılan 'Yeni Osmanlıcılık'ı kabul etmesi bana tuhaf geldi. CIA'nin gölge kuruluşu diye ünlenen Stratfor adlı düşünce kuruluşunun başkanı George Friedman'ın, Türkiye için çizdiği yol haritasına 'Yeni Osmanlı' adını vermesinden sonra kavram iyice şaibeli hale gelmişti. Friedman'a göre, Türkiye imparatorluk olarak geri dönecekti. Hindistan, hatta Çin gerileyecek; Türkiye yükselecekti. Ama bunun için Türkiye yüzünü AB'den İslam dünyasına çevirmeliydi. Kimilerine göre, bu BOP'un yeni versiyonuydu.

Davutoğlu'nun, bu tartışmaların ne kadar farkında olduğunu, Lübnan gezisinde bizzat görmüştüm. Bakan, ülkenin önde gelen gazetecileriyle 2 saati aşkın bir süre konuştu. Davutoğlu, hocalıktan gelen alışkanlığıyla düşüncelerini zevkle anlattı. Gazeteciler de Türkiye'nin bölge vizyonunu nefessiz dinledi.

Sohbetten hatırımda kalan en önemli nokta, Davutoğlu'nun söze, izlenen politikanın 'Yeni Osmanlıcılık' olmadığını vurgulayarak başlamasıydı. Osmanlı mirası elbette önemliydi. Ama şimdi yeni şartlar vardı. İçişlerine karışmama ve her ülkenin eşitliği, iki zorunlu prensipti. Mevcut sınırlara saygı şarttı. Yapılması gereken, sınırları resmen değiştirmek değil; onları, insan, mal ve fikirlerin geçişine izin vermeyen duvarlar olmaktan çıkarmaktı.

Nitekim Davutoğlu, Libya gezisinde bir açıklama yaparak habere itiraz etti. İçeride veya dışarıda hiçbir zeminde 'Yeni Osmanlıcıyız' diye bir tabir kullanmadığını söyledi.

Elbette bu, Osmanlı'nın dış politikada görmezden gelindiği veya gelineceği anlamına gelmiyor. Diplomasinin merkezine, Türkiye'nin tarihî, kültürel derinliğini yerleştiren Davutoğlu bir yana, sol kökenli bir isim olan rahmetli Dışişleri Bakanı İsmail Cem bile Osmanlı mirasının ciddiye alınmasından yanaydı. Cem, 'Yeni Yüzyılda Türkiye' kitabında, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleneksel dış siyasetinin Osmanlı geçmişine hürmetsizlik ettiğini belirtiyor ve onun coğrafyasından kendini soyutlamasını yadırgıyordu. Dış politikaya tarihî ve kültürel bir boyut kazandırmayı hedeflediğini söyleyen Cem, çok kültürlü, çok kıtalı, çok dinli Osmanlı tecrübesine vurgu yaparak, İslamcı-laik, Avrupalı-Asyalı, Doğulu-Batılı gibi ayrımların Türkiye için geçersiz olduğunu düşünüyordu.

Daha AK Parti iktidara gelmeden, Aksiyon Dergisi'nde (9 Şubat 2002) 'Mecburi istikamet Osmanlı mirası' diye bir kapak hazırlamış ve o gün sade bir akademisyen olan Davutoğlu ile dosya için konuşmuştum. Ahmet Hoca, Türkiye'nin Batı'da Doğulu, Doğu'da Batılı gibi görülmekten kurtulmak için kendi tarihi ve kimliğiyle yüzleşmesini zorunlu görüyordu. Ancak bunun için Osmanlı taklitçiliğini aşan bir formül öneriyordu: "Batı'dan bakıldığında, o dünyanın insan hakları, demokrasi ve ekonomik standartlarına uyan; Doğu'dan bakıldığında ise dini, milli kimliğini aşağılık kompleksi taşımadan Batı'ya taşıyan bir ülke olmak."

Türkiye, elbette tarihiyle ve kimliğiyle barışıyor, barışacak. Ama bunu, başkalarının yüklediği misyonlar üzerinden değil, kendi tanımları üzerinden yapacak. Bu arada, Kızılcahamam kazasının, Davutoğlu'nun zevkli sohbetlerini bitirmemesini umarım.

Bütün okurların Kurban Bayramı'nı tebrik ediyorum. a.bilici@zaman.com.tr

Bu makale 368 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İran nereye gidiyor?
» Suriye için 4 senaryo!
» Bu kez Esed'e one minute!
» İran ve İsrail'in alengirli işleri!
» Baykal'sız Türkiye!
» Selamün aleyküm min İstanbul!
» Atatürk adına Avrupa karşıtlığı!
» Kansız iç savaşmış!
» Hükümet mi cesur, medya mı?
» PKK ve Öcalan'ı aşan bağlantılar
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı