Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Fadime Özkan
Fadime Özkan
Atatürk'ün abartılmasında kendisinin de günahı var
Fadime Özkan
Tek parti dönemi uzmanı ünlü tarihçi Prof. Dr. Mete Tunçay, Atatürk ve Dersim'i farklı bir söylemle ele alıyor. İşte Star gazetesinde yayınlanan Fadime Özkan röportajı:

Atatürk'ün abartılmasında kendisinin de günahı var

Tek parti dönemi uzmanı ünlü tarihçi Prof. Dr. Mete Tunçay: "Türkiye'de bir Atatürk kültü kuruldu. Atatürk tanrılaştırıldı, mevlütü bile yazıldı" diyen Prof. Tunçay: Bu, Mustafa Kemal'in kendi sağlığında başladı. O da razı oldu. Bunda onun da günahı var. Atatürk büyüktü, peygamberdi" diyenler bunu İnönü'ye muhalefet için yapıyorlar. İsmet Paşa'ya sen küçüksün diyemedikleri için "Atatürk çok büyüktü" dediler. "

* * *

Prof. Mete Tunçay, Türkiye'de siyasal düşünceler tarihi disiplininin gelişmesinde katkısı çok büyük olan, çok büyük bir düşünür, akademisyen. Sosyalizmin (hatta sosyal demokrasinin) gerçekleşmesi için demokrasiyi gözden çıkarmayı düşünen kimi "sözde sosyalistler"den farklı olarak liberal demokrasiye, açık topluma inanıyor. Herkesin ortak saygısını kazanmış sol liberal bir demokrat. Tarihçiliğin namusuna halel getirmeyen bir tarihçi.

İki ciltlik "Türkiye'de Sol Akımlar" adlı devasa çalışmasının yeni baskısı İletişim Yayınları'ndan çıkınca kapısını çaldık ve Türk sol düşünce tarihinden bugünün neden güçlü bir solun olmadığına, tek parti döneminden Atatürk'e, Dersim'e kadar engin bir deryaya daldık. İnsanın, işi gücü bırakıp öğrencisi olası geliyor. Öyle "tatlı" anlatıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı olan Tunçay'ın pek çok başka değerli çalışmasının yanı sıra "Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması" adlı çok önemli bir çalışması daha bulunuyor.

• Atatürk ve Cumhuriyetin ilk yılları artık daha geniş toplum kesimlerinin de takip ettiği bir tartışmanın öznesi oldu. Yöntem ve üslubu nasıl buluyorsunuz?

Teslim etmek gerekir ki; Türkiye'de bir Atatürk tapısı / kültü kuruldu. Atatürk tanrılaştırıldı. Bu Mustafa Kemal'in kendi sağlığında başladı. Bunda biraz da kendi günahı var. Atatürk çok akıllı bir adamdı. Kendisinin bir dizi sözü vardır, "Sana büyük adam diyecekler bunlara inanma" falan diyor kendisine ama beşeri bir şey tabi, kendisinin yaratıcı, kurucu, baba olduğunu söylediklerinde buna razı oluyor. Etrafında bunları söyleyen bir sürü adam var. Kötü manzumeler yazan Behçet Kemal mesela, Atatürk mevlütü diye bir şey yazdı, Atatürk'e peygamberlik izafe etti falan. Bütün bunlar abartmalı şeyler. Atatürk'ün etrafında kurulan şey böyle başladı başka bir yere gitti.

İNÖNÜ'YE MUHALEFETLE BAŞLADI

• 'Abartmalar' nasıl bir yere doğru gitti?

Yıllarca önce Bulgaristan'da geziyorum. Yanımda da Cengiz Hakof adında bir Türk var. Orada tarih profesörü. Ben Kiril harfleri okuyorum ama Bulgarca bilmiyorum. Bir yerde Dimitrov'un adını gördüm. Ne yazıyor burada, diye sordum: "Dimitrov Bulgarya'nın yetiştirdiği önemli adamlardan biridir' yazıyor dedi Cengiz. "Ulan" dedim "Ne kadar kansızsınız. Biz olsak en büyük deriz". Cengiz de dedi ki "Olmaz, Dimitrov en büyükse, Jivkof eşeğin biri mi demek istiyorsun?" Bu bana müthiş bir aydınlanma olarak geldi.

• Ne anlamda?

Çünkü "Atatürk çok büyüktü, peygamberdi" diyenler bunu İnönü'ye muhalefet olarak yapıyorlar. İsmet Paşa paralara pullara kendi resmini koydurduğu zaman "sen kim oluyorsun da bunu yaptırıyorsun" dendi. Halbuki her padişahın kendi parasını çıkartması bizim geleneğimizdir. O da çıkartacak. İsmet Paşa'ya 'sen küçüksün' dememek için 'Atatürk büyük' deniyor. Bir süre sonra Halk Partisi bunun farkına varıyor: "Tabi büyüktü, partimizi o kurdu" diye bir yarışma başlıyor. Bir çeşit açık arttırma, çok abartmalı şeyler. Bunlar Atatürk'ün sağlığında başlamış olmakla birlikte asıl İnönü'ye muhalefette yükseliyor.

• Sağlıklı bir şekilde nasıl tartışabiliriz?

Bu kültten sıyrılmak "Atatürk haindi, faşistti" terimleriyle yapılabilecek bir şey değil. Atatürk de hiç şüphesiz bir takım takıntıları olmakla birlikte iyilik isteyen bir adamdı.

• Atatürk'ün takıntıları neydi?

Mesela Atatürk'ün bir Arap sevmezliği olduğu muhakkak. Kürtleri de her zaman bir tehlike olarak gördüğünü biliyoruz. Fakat ilginç yanları vardı.

MEMLEKETİN SAHİPLERİNİ BİLİYORDU

• Neydi en ilginç yanı?

Mesela Samsun'a çıktıktan sonra bir böbrek problemi var. Havza'da bir ay geçiriyor. 1919 28 Mayısı ve Haziranın önemli bir kısmı. Orada "memleketin sahiplerine" mektuplar yazıyor. Memleketin sahiplerinin kimler olduğunu biliyor. Çeşitli Kürt aşiret reisleri, şeyhler falan. İşte "sizinle şurada tanışmıştık, söylediklerinizi her zaman saygıyla hatırlıyorum" falan diye yazıyor ama içten içe de her zaman tedirgin. Kendisi de Türk milliyetçisi olduğu için diğer milliyetçiliğin yükselmesinden çekiniyor. Fakat Birinci Mecliste üzerine geldikleri zaman, hiçbir zaman Türk milleti falan diye milliyetçilik yapmıyor. Zaten Milli Mücadele, İslam milletinin mücadelesi. "Biz burada Türk'ü Arap'ı Çerkez'i Kürd'ü hep beraberiz" diyor.

POLİTİKAYA İNANMIYORDU

• Bu onun iyi bir politikacı olduğunu gösteren bir şey midir?

Politik manevra yapmak bakımından iyi bir politikacı ama politikayı sevmeyen bir adam Atatürk. Politika değil, buyurganlık yanlısı. Politika uzlaşı demektir. O ise kimseyle uzlaşmak istemiyor. Ama çeşitli

manevralarla onu ona, onu ona oynayıp kendi alanını açıyor. Pek çok örneği var bunun ama politikayı bir değer olarak benimsemiş biri değil. Pozitivist bir tarafı var. Neyin gerekli olduğunu bildiğine inanıyor. Doğruyu biliyorsan onu yerine getirmek senin için ahlaki bir vazifedir. O da biliyor neyin iyi olduğunu, ona inanıyor. O yüzden de buyuruyor.

BİR DİKTATÖRLÜK MÜ BIRAKACAĞIM?

• Milli mücadele ile ilgili bildiklerimiz ne kadar doğru?

Bir takım oransızlıklar var. 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordusu 2 milyon kişiyi askere aldı. Ve Avrupa cemiyeti ülkelerinde, Kafkaslarda, Sina'da, Çanakkale'de büyük darbeler yedi. Ermenilerle başlayan sonra Yunanlılarla devam eden Milli Mücadelede sayılar inanılmayacak kadar küçüktü. En çok yüzeli, iki yüz bin kişi. Son derece uzun sürmüş küçük bir şey ama Milli Mücadele ya da İstiklal Harbi, siyasi bir olay olarak önemli. Fakat sonrasında politik sebeplerle Ali Fuat Paşa, Karabekir Paşa ve Rauf Bey ortalıktan siliniyor. Bunlar da muhalefete geçiyor. Ali Fuat Paşayı Çerkes Ethem ile işbirliği yaptı diye Moskova'ya büyükelçi olarak sürüyorlar, Karabekir'in askeri zaferlerini görmezden geliyorlar. Sonra Rauf Bey'e takıyor. Ki Rauf Bey Milli Mücadele'de hep onunla birlikte. Mesela Nutuk'ta en çok yerilen kişi Vahdettin değil Rauf bey.

• Muhaliflerini ekarte etmekten dolayı bir rahatsızlık duyuyor mu?

Tabi Atatürk zeki bir adam. Fethi Okyar'a Serbest Fırka'yı kurdurtmadan önce Okyar'ın defterine kaydettiği bir şey var. Atatürk ona dert yanıyor, diyor ki "Bütün gençliğim Harbiye sıralarında Abdülhamit'e muhalefetle geçti. Şunları, şunları yaşadık öyle bir durum oldu ki, bugün gözlerimi kapasam arkamda kalacak olan bir diktatörlük manzarasıdır". Mustafa Kemal'in böyle düşündüğüne şüphe yok.

• Bu bir pişmanlık ifadesi sayılabilir mi?

Hayır. Pişmanlık değil de daha çok bir hayal kırıklığı. "Ben beceremedim bu işi" demek gibi bir şey.

Tek Parti döneminde yaprak kıpırdamadı

• 1936 doğumlusunuz...

Çocukken 2 buçuk yaşındaki halimle Atatürk'ün cenaze törenini hatırlardım. Üzerimdeki kıyafeti tarif etmiştim de annem doğrulamıştı.

• O ilk yıllar, heyecanlı ama kaygılı yıllar. Psikolojisinden de etkilendiniz haliyle?

Cumhuriyetin ilk yıllarında herkesi sarmış bir heyecan vardı. Pek çok kişiyi almış götürüyordu. Ama bu ne pahasına oluyordu? Alfabe inkılâbından sonra okur yazarlık yüzde 10'larda geziyor. Ekonomik felaket kötü. Köylünün üretimi para etmiyor. Peşinden benim hatırladığım savaş yılları. Annemin ekmek dilimlerini güneşte kurutup bozulmasın diye saklardı. Şeker, ekmek karneyle. Üniversiteyi bitirdiğim yıllar eleştirel gözle baktığım yıllar. O vakte kadar bunlar verilmiş bunlara uyacaksın, doğru olan da budur iyidir hep iyiye gidiyor...

• Merakla ve eleştirel gözle baktığınız yıllardan bugüne ne değişti ülkede?

DP'ye gelinceye kadar Türkiye, elli yıldır kımıldamamış bir vaziyette. Her ne kadar benim arkadaşlarım mesela Sina Akşin DP'nin iktidara gelmesini karşı devrim olarak görüyor idiyse de hakikat halinde, köylerin elektriği yok, yolu yok, şehirlerde küçük bir grubun yaşadığı hayatla nüfusun büyük çoğunluğunun hiçbir alakası yok. İlk defa böyle bir entegrasyon DP zamanında başladı. Elektrifikasyon 60'tan sonra gerçekleşti. Benim gençliğimde telefon büyük bir belaydı. Bir tarafa telefon edeceksen santrale yazdırırsın; acele yıldırım bilmem ne diye farklı tarifelerde, beklersin. Teknoloji açısından müthiş bir gerilik vardı.

İkinci Dünya Savaşına İsmet İnönü Türkiye'yi sokmadı. Belki en büyük iyiliği o oldu. Gerçi adamı da 'milletin erkekliğini öldürdü' diye tenkit ettiler. Savaşı girsek iyi olur iyi. Benim elime bir liste geçti. Ayak diremek için "ordunun ihtiyaçları karşılanırsa savaşa katılabiliriz" deniyor. Rauf Orbay heyetinin İngilizlere sunduğu bir liste bu. Toplu iğneye dikenli tele varıncaya kadar her şey var listede. Sadece toplar tüfekler değil. Toplu iğne bile yapılamıyor. Toplu iğne çivi gibi bir şey. Kumaşa saplayınca yırtıyor kumaşı. Ampul diye bir şey yok. Türkiye Tek Parti döneminde hiçbir şey yapamadı. 2. dünya savaşı gelince de onun sıkıntıları boğucu oldu.

Dersim'de isyan bastırılmadı halk edeplendirildi

• CHP'nin genel başkan yardımcısı Onur Öymen, kendini savunmak için "Ne yani Dersim isyanını bastıranlar faşist miydi" dedi ve bir tartışmayı kapatmak isterken farkına varmadan başka bir tartışmayı başlattı.

Milli Mücadelenin başında, Cumhuriyetin ilk yıllarında Bektaşiler Aleviler kesinlikle Mustafa Kemal'i desteklediler. Hele hilafeti kaldırması Alevileri sevindirdi çünkü baskı unsuru gibi görülürdü. CHP Alevilerin partisiydi, bu Dersim'e rağmen devam etti. Alevilerin CHP desteği Demirel zamanına dek devam etti. Hatta bir ara anayasaya aykırı bir Alevi partisi kuruldu. Demirel bu partiye sırf CHP'den bir kısmını kopartır diye izin verdi. Ama Dersim özel bir durum.

• Nasıl özel bir durum?

Atatürk dönemindeki ayaklanmalara karşı yapılanların hepsine tedip deniyor. Edebe getirme yani bastırma. Ama bir isyan yok. Bir çok yerde "ola ki bunlar ayaklanır" diye önleyici tedbir alınıyor. Şeyh Sait'inkinde önce bir isyan sonra harekat var. Diğerlerinde bir isyan bastırmaktan değil Kürtlerin yola getirilmesinden bahsediliyor. Dersim'den önce ve sonra Kürt ve Türk Alevi cemaatinin büyük kısmı CHP'yi desteklemiştir. Alevilik etnisiteden önemliydi.

• CHP Tunceli'den iki vekil çıkarırdı ama 22 Temmuz'da bu olmadı. Aleviler de "CHP'nin arka bahçesi değiliz" demeye başladı. Laikliğin Kemalizmin bekçisi ilan edilip de aynı sistem tarafından görülmemeyi sorguluyorlar" artık.

Alevilik kimliği tanınmıyor, böyle bir kabul yok. Bir Alevi toplantısında "Osmanlı, halkı din üzerinden sınıflandırıyor. Ermenileri Gregoryanlar, Katolikler ve Protestanlar diye üç ayrı millet olarak kabul ediyor. Fakat iş Müslümanlara gelince ayrım yapmıyor, Alevi milleti demiyor. Aleviliği geçici olduğunu ümit etmek istedikleri bir sapma diye görüyor" deyince Aleviler "Mete hoca bize sapık dedi" diye itiraz ettiler. Talihe bak ki yanımda Mehmet Ağar oturuyor. Kalktı, hoca öyle demedi, dedi. "Şu hale bak" dedim kendime "beni Mehmet Ağar savunuyor".

Demokrat Parti muhalif değildi

• Demokrat Parti döneminde Atatürk'e ve dönemine siyasi muhalefet var mı?

DP'de herhangi bir Atatürk muhalefeti yok. Celal Bayar belki en içtenlikli Atatürkçü. Her şeyini Atatürk'e borçlu. 27 Mayıs'ta Atatürk inkilaplarına muhalefet etti deniyor ama bu haksız bir ithamdı. Menderes daha serbestçe 'İstiklal harbi dediğiniz şey, 3,5 sene sürdü 6 aylık işti, halbuki sayılar küçük, ben bunu ast subaylarla da yapardım' gibi münasebetsizlikler etti diye çok kızdılar ama asıl işin sahibi Celal Bayar müthiş bir Atatürkçü. Hatta bir dönem bir Ticaniler put diye Lozan meydanındaki Atatürk heykelindeki kılıcı tutan ip kırmış. Celal Bayar, bir sembol olarak Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip kaynak makinesiyle kendisi tamir etti heykelin ipini.

Bu topraklar bir 'federasyon'a gebe

• Prof. Halil İnalcık "Türkiye milli devlettir. Yeni Osmanlılıktan bahsediliyor, bu yanlış olur" dedi. Türkiye'nin Osmanlı bakiyesi ülkelerle ilişkileri de giderek gelişiyor, ne dersiniz?

Osmanlılık değil ama ben bir 'federatif ülke'ye inanıyorum. Ben görmem ama, insanlık çeşitli gruplaşmalar etrafında bir dünya devletine doğru gidecek. BM son derece sınırlı tecrübe. Muhtemelen eski Osmanlı toprakları üzerinde bir federasyon olacaktır. Türklerin hâkimiyetinde değil Türklerin de, Yunanlıların Bulgarların Sırpların Arnavutların, Kafkasların, Suriyelilerin Iraklıların Ürdünlülerin İsraillilerin de yer alacakları bir federasyon. Bana öyle geliyor ki bu yapıya erişilse var olan problemler daha kolay çözülebilir. Mesela Kürt Türk çatışması bu kadar taraf olursa daha sağlıklı çözülebilir. Ama buna yeni Osmanlıcılık demek yanlış olur. Osmanlıdan önce de burada bu insanlar bin yıl ortak bir yönetim altında yaşadılar, Doğu Roma'da. Bir arada yaşama geleneği var.

Türkiye’de solun en büyük suçu demokrat olmaması

TÜRKİYE’DE SOL AKIMLAR KİTABININ YAZARI PROF. METE TUNÇAY: “Amerikalı bahriyelileri denize atmak sol sanıldı ama bu solculuktan mı ulusalcılıktan mı karışıyor? Sol, demokrat ve özgürlükçü olamadığı için buyurganlaştı."

• Türkiye’de sol düşüncenin kökleri, siyasal muhalefetin ana damarı olan Jön Türkler - İttihat ve Terakki çizgisine dayanıyor. Sol bugün İttihatçılığın devamı nedeniyle mi sorun yaşıyor?

İttihatçılığın etkileri sürüyor tabi. Bu bayrak, Cumhuriyet Halk partisinin elinde, sevabıyla günahıyla taşıyor. Tarihçiliğe aykırı ama bazen İttihatçılar Abdülhamit’i tahttan indirmeselerdi, Abdülhamit Osmanlıyı 1. Dünya Savaş’ına sokmamayı başarabilir miydi, diye düşünürüm. Belki. Ama Osmanlı ancak birkaç sene daha devam edebilirdi. Yapı iyice çürümüştü. İttihatçılar iyi niyetle işe başladılar, muhalefet ettiler ama ülke şartları onları Abdülhamit’in yaptıklarına ayak uydurmaya zorladı.

CHP SOLCU DEĞİLDİR

• Türkiye’de solculuk ile ulusalcılığın birbirine karışmasının nedeni de İttihatçılık mı? Solu temsil eden kimi isimler için demokrasi ihmal edilebilir bir şey sanki.

Bu doğru ama CHP’nin solu temsil ettiğini düşünmek yanlış. Sol ittihatçılığın devamı ulusalcı akım falan ama bu, sosyalizmin temel değerlerine aykırı. Türkiye’de sosyalizmi daha çok araçsal terimlerle düşünmek modaydı. Doğan Avcıoğlu’nun bunda büyük günahı vardır. Doğan’ın kafasında büyük şirketleri devletleştirirsen Türkiye sosyalizme gider gibi bir anlayış vardı. Oysa sosyalizm öncelikle demokrat olmak zorunda. Dünyanın çok yerinde aksi olmuştur ama kötü olmuştur. Türkiye’de mesele sadece bazı büyük işletmelerin devlet eliyle işletilmesi falan değil. Çok iyi hatırlıyorum 27 Mayıstan sonra Türkiye’de bir kalkınma problematiği vardı. Milli Birlik Komitesi, Sadun Aren’i çağırıp sormuş, “Bilimsel olarak en iyi kalkınma yolu sosyalizm mi” diye. O da solcuydu ama dürüsttü açık yüreklilikle, hayır demiş. Sosyalizm kalkınma yöntemi değildir. Sosyal adalet, eşitlik, insan haklarıyla ilgili bir değerler setidir.

• Türkiye bir şekilde sosyalist sisteme geçseydi sonuç ne olurdu?

Bir tarihte beni Bulgaristan’a davet ettiler, Sosyalist Partisi’nde konuşmaya. Sıra bana gelince dedim ki ‘Bulgaristan’da sosyalizm adına polis devleti kurdunuz. Bu çok kötü bir şeydir’. Biraz canları sıkıldı. ‘Ama’ dedim ‘eğer bunu biz deneseydik daha kötü yapardık’. Vicdani kanaatim o. Çünkü bu bir hazırlık meselesidir. İnsanlar hazır olmalı. Şirketleri millileştirmekle, yabancı bankayı kovmakla olmaz. İnsan haklarına saygılı demokratik, adaletin terazisinin doğru tarttığı bir sistem olmak gerekir.

• Türkiye’de sol hiç bir zaman yeterince güçlü olmadı; ne toplumsal katılım sağlanabildi, ne iktidar olunabildi. Sebebi nedir sizce?

Bir kere, Türkiye’de solculuk daha çok bir antiemperyalizm olarak anlaşıldı. Ama Amerikan emperyalizmine karşı çıkmak solculuktan mı milliyetçilikten mi, bu karışıyor. Güvenli bir şey tabi, milliyetçi tepki veriyor gibi olmak. Türkiye’de Amerikalı bahriyelileri Dolmabahçe’den denize atmak sol bir eylem gibi algılandı. Oysa o çocuklara emir verilmişti, mukavemet etmeyin diye. Onlar da dövüşselerdi kan gövdeyi götürürdü.

Sonra sol fikirler daha çok gençlik arasında ve onlarla sınırlı kaldı. Bunu taşıyacak bir işçi sınıfı, örgütler olmadı. Gençlik biyolojik bir şey, belli yaşlarda genç olunuyor sonra genç olmaktan çıkılıyor. Ama korkarım genç olmaktan çıkınca sosyalist olmaktan da çıkıyorlar. Sendikalarda ise acıklı sonuçlar verdi. Bir yandan devlet başından beri sendikaları kontrol etmek istedi. Türk-İş bir yere kadar devlet güdümünde gelişti. Alternatifleri de korkarım bir takım sendika ağalarının alanı oldu. İşçi sınıfının olmaması, gençlik hareketi ve antiemperyalizm gibi ulusalcı açıdan kolayca evet denebilecek bir şeyin sol sanılması bizde solun hiçbir zaman doğru dürüst gelişmemesine yol açtı.

‘DOĞRULARI BİZ BİLİRİZ’

• Türkiye solunun demokrasiyle ilişkisi açısından ne söylenebilir?

Türkiye’de solun belki de en büyük günahı demokrat olmamasıydı. Çünkü hakikati kendinizin bildiğinize, doğru cevaba sahip olduğunuza inanıyorsanız, bunu oylamaya koymuyorsunuz. Hatta o doğruyu başkalarına zorlamak sizin için ahlaki bir vazife bile olabilir. Yani demokrasi bir manada cehalete dayanır. Doğru cevabı bilmediğiniz içindir ki kafa sayarsınız. Bu yüzden bir takım solcuların demokrat olma ihtiyacı yok.

• İttihatçılar başta olmak üzere Osmanlı aydınları ‘devleti kurtarmak’ derdindeydi. Cumhuriyet aydınları için ‘devleti korumak kollamak’ birincil misyon oldu. Epeydir de ‘milli birlik beraberlik’ ‘ulusal çıkarları korumak’ öncelik halini aldı. Solun İttihatçı algı ve refleksleri mi sol düşünceyi evrensel orjininden koparıp alaturkalılaştırdı?

Biz de gelenekler düşündüğümüzden daha etkili. O kalıpların dışına çıkıp bir türlü gerçekten demokrat ve özgürlükçü olamıyoruz. Mesela tarihçilik esasen bir değerlendirme meselesidir, olayların bilgisine sahip olacaksınız ama mesele bilinen olgulara eleştirel bakabilmektir. Bu, bizde çok zayıf. Üniversiteye aydınlara çok iş düşüyor. Üniversite anarşik olmalı. Sadece genelkurmayın hükümetin muhalefetin uygun gördüğü çizgilerde düşünmek yerine aykırı fikirler ortaya atılabilmeli, üstüne gidilebilmeli.

• CHP’nin sosyal demokrat olmadığı konusunda CHP’liler dışında neredeyse herkes hemfikir fakat CHP iddiasını sürdürüyor?

CHP sosyal demokrat gibi görünmek ama kendi geleneklerini devam ettirmek istiyor. Ama bunu sadece Baykal’la sınırlı tutmak haksızlık olur. Ecevit de böyleydi, öncekiler de. Resmi söylemin açık bıraktığı, örttüğü bazı şeyleri muhalefet deşebilmeli. İster solun, ister sağın marifetiyle öyle bir düzen kurulmalı ki, herkes burada yaşamayı seçiyorum, diyebilsin. Benimseyebilsin.

Mülkiyet değil denetim

• Ya mülkiyet mevzu?

Düşünmek lazım, bu konuda sadece Türkiye solu açısından değil bütün sol açısından hata yapılmıyor mu? Mülkiyet özel ellerde olursa çok kötü, devlet elinde olursa çok iyi; niye böyle olsun? Önemli olan mülkiyet değil denetim. Şartlarını kontrol edebilirsen bırak mülkiyet özelde kalsın.

KEMALİZM ASLINDA YENİ İSLAM’DIR

• Sosyalizm sosyal adaleti, eşitliği, insan haklarını yani dinlerin de özü itibariyle arzuladığı, inananları motive ettiği değerleri önceliyor. Hemen her toplumda bir şekilde yerleşiktir bu değerler, toplumda bir yatkınlık olduğu varsayılır. Buna rağmen sosyalizmin bu zemini kullanamamasının nedeni ne?

Ama o dini inanışlardan gelen gelenekte bir dogmatizm var. Bir doğru söyleniyor ama tartışmana izin verilmiyor. Türkiye’de bunun nedeni daha çok geçmişimizde. Kemalizm mesela yeni İslam’dır. Korkarım sosyalizm de üçüncü derece yeni İslam’dır. Aynı dogmatizm var. Kutsal kitap yerine Nutuk’u koyuyorsun, onun yerine de Kapital’i. Din adamı gibi doğruları yanlışları, başkaları için ne yapılması gerektiğini biliyorsun, onlara danışmadan onlara buyuruyorsun. Böyle giderse sosyalizmin genişlemesi hiç mümkün olmayacak.

• Solun bu toplumla ilişkileri bakımından yaşadığı tecrübe, bundan sonrası için bir imkan veriyor mu?

Sol adına ortaya çıkan örgütlerin çoğu gençlik örgütüydü. Bir kısmı eylemlerle, suikastlerle iktidara gelmeyi hedefledi. Bu da askeriyenin iktidara el koymasına yol açtı. Belki hata, doğrudan siyasi iktidar için mücadeleye girişmekti. Bunun yerine sivil toplum kuruluşlarıyla, satranç, tiyatro, doğa kulüpleriyle örgütlenmek daha doğru olmaz mıydı? İşi sadece iktidarı ele geçirmeye yönelik kurarsanız, tüm arkadaşlarınız sadece devrimci sıfatı taşırsa muvaffak olamazsınız, olsanız da sonra ne olacak? Hukukçunuz mühendisiniz hekiminiz yok.

Gerçek solculuk özgürlükçüdür

• Sol iktidara gelip bir şeyleri değiştirme imkanı bulamadı ama sosyalizmin içerdiği sosyal adalet, haklar vs. -öyle çok şahane olmasa da- bir şekilde iktidara gelen sağ partilerce sağlandı. İdris Küçükömer de Türkiye’de solun sağ, sağın sol olduğunu söylemişti. Bu konuda ne diyorsunuz?

Sağ sol işine iki türlü bakılabilir. 1) Ezilen sınıfların ideolojisi sol, ezenlerinki sağ diye. Böyle olunca Küçükömer yerden göğe haklı. DP, CHP’nin solunda, CHP de egemen sınıfların ideolojisi olarak DP’nin sağında. 2) İşe içerik olarak da bakmak lazım çünkü aşağı sınıfların da faşizmi vardır. Mesela Peronizm. Özgürlük öyle kolay bir şey değil. Kendi isteklerimiz kadar başkalarınınki de önemlidir. Tesettüre karşı çıkan biri dönüp kendine baksın: Benim sınırlarım nerede? Donsuz gezen var mı? Örtünmek isteyene de, istemeyene de evet demektir özgürlük. Ekonomik özgürlük kapitalizme boyun eğmek gibi, savunulabilecek tarafı yok. Ama siyasi olarak şerefli bir pozisyondur özgürlükçülük. Demokrat ve özgürlükçü olunmadığı için sol ‘ulusal çıkar’ ardına gizlenen buyurgan bir sistem oldu.

Kemalizmle hesaplaşılmadı

Türkiye solunun temel sorunlardan biri Kemalizm. Sol Kemalizm’le hesaplaşmamıştır. Ruslar da bize Kemalizm’le uzlaşın, demişlerdir 1936’da. “Canını sıkmayın heriflerin, işimize bakalım”. Sol hesaplaşmamış, demiryollarının yabancı şirketlere büyük tazminatlar ödenerek devletleştirilmesi hep olumlanmış. Ama bugün öyle bir noktaya geldik ki yabancı sermaye gelsin diye yırtınıyoruz, gelse çok sevineceğiz.

star

Bu makale 5,708 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Amerika bölgedeki fay hatlarını tetikleyip gitti
» PKK şiddetinin sorgulanmaması çözüme engel
» Post-Kemalizm AK Parti’nin 27 Nisan’a cevabıyla başladı
» Dersim’de asimilasyon başarılı oldu
» Ulusalcılık şeriat korkusundan beslendi, vülger starlar yarattı
» "PKK'yı MİT kurdu, sonra kontrolü kaybetti"
» Alev Alatlı: Türkiye, dünyanın emniyet sübabı olabilir
» Türk futbolunu paralı ağalar oligarşisi kirletti
» Yeni Türkiye için önce minimalist bir anayasa
» Darbeciler gidiyor, asker değişiyor
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı