| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Yaşadığı dönemde koyu bir yalnızlıkla cezalandırılmış olan Prof. İdris Küçükömer’in son zamanlarda bu denli gündeme gelir olması elbette çok güzel bir gelişme. Zira düşünceleri birilerinin işine gelmediği için adeta varlığı yok sayılan, hatta edindiği profesörlük ünvanı dahi üniversite senatosunun engellemeleri yüzünden ancak 10 sene sonra yürürlüğe giren İdris Hoca’nın geride bıraktığı mirasa gösterilecek en ufak bir tecessüs dahi gecikmiş bir hakkın teslimi yönünde atılan bir adım anlamına gelecektir. İşte bu yüzden de, isminin sıkça zikredilir olması bizler için çok mutluluk verici… Darısı tüm anlaşılamamış, bu zamana kadar hak ettiği değer ve saygıyı görememiş düşünürlerimizin, yazarlarımızın, şairlerimizin başına… Ancak yine de tedbiri elden bırakmayıp, şu soruyu sormamız gerekiyor kendimize; Son zamanlarda “İdris Küçükömer” ve “Düzenin Yabancılaşması” eseri referans alınarak ortaya atılan lafların çoğunun ana fikrinde ne yatıyor? Yani İdris Küçükömer üzerinden nasıl bir mesaj verilmek isteniyor bizlere? Sağcı partiler aslında solcudur, Demokrat Parti’den bu yana da solun gerçek tabanının oylarını temsil ederler falan filan… Peki İdris Küçükömer bugün yaşasaydı mevcut iktidarı desteklerdi tarzı üstü kapalı söylemler ve argümanlar aslında iktidardan nemalanma çabasının birer tezahürü değil mi? Hem de İdris Hoca üzerinden… Oysa bilinmeli ki; Geride onca eser bırakmış İdris Küçükömer’e dair yapılabilecek en sığ yorum, onun fikirlerini “ sağ aslında soldur, sol da aslında sağdır” şeklinde basite indirgeyerek ele almaktır. Yazdıklarıyla bir biçimde hemhal olduğunu iddia eden bir kimseye, İdris Küçükömer’den ne anladığını soracak olduğunuzda, eğer size “Sağ aslında solmuş, sol da sağ” diye bir şeyler geveliyor ve devamını getiremiyorsa, anlayın ki bu kimse İdris Hoca’nın düşüncelerine nüfuz edememiş, gerçekte ne anlatmak istediğini maalesef kavramamıştır ve İdris Hoca’yı kulaktan dolma bilgilerle yorumlamaya çalışıyordur. Zira “Düzenin Yabancılaşması”ndan adeta cımbızlanarak çıkarılan bu sözlerin bir başı sonu vardır ve derin bir analizin ürünüdürler. Öyleyse önce eseri biraz tanıyalım… Eser, ilk olarak yakın tarihimiz açısından fevkalade önemi haiz olan bir dönemde yani 1969 senesinde, FKF [Fikir Klüpleri Federasyonu; Dev-Genç hareketinin temelini teşkil eder ve 6.Filo protestolarının öncü grubudur], İktisat Fakültesi Talebe Cemiyeti ve İtü Öğrenci Birliği’nin ortak yayını olarak bastırılır. Ve İdris Hoca’nın Akşam gazetesinde yayınlamış dört makalesinin genişletilmiş halinden oluşmaktadır. Eserin yayınlanmasını sağlayan gruplara dikkat! Çünkü bu gruplar üzerine biraz düşünürseniz, bunun dahi İdris Küçükömer’in “Düzenin Yabancılaşması”nda yapmak istediğinin Türkiye sağını yüceltmek değil, Türkiye solunun yapısal sorunlarına eleştiri getirmek olduğunun bir ispatı olduğunu göreceksinizdir. Peki Düzenin Yabancılaşması’nda neden bahsediliyor? İdris Hoca, “Osmanlı ve Cumhuriyet düzeninin nasıl yabancılaştırılmış bir düzen olduğunu ve bunun sonuçlarını açıklamak istedim. Bana göre, düzenin yabancılaştırılması ile bugüne kadar gözlediğimiz batılılaşmak özdeş görünmektedir."sözleriyle önsöz düştüğü eserde, öncelikle Osmanlı’da ilk batılılaşma hareketlerinin başladığı dönemlerden itibaren oluşan üst yapı kurumlarının imparatorluk bünyesine neden uymadığını analiz eder. Ve Osmanlı toplumsal düzeninin Batı’daki gibi bir burjuva sınıfı oluşmasına olanak tanımamasından dolayı, Batı rasyonalizmin ve finansının Osmanlı’ya bürokratlar aracılığı ile girdiğini, bunun da kendi bürokrasisini yarattığını söyler. Ardından ise 2.Meşrutiyet’ten yani 1908’den bu yana bir partileşme dönemine girmiş olan Türkiye siyasi tarihindeki ikiliği, kendi tarihi süreçlerinden bu yana ele alır. Ve eleştirilerini Türkiye’de sol adı altında çıkan hareketlerin devletçi ve bürokratik yapısı üzerine yoğunlaştırır. Bunu yaparken de maksadı, sağ olarak adlandırdığı kanadı yani İttihat Terakki’nin Batıcı kanadından Cumhuriyet Halk Partisine uzanan kadroları tabir-i caizse yerden yere vurmak değil, geçtiğimiz 100 senelik siyasi tarihi tüm unsurlarıyla bir bütün olarak masaya yatırarak, analiz etmektir. Analizlerin en temel unsuru ise birbirine karşıt duran sağcılık ve solculuğu tabanlarına göre sınıflandırıyor oluşudur. Ve bu sağ ve sol düşüncenin temel prensiplerinden yola çıkarak yapılmış bir sınıflandırmadır. Bir nevi özü kurcalama gayretidir. Öz kurcalandıkça da kavramlar yavaş yavaş tersyüz edilmeye başlanır. İdris Hoca, sağ olarak adlandırdığı laik ve batıcı statüko taraftarlarının karşısında duran tabanın kökenlerinin yeniçeri-esnaf-ulema birliğine dayanan dinamik bir yapıya sahip olduğunu anlatır. Bu, sistem karşısında ayakta durmaya çalışan halk kitlelerinden oluşan bir cemaat yapısını, görünmez bir bağı da simgelemektedir aslına bakarsanız. Ve üst yapıda kurulu sistem mekanizması ile alt yapıda yer alan cemaatin kavgasının sağ-sol taban kavramları üzerinden anlatımını ifade eder. Peki tüm bu anlatımlardan, İdris Hoca’nın bugün yaşasaydı mevcut iktidarı destekleyeceği gibi bir sonuca varılabilir mi? Elbette hayır! İdris Hoca’nın düşüncelerini mal bulmuş mağribi gibi sahiplenerek, bu düşüncelerden mevcut iktidarı destekleyecek söylemler devşirebilir miyiz? Elbette hayır! Zira tek gayesi kendi bürokrasisini, kendi hakimiyetini güçlendirmek olan ve en nihayetinde aslında sadece üst yapının deri değiştirmiş halini temsil eden sistem evladı bir iktidara İdris Küçükömer’in tezlerinden en ufak bir destek çıkmaz. İktidardan nemalanmak için zorla destek çıkaranlara da; Atma Müslüman din kardeşiyiz denilebilir ancak!
Teşekkür; 07 Kasım 2009’da Ramazan Mut ile gerçekleşen nikah merasimimize katılan ya da çiçek, e-posta, telefon ve telgrafla tebriklerini gönderen herkese eşim ve kendi adıma candan teşekkür ederim.Bu makale 2,968 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |