 İsmail Çelik
Yeni Türkiye: Dillerimizdeki hayalet deyim
İsmail Çelik
12 Kasım 2009 Perşembe 12:19
|
Geçtiğimiz birkaç yılda dillerde o hayalet deyim dolaşıyor: Yeni Türkiye… AKP’nin 7 yıl önce iktidara çıkmasından bugüne gelinceye kadar yaşanan değişimi anlatıyor. Özellikle bu değişimi hemen her hattı ile savunan Fehmi Koru, Mahmut Övür gibi yazarlar, kanaat önderleri yazılarında zaman zaman bu ifadeye yer veriyor. Adeta hayalet bir deyim misali, tam olarak ne olduğu tarif edilmeden farklı yazılarda, konuşmalarda karşımıza çıkıyor. Ben 3 Kasım 2002’den bugüne gelinceye kadar yaşadığımız bu değişimi ekopolitik ve sosyoekonomik açıdan tarif etmeye çalıştım. Birçok kez olduğu gibi yine en somut tarifi en temel rakamlar verdi. Peki, bu tarifte nasıl bir ‘Yeni Türkiye’ çıkıyor?... Toplumun en üstünün ve en altının durumunun iyileştiği, ortasının daha da daraldığı; artık hane başına iki misli tüketen; milyar dolarlık şirket sayısının 15’ten 70’e çıktığı; kamunun üretimdeki payının yüzde 75 daraldığı; üretimin gerilediği hizmetlerin arttığı; tüketim üzerinden liberalleşen bir Türkiye… İşte bu tezlerin dayandığı veriler…
Kamunun üretimi 4’te 3 azaldı
Makroekonomik verilere baktığımızda Türkiye’nin özellikle 2002-2008 döneminde rekor düzeyde büyüdüğünü görüyoruz. 2002’de 3 bin 500 dolar düzeyindeki kişi başı gelir 2008’de 10 bin doları aştı. 2002’de 87 milyar dolar büyüklüğündeki dış ticaret, 2008 sonunda yaklaşık 4 misli artışla 333 milyar dolara yükseldi. Şaşırtıcı şekilde 2002 ile 2009 yılları arasında borsada işlem gören şirketlerin değeri de 4 misli arttı. Bu dönemde ilk defa yıllık yabancı sermaye girişi 20 milyar doları aştı. Ekopolitik açıdan en önemli değişimlerden biri de üretimde kamu payının rekor düzeyde daralması oldu. İSO 500 listesinde kamu şirketlerinin toplam ciro içindeki payı 2002’de yüzde 26.2 iken, bu rakam 2008’de yüzde 6.3’e geriledi. Böylece kamunun payı 2002’ye yüzde 75 daraldı. Bu daralma büyük ölçüde Tüpraş, Petkim ve Erdemir gibi dev kamu şirketlerinin özelleştirmesinden kaynaklandı. Böylece devletin sanayi kuruluşlarında çalışan her dört kişiden biri özel sektörde çalışır konuma geçti. Bir anlamda devletin boşalttığı alan özel sektöre geçti.
Milyar dolarlık şirket sayısı 15’ten 70’e çıktı
Ekonomideki liberalleşme ve özel sektörün artan ağırlığının bir başka önemli göstergesi de 1 milyar doların üzerinde ciro gerçekleştiren şirket sayısı. 1 milyar dolar ciro rakamı bir şirketin küresel ölçekte iş yapabilme gücünü anlattığı için önemli. Buna göre, 2002’de 1 milyar doların üzerinde ciro gerçekleştiren şirket sayısı 15 civarındayken, bu rakam geçtiğimiz dönemde 70’i aştı. Şirketlere paralel olarak Türkiye’nin en zengin işadamlarında da değişim yaşandı. Ali Ağaoğlu, Ahmet Çalık, Fettah Tamince, Emrullah Turanlı, Vahit Kiler, Ethem Sancak bu dönemin yükselen isimleri oldu. Aslında geçmişte iş dünyasında belirli bir yeri olan bu iş adamları yeni dönemde skalanın en tepesinde yer alan patronlar kulübüne girdi. Patronlar kulübündeki değişimin sosyal hayatta da çarpıcı göstergeleri var. 2000’li yılların başında orta ölçekli bir işadamı olarak kabul edilen Fettah Tamince’nin geçtiğimiz yaz Hirvatistan’da Rixos Oteli’nin açılışına Mustafa Koç, Aydın Doğan, Ferit Şahenk, Hamdi Akın, Turgay Ciner, Akın İpek gibi Türk iş dünyasının en köklü iş adamlarının katılması değişimin çarpıcı işareti olarak kayıtlara geçti. Bu yeni patronlar, Türkiye’de sermayenin bir taraftan güçlendiğini diğer taraftan da merkezi yapıdan çıkarak daha çoklu bir yapıya büründüğünü işaret ediyor.
Orta sınıf ve memurlar arada kaldı
Tüketim açısından en önemli veri niteliğindeki hane halkı tüketim 2002 yılında 611 TL iken 2008’de bin 626 TL’ye sıçradı. 2009’daki gerileyeme rağmen bugün ortalama bir vatandaşın 2002’ye kıyasla iki misli daha fazla tükettiği söylenebilir. Gelir dağılımı ile ilgili en güncel resmi araştırma 3-4 yıl önce yapıldı. Ancak yoksullukla ilgili veriler, toplumun en altındakilerin geçtiğimiz dönemde bir nebze rahatladığını işaret ediyor. TÜİK’in verilerine göre 2002’de nüfusun yüzde 30’u yoksulluk sınırı altındaydı. Bu oran 2007’de yüzde 19’a geriledi. Bu dönemde toplumun en üst dilimi de altın çağını yakaladı. Örneğin Forbes Dergisi’nin global araştırmasına göre, toplam varlığı 1 milyar doların üzerindeki Türk sayısı 2005 yılında 8 iken, 2008’de bu rakam 35’e yükseldi. Krizle birlikte bu sayı 2009’da 13`e düştü. Bu süreçte göreceli olarak pozisyonu gerilene toplumsal kesim ücretli çalışanlar, özellikle de kamu çalışanları oldu. Örneğin, TÜİK ve DPT gibi farklı kaynaklardan derlenen endekslere göre 2002 yılında reel ücret düzeyi 89 birim olan kamu işçisinin 2008 yılında eline geçen ücret sadece 90 birime yükseldi. Özel sektör işçilerinin 2002’de eline geçen 94 birimlik gelir 2008’de 99 birime yükselebildi. Kısacası, bu dönemde yaşanan ekonomik büyümenin kamu ve özel sektör çalışanlarına pek bir faydası olmadığı görülüyor.
AVM, uçak ve Starbucks değişimin ikonları
Türkiye’de gelir artışıyla birlikte yaşanan hızlı tüketimi eğer Fransız düşünür Baudrillard gibi sembollerle tanımlamak isteseydik herhalde en ikonik göstergeler AVM, uçak ve Starbucks olurdu. Nasıl Türkiye’nin kapılarını yabancı sermayeye açmasının sembolü 1986’da Mc Donald restoranın açılmasıysa, 2003 yılında Türkiye’ye gelen Starbucks da Türkiye’nin ekonomik anlamda küreselleşmeye eklemlenmesini sembolize ediyor. Starbucks aradan geçen 6 yılda Türkiye genelinde 120’nin üzerinde mağaza açtı. Gloria Jean’s, Kahve Dünyası, Cafe Crown gibi diğer markalı kahve zincirleri de dahil edildiğinde ülke genelinde 200’in üzerinde kahve mağazası olduğu söylenebilir. Yine 2002’de ülke genelinde 300 bin metrekare büyüklüğünde AVM varken bu rakam 1 milyon 200 bine ulaştı. Yine 2004’e gelindiğinde sadece 90 dolayında olan AVM’lerin sayısı geçtiğimiz eylül ayında 222’ye ulaştı. 2002’de toplam hacmi 1 milyon 700 bin metrekare olan A sınıfı ofis stoku 2009’da 2 milyon 800 bine yükseldi. Aslında bu trendler Türkiye’nin Özal iktidarı döneminde yaşadığı ilk liberalleşme dalgasına büyük paralellik gösteriyor.
Uçakla yolcuğunun yaygınlaşması belki de vatandaşların yaşam kalitesini artıran en önemli hizmetlerden biri oldu. Anadolu’da ortalama büyüklükte bir işadamına dahi sorsanız geçmişe dair unutamadığı en olumsuz hatıraların başında İstanbul veya Ankara’ya yapılan uzun otomobil veya otobüs yolculukları gelir. Denizli, Aydın gibi Batı Anadolu’daki bir şehirden dahi İstanbul’a karayolunda ulaşmak sekiz saati alıyor. Son 5 yılda Anadolu’nun birçok merkezine uçak seferlerinin başlamasıyla birlikte bu uzun seyahatler hatıralarda kalmaya başladı. Ucuz uçuşların da başlamasıyla birlikte bu durum sadece ekonomik gücü olan iş adamları için değil, ortalama vatandaşların yaşamına da girdi. 2002 yılında 25 milyonu dış hat, 8.5 milyonu iç hat olmak üzere toplam 33.5 milyon kişi uçağa bindi. Bu rakam 2008’de iç hatlar 35.8 milyon; dış hatlar 43.6 olmak üzere toplam 79.4 kişiye yükseldi.
Yılda 500 bin konut, 300 bin otomobil
Bütün dünyada tüketimin en temel göstergesi konut ve otomobil sahipliğidir. 2004 yılına gelinceye kadar Türkiye’de yılda inşa edilen konut sayısı 200 ile 300 bin arasında değişiyordu. GYODER verilerine göre bu rakam 2004 yılı itibarıyla kelimenin tam anlamıyla patladı. Yılık inşaatına başlanan konut sayısı 500 binin üzerine çıktı. Böylece 2002-2008 yıları arasında yaklaşık 2.8 milyon yeni konut inşa edildi. Diğer taraftan 2004 yılında otomobil satışları ve sahipliği de büyük bir ivme kazandı. 2004 yılına gelinceye kadar Türkiye’de otomobil sahipliği yılda 100-200 dolayında artıyordu. Ancak 2004’te bu artış 700 bin olarak gerçekleşti. İlerleyen dönemde de yıllık artış 300 bin dolayında gerçekleşti. Küresel krizin de etkisiyle 2009 itibarıyla bu yükseliş trendi yeniden ivme kaybetti. Her ne kadar çok fazla gündeme gelmese de bilişim ve telekomünikasyon kullanımının ivmelendiği bir 7 yıl geçirdik. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) açıkladığı verilere göre, 23.3 milyon olan cep telefonu abone sayısı 2009’un ilk çeyreğinde 63.6 milyona ulaştı. Böylece 2.5 mislinden daha fazla gelişmiş oldu. İnternet kullanımında ise daha çarpıcı rakamlar söz konusu. 2002 yılında 4.3 milyon olan internet kullanıcı sayısı 2008’de 30 milyona ulaştı. Yine 2002 yılında ihmal edilecek düzeyde olan geniş bant internet bağlantı sayısı 2008’de 6 milyona ulaştı.
İşte budur Yeni Türkiye’nin tasviri… Bu değişimin olumlu olup olmadığı tamamen dünyayı nasıl algıladığımızla ve toplumun hangi kesimine mensup olduğumuzla ilgili…