Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
10 Şubat 2012, Cuma
 DÖVİZ KURLARI : 
Rüstem Budak
Rüstem Budak
Cumhuriyetin Yeni Vizyonu: Hegemonya mı? Medeniyet mi?
Rüstem Budak

Cumhuriyetin Yeni Vizyonu: Hegemonya mı? Medeniyet mi?

Türkiye Cumhuriyeti 86. yılını kutlarken; yönünü, ufkunu ve bulunduğu yeri tesbit etmeye çalışıyor. Doğu ve Batı arasındaki Araf’taki ülke olma konumunu sürdürüyor. Bir modernleşme çabası olan cumhuriyet, gerek içerde gerekse de dışarıda konumunu ve tavrını belirmeye gayret ediyor. Cumhuriyetin kurucu kadrosu tasavvur ettiği devlet ve millet modeliyle düzen vermeye çalıştığı yapıyı sürekli tahkim etmeye ve restorasyona tabi tutmaktadır. Son gelinen noktada açılım ve projelerle yönünü tayin etmeye çalışmaktadır.

Kürt sorunu, Alevi açılımı, demokratikleşme çabaları, Ermenilerle imzalanan yol haritası, enerji geçiş yoluna dönüş, ülkedeki diğer inanç sahipleri ile yapılan buluşma, Ortadoğu’daki politikalarda etkinlik, Suriye ile sınırların açılması, Irak ile geniş işbirliği, AB perspektifindeki mücadele, Kıbrıs sorununda çözüm arayışları, Türk cumhuriyetleri ile işbirliği, stratejik müttefik İsrail ile ilişkilerindeki farklılık, Doğu Türkistan olaylarında ortaya konulan tavır, Afrika başta olmak üzere birçok bölgeye ticari ve kültürel açılımlar, Balkanlardaki sorunlara müdahil olma tavrı, Üniversitelerde giderek artan özgürlükçü duruş, Ergenekon süreci, yerel yönetimlerdeki dönüşüm, ekonomik performansın yüksekliği gibi unsurlar başta olmak üzere Türkiye’nin içerde ve dışarıda birçok alanda arayış içinde bulunmaktadır. Bu arayış sürecinin hedefi Türklerin tarih sahnesinde geçmiş etkinliklerini artırarak bölgesel bir hegemonya kurmak mı? Yoksa sahip olduğu değerleri modern zamanlardaki durum ile özdeşleştirerek yenilenme ve buradan yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koyabilmek midir?

Hegemonya modern çağlarda ulus- devlet kimliğine bürünen devletlerin ilişkilerine şekil veren temel hedeflerden biridir. Modern devletler varlık imkânlarını kuvvetlendirmek, var oluşlarını sürekli kılmak, diğer güç ve unsurları kendilerine fayda getirecek şekilde dönüştürmek hedefiyle hareket etmişlerdir. Esas olan sahip olduğu ulusun güvenlik, refah ve güç düzeyidir. Diğer ulus ve devletler ile ancak ya işbirliği, ya da onların yeraltı ve yer üstü kaynaklarını sömürdüğü, ülkeyi bir Pazar alanına dönüştürdüğü, yöneticilerini kendilerine itaat ettirdiği bir alana dönüşmesini ister. Modern devletlerin hegemonya isteği şu anda dünya üzerinde bölgesel savaş alanları oluşmasına, ekonomik paylaşımın kitleler arasında giderek uçurum oluşturmasına, sömürülen ülkelerin yönetim ve refah seviyelerinin düşmesi başta olmak üzere çok boyutlu kaosun oluşmasına sebep olmaktadır. Hegamonik devletler kendi ülkelerindeki sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik kazanımların paylaşmayı kabul etmez. Kabul etmek bir yana elde ettiği insanlığın ortak kazanımlarını da hegamonik karakteriyle özdeşleştirir. İnsan hakları, demokrasi, laiklik gibi kavramlar medeniyet kazanımlarını paylaştırmak için değil hâkimiyet imkânlarını artırmak için kullanır.

Türkiye sahip olduğu geçmiş tarihsel miras daha çok değerler paylaşımı, adaletin ikamesi ve insanlığın kurtuluşu üzerine bina edilmişti. Cumhuriyetten önceki Osmanlı İmparatorluğu belli dönemlerde medeniyet değerlerinin yaşam bulmasını sağlayacak çabalarından dolayı hâkim olduğu Akdeniz havzası başta olmak üzere Ortadoğu, Kafkas ve Balkanlarda hâkimiyetini kalıcı kılabilmiştir. Cumhuriyet ise kendini dayandırdığı değerler bakımından önemli dönüşüm yaşamıştır. Dış ülkelere ve kendi halkına karşı derin güven bunalımı yaşamakta, 1920’lerdeki işgal psikozunu halkın rejime bağlılığını artırmak için yorumlamakta, her an bir tehditin var olacağı noktasında teyakkuzda durmaktadır. Bu algı 86 yıldır devlet yönetimi ve halkın önemli bölümünde batıcı, ulusalcı, milliyetçi ve dini karakterlerle anlamlandırarak sürdürmektedir. Şu anda içerde ve dışarıda yapılan açılımlar insanların geç kalmış hâkimiyet sevdalarını süslemekte, hâkimiyetini hegemonya üzerinden anlamakta ve değerlerden yoksun bir algı ile ilişki düzlemini oluşturmaktadır. Devletin ideoloji olarak benimsediği kendi tarihsel sürekliliğine bağlı, yeni imkân ve açılımlarla zenginleşen bakış açısı bulunmamaktadır. Oligarşik düzenin temsilcileri içteki hegemonyalarını sağlamlaştıracak her türlü adımı desteklemekte, kendi düzenlerini sarsacak açılımlara ise kapalıdırlar.

Medeniyet vizyonuna sahip bir cumhuriyet hem kendi hem de dünya geleceğine katkılarda bulunacaktır. Medeniyet tasavvuruna sahip olmak; üretilen, yenilenen, yorumlanan, zamanın ruhu ve vicdanın sesi olacak düşünüş- inanış- felsefe imkânlarına bağlıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu anlamda evrensel değerler üretebilecek karakterden yoksundur. Bir medeniyet vizyonu yoktur. Türkiye’nin şu anda ürettiği ve sahiplendiği değerleri bulunmamaktadır. Sahip olduğunu iddia ettiği değerler batılı algı ve anlayışın üçüncü dünya ülkelerine pazarlanması, batılı ekonomik ve siyasal hegemonyayı sağlamlaştıracak argümanlardan öteye gidememektedir. Cumhuriyetin 86 yılda ürettiği değerler; ideolojilerle bölünmüş ve parçalanmış bir toplum, iddia ettiği laiklik algısını keyfi yorumlayarak insanların vicdanına ve inancına attığı zincirler, farklı milliyetlere tahammülsüzlük, sürekli diğerini dışlan ve tehdit algısı içinde gösteren devlet anlayışı, demokratik değerleri kendine özgülük temelinde ve iktidar algısı içinde yorumlama, kaos- kan- gözyaşı- acıdan yoğrulmuş kalpler üzerinden siyaset yapma, kör döğüşüne verilmiş binlerce canın hesabını soramama, kutsallara kurban edilmiş düşünce özgürlüğü… Türkiye hangi medeniyet değerlerini ile çevresi paylaşacaktır. Geçmişin sermayesini halen tüketen mirasyedi evlat olmaktan ileri gidemeyen bir devlet vizyonu hangi değerleri üretecektir?

Türkiye kendi kendisiyle yüzleşiyor. 86 yıldır sürekli ertelenen yüzleşmelerin bazısını yapmaya çalışırken bunların bir dönemlik yetki almış iktidarın icraatları olmaktan öteye giderek bir devlet- millet projesi olarak sahiplenilmesi önemlidir. Kendi içine yönelik medeniyet algısını ortaya koyamamış bir ülkenin değer ülkelere götürebileceği bir birikim ve değerleri olması beklenemez. Türkiye dışarıyla yüzleşirken ne kadar değer- siz kaldığını daha iyi görecektir. Sistem için güç sahipleri- oligarşi yeni restorasyondan sonraki konumlandırmasını belirleyip halkın iktidarını sistem dışına mı itecek? Bu karşılaşmanın hegamonik bir ulus- devlet karakteriyle mi, yoksa medeniyet vizyonu ve ufkunu kurarak mı adımlar attığını zaman gösterecektir.

Bu makale 1,081 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İdeolojilerin İstanbul’u
» Cumhuriyetin Yeni Vizyonu: Hegemonya mı? Medeniyet mi?
» Üniversiteler, Ne Zaman Üniversite Olacak?
» Diyarbakırspor, İspanya’nın Barcelona’sı Olur mu?
» Medeniyetin Kenar Çocuğu: Köy
» Devrime Ne Oldu?
» Muhsin Başkanla Son Hasbihal…
» Bozkırın Çocuğu: Muhsin Yazıcıoğlu
» Türkiye- Balkan Hattı
» Kimlik tanımlamaları
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı