Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
3 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 22° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Peren Birsaygılı Mut
Peren Birsaygılı Mut
İran üzerine bir sohbet
Peren Birsaygılı Mut

İran üzerine bir sohbet

İran seçimleri öncesinde Batı medyasındaki genel kanı seçimleri Musevi’nin kazanacağı yönündeydi. Ancak seçim sonuçları öyle olmadı ve Ahmedinejad %63 gibi ezici bir üstünlükle galip geldi sandıkta. Hemen ardından ise artık yıllardır görmeye alıştığımız sahneler tekrarlanmaya başladı.

Önce muhalefet, muhalefetin hemen ardından ise medya İran seçimlerine hile karıştırıldığını iddia etmeye başladı. Binlerce insan sokaklara dökülerek seçimlerin yenilenmesi talebinde bulundu. Ancak maalesef 1 Mayıs 1977’de Taksim meydanında ortaya çıkan gizli el, bu kez komşu İran’da tetiğe bastı ve göstericilerin üzerine açılan ateş sonucunda 7 kişi oracıkta hayatını kaybetti.

Bu esnada ise Batılı ülkelerden İran’a mesajlar yağmaya devam ediyordu. “Siyah deri beyaz maske” Barack Obama muhalefete yönelen şiddetin son bulması yönünde çağrılarda bulundu. Merkel oradan, Sarkozy buradan bir şeyler söyledi durdu. Ve muhalifler ellerinde yeşil bayraklar ve isyanı simgeleyen yeşil bilekliklerle meydanları doldurmaya devam etti. Sokaklar batılı ülkelerin de desteğini arkasına almış “Benim oyum nerede?” diye haykırıyordu artık.

***

Geçtiğimiz haftalarda bu İranlılardan biri ile uzun uzun konuşma fırsatı elde ettim.

Konuştuğum kişi İslam ve Batı felsefesinden tutun da, Fars edebiyatına kadar belli başlı konularda epey birikim sahibi bir kimse idi. Ve Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti’nin çok farklı referansları temel alıyor görünmelerine rağmen, aslında aynı mantığın farklı tezahürleri olduğu, bu yüzden siyasal erk olarak aynı niteliklere sahip oldukları konusunda kolayca hem fikir olduk. Ve birbirine komşu bu iki ülkede gerçekleşen her iki doğumun da, öncesinde ve sonrasında yaşanan tüm sancılara rağmen, coğrafyanın farklı yerlerindeki pek çok insana uzun yıllardır heyecan vermeye devam ettiğinin üzerinde durduk.

Her neyse, söz kısa süre sonra dönüp dolaşıp seçimlerden sonra İran’da yaşanan gelişmelere dayandığında ise, muhatabım önce bir süre duraksadı. Ardından ise İran halkının kesinlikle daha fazla özgürlüğe ihtiyacı olduğunun altını çizecek 1-2 cümle kurarak konuya giriş yaptı.

Gerçekte de İran İslam Cumhuriyetinin çatıyı ayakta tutmak için köklü reformlara gereksinimi vardı. İşte bu yüzden, özgürlük talebiyle sokaklara dökülen göstericilerin üzerini bir kalemde çizmenin ve bunların tamamını batılı devletlerin yandaşları olarak göstererek, çözülmesi gereken sorunları erteleyip durmanın ne büyük bir tarihsel hata olacağını aklı başında kimse de inkar edemezdi zaten.

Ancak İran’da gerçekleşen gösterileri, tıpkı muhatabımın yaptığı gibi İran halkının insiyatifinin dışa vurumu olarak göstermenin daha büyük bir yanılgı hatta zaafiyet olacağı da çok açıktı. İşte bu yüzden biraz hayal kırıklığına uğramadım değil zira entelektüel bilgi bakımından epey donanımlı bir kimsenin İran’da yaşananların tamamen bir renkli devrim girişimi olduğunu görebilecek kadar olsun bir analiz yeteneğine sahip olmaması akıl alır gibi değildi. Öncelikle Yugoslavya’da, daha sonra ise Çekoslovakya, Gürcistan’da ve Ukrayna’da yaşananlar ile İran’da yaşananlar arasında herhangi bir benzerlik kurmuyordu dahi. İşte bu yüzden izlenen yolun sürekli aynı olduğunu, yani bu ülkelerde de tıpkı İran’da olduğu gibi seçimlere hile karıştırıldığı iddiası ile halkın kışkırtıldığını, defalarca vurgulamaya çalışmama rağmen sözlerimi pek tatminkar bulmadı. Demokratik yollardan iktidara gelemeyen Batı yanlısı adayların, Musevi’nin yeşil rengi seçmesi gibi renk öğeleri kullandığını ve bu hareketlerin işte bu nedenle renkli devrim olarak adlandırıldığını anlatamadım gitti.

Muhatabım ısrarla gösteriler sırasında hayatını kaybeden insanlar üzerinde durmaya yani olaya bir biçimde düz bakmaya devam ediyordu. İran’da yaşananları insani boyutuyla ele aldığınızda, sokaklarda bir tek kişinin dahi zarar görecek olmasının bizlere vereceği üzüntü inkar edilemezdi zaten. Ancak tüm kanlı tarihi gözler önünde olan Batı’nın her zamanki ikiyüzlülüğü ile İran’da hayatını kaybeden insanlar üzerinden duygusal bir atmosfer yaratmak istemesi, buna Türkiye’de de bir kısım medya organının çanak tutması, meydanlarda İran Devrim Muhafızlarına karşı tertiplenen provokasyonun gizlenmeye çalışılmasından başka bir şey değildi aslında.

İşte bu yüzden bu tavır neye benziyordu biliyor musunuz?

Öldürdüğü kimsenin cenazesine katılan katilin maktulün ardından timsah gözyaşları dökmesine…

Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde görmeye alışık olduğumuz bu korkunç ikiyüzlülüğün, bu canice tutumun bir benzeri İran’da yaşanan olayların ardından da ortaya çıkmıştı…

Kalabalığa ateş açılmış, insanlar ölmüş. Ve kalabalığa ateş açan o el, öldürdüğü insanların ardından günlerce timsah gözyaşları dökmüştü.

***

Muhatabım ise bunları görmeyi reddediyor, adeta ben aksini iddia ediyormuşum gibi devamlı bir özgürlük vurgusu yapmaya devam ediyordu.

Oysa kimsenin İran’ın birtakım reformlara ihtiyaç olduğunu inkar ettiği falan yoktu.

Ancak İran bunu dışarıdan dayatmayla değil, kendi insanın sesine kulak vererek ve daha da güçlenerek yapacaktı zaten. Reform yanlısı halk ile muhafazakarları karşı karşıya getiren sinsice planları bozacak ortak bir platform oluşturacaktı. Klasik biçimde hakimiyetlerini sürdürmeye devam etmek için değişiklik istemeyen kesim ile mevcut rejim çerçevesinde reformların gerçekleşmesini isteyen halk, fanatizmden uzaklaşarak ortak bir lisan oluşturmanın adımlarını atmaya yönelecekti. Yani İran her türlü statükoyu kırarak ve yüzünü halkına dönerek güçlenmeye devam edecekti.

Ve Türkiye ya da İran…

Aynı gökyüzü, aynı mehtabın aksinde yaşanacak akşamlar, Hafız’ın kabri gül bahçesinden Akif’e uzanan aynı eşsiz mısralar, aynı baş döndürücü aşk ve aynı ortak akıl…

Bize gelince fark eden bir şey yoktu.

Ve daha önce de söylediğimiz gibi; Şeytani yapılanmalar içinde ayakta durmak ne kadar zor olursa olsun, en çok ittihad yakışacaktı yaralar içindeki topraklarımıza.

perenbirsaygili@gmail.com

Bu makale 2,888 kez okundu.

 

YAZARIN SON YAZILARI
» Türkiye solu’nun referandumla imtihanı
» Ortadoğu'nun LEVIATHAN'ı
» Anadolu'dan büyük yürüyüş
» Madenciler kimin umurunda?
» Taksim’de 1 mayıs bir lütuf muydu?
» Sinan Çetin’le demleme çay!
» İttihat ve Terakki darbeci miydi?
» Deprem değil; Vahşi kapitalizm
» 'Bu Kalp' sizi de unutmaz!
» Martin Heidegger suçlu muydu?
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Salman Kaya: Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz
Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işk
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı