 Ceyda Karan
İsrail'le kriz halinin sebeb-i hikmeti
Ceyda Karan
19 Ekim 2009 Pazartesi 08:26
|
Türkiye-İsrail ilişkilerinde, Gazze’de 300’ü çocuk 1400’den fazla Filistinlinin canına mal olan 22 günlük saldırı-nın yol açtığı ‘one minu-te’ kapışmasından da derin bir krize girildi. Askeri ve siyasi retorik veçheleri olsa da temel-de ‘güvensizlikleri pekiş-tiren’ bir kriz hali bu.
Türkiye, geçen hafta İsrailli pilotların Filis-tin topraklarını vurmak için Konya semalarında antreman yapmalarına set çekti. Başbakan Tayyip Erdoğan, bu kararda ‘Türk halkının hassasiyetlerinin’ rol oynadığı izahı getirdi. Kendisi Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e ‘one minute’ diye çıkışırken, İsrailli pilotlara sağlanan eğitim imkânı, haklı eleştiriler almıştı. Anlaşılan, şimdi konjonktürün elvermesiyle Türkiye daha net tavır koyuyor. Gel gör ki, İsrail’in Konya’daki 3. ana jet üssü komutanlığındaki ‘Anadolu Kartalı’ eğitim tatbikatından çıkarılmasını askeri ilişkilerin askıya alındığına da yormamalıyız. Zira askeri sanayide pek çok işbirliği alanı var. Toplam proje değeri 650 milyon dolar olan M60 tank modernizasyonu hâlâ sürüyor. İnsansız hava uçakları Heron’larla ilgili 186 milyon dolarlık proje teknik sorunlara rağmen devam ediyor. İsrailliler F4 uçaklarının radarlarıyla ilgili SAR sistemini 140 milyon dolara yapıyor. Gene F4 ve F16’larda uçaklardan elde edilen görüntünün yer istasyonuna aktarılmasını sağlayan Datalink 16 adlı 120 milyon dolarlık proje var. Yani Konya kararı işin salt bir ayağı ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hâlâ tecridin sürdüğü Gazze’de sorun yerli yerinde dururken, ‘Türkiye’nin İsrail’le birlikte askeri görüntü vermek istemediği’ sözlerinde anlamını buluyor.
Zamanlamanın ‘komşularla sıfır sorun’ politikası çerçevesinde Türkiye’nin Kafkasya’dan Balkanlara uzanan bir coğrafyada diplomasi atağına denk gelmesi manidar. Türkiye komşularıyla ilişkilerini geliştiriyor, eski nüfuz alanlarında etkinliğini artırıyor. Davutoğlu, Türkiye’nin iyi ilişkiler kurduğu bölge ülkelerini sıralarken, Mısır, Irak, İran, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan’ı tek tek sayarken, İsrail’i anmıyor. Yani İsrail’le ilişkiler tersi istikamete gidiyor.
Türkiye’nin 1990’larda İsrail’le ilişkilerini ‘stratejik işbirliği’ düzeyinde tanımlaması, ‘güvenlik’ gerekçeleriyle -Irak/Suriye/İran’dan kaynaklı PKK terörü- izah edilir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikasını neredeyse tümüyle ABD-İsrail eksenine
oturtmuş olmasından kaynaklanır. İşte değişen bu. İsrail’in bölgede boyunu fazlaca aşan bir güce sahip ve bu gücünü kendinden başka kimsenin hayrına kullanmıyor olması büyük bir sorun. Obama yönetimi İsrail’i elbette feda edemez, lakin Amerikalılar genişleme stratejisinin parçası olan yerleşim birimlerini durdurması için söz dinletemedikleri İsrail’le ‘ne yapacaklarını’ tam ortaya koyamıyor. Türkiye ise İsrail karşısında aldığı pozisyonla ABD’ye mühim mesajlar yolluyor. Zira Davutoğlu’nun formüle ettiği dış politika vizyonuyla, İsrail’inki hiç mi hiç uyuşmuyor. Türkiye, giderek bölgede en yapıcı projeleri ortaya koyan, bu politikaların takipçisi görünümünde bir ülke. İsrail ise ‘etrafında biteviye düşmanlıklar tespit edip bunları varoluşsal tehdit’ algılıyor. Kutsal toprakları adil biçimde Filistinlilerle paylaşmadığı müddetçe de algılarının ötesinde bir politika izlemesi mümkün değil.
Hal böyle olunca, Türkiye, dış politikada yapıcı tavırlarıyla mütemadiyen puan toplarken; -AB’nin ilerleme raporunda eleştiri olmayan tek alan dış politika- İsrail, son Gazze saldırısıyla imaj erozyonunun had safhaya çıktığı bir ülke oluyor. ABD dahil Batı’nın İsrail’in Gazze saldırısında işlediği savaş suçlarını tespit eden 500 küsur sayfalık Goldstone raporunun BM Güvenlik Konseyi’ne havalesini önleyememesi manidar. İsrail’in politikalarına eleştirileri savuşturmak için kullandığı ‘anti-semitizm’ kartı, herkesin gözü önünde evlerin, hastanelerin, okulların fabrikaların yerle yeksan edildiği Gazze’den sonra o kadar işe yaramıyor. Anti-semitizm ciddi bir tehlike, lakin İsrail bunu o kadar gereksiz yere yıprattı ki!
İsrail’in gereksiz yere rating kazandırdığı TRT’deki ‘Ayrılık’ dizisine gelince... Bir bebeği gözünü kırpmadan öldüren İsrail askeri görüntüsü eşliğindeki dramatizas-yonu kaba bulduğumu söylemeliyim. Gazze saldırısından uluslararası basına süzülen o kadar hakiki hikâye vardı ki! Temmuzda bizzat saldırıya katılan 26 İsrail askerinin anlattıklarını hatırlasanıza, askeri amaçlar dışında yüzlerce yerleşimin nasıl yıkıldığı, fosfor bombaları kullanmak dahil sivillerin nasıl öldürülüp canlı kalkan yapıldığı... Bu diziye ilk itirazı getirenin de Filistinliler için ‘böcek’ deyip de ‘tüm Arapları sürmeyi’ öneren aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman olması yine pek manidar.
Türkiye’nin İsrail’e karşı yeni pozisyonu ‘Dost acı söyler’ olarak okunmalı. Zira hakiki dost dediğiniz ‘Her yaptığınıza eyvallah diyen’ değildir.