| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
İngiliz sarayı… Atı alan elli türlü entrikayı ardında bırakıp Üsküdar’ı geçmiş. Bizimkisi gamlı baykuş gibi dolanıp duruyor ortalıkta… Her neyse… Kral Lear gibi bir sersemin önde gidenini onca yıl tahtta oturtmayı nasıl başardığını bir türlü çözemesem de, güzel aforizmaları vardır Shakespeare’in. Örneğin dünyayı koca bir oyun sahnesine, insanları da zamanı geldiğinde rolünü oynamak için sahneye çıkmayı bekleyen oyunculara benzetir. Söz konusu olan insan topluluklarının hareketleri olduğunda ise bu sahneyi tarih sahnesi olarak adlandırmak pekala mümkün. Bu sahneden kimler geçmedi ki? Ne milletler, ne liderler… Ve yer alabilmek için büyük uğraşlar verdikleri sahneden silinmeleri bazen de bir o kadar kolay olmadı mı? Zira bazen yerlerine gelenler son bir hamle ile onları alaşağı ettiler ki sahne lugatında buna rol çalma deniyor… Bazen ise büyük zaferlerin ardından masada filizlenmeye başladı uzun vadeli mağlubiyetlerin ilk tohumları… İşte bu yüzden şairin dediği gibi, hançer misali bir hilal sine-i sad paremize saplanarak, yakıp perişan eylemiş olmasın bizi sakın? Zira cephede kazandıklarımızı masada kaybettiğimizden bu yana, karşı tarafa bir ok daha attıkça ve bir mermi daha fırladıkça namlularımızdan, duruşumuzdaki, varoluşumuzdaki sıkıntılar da bitecek sanıyoruz. İslamcılar ve Laikçiler… Ya da Laikçiler ve İslamcılar… En azından ben kendimi bildim bileli süregelen ve yaşantılarımızın en özeline kadar sızıvermiş bir kör dövüşü… Ve ortak bir aklın hakimiyetine duyulan özlem, düşüncelerimizin durağanlığında kaybolup, içinden çıkılmaz sorunlar yumağı haline getirmiyor mu hayatlarımızı? Zira düşüncelerimizin ancak kendi sınırları içerisinde dolaşıp durduğu sürece kalıcılaşacağını inanıyoruz. Kapalı akıl, kendine sanal bir dünya yaratıyor ve bu dünyanın dışında kalan her türlü düşünce biçimine kapılarını kapamakta beis görmüyor. Kulaklarımızı tıkıyor ve kendimizi olduğumuz yere sabitliyoruz adeta. Çünkü ancak değişmeyen bir hayat içerisinde pozisyonumuzu koruyabileceğimize inanıyoruz. Ve bu da bizi bilmem kaç milyon mensubu olan kitlelerin alelade mensuplarından biri yapıyor. Elias Canetti’nin “Masse und Macht” yani “Kitle ve İktidar”da olağanüstü bir biçimde ifade ettiği gibi, doğal süreçte insanlar arasında ortaya çıkan bu emir ve itaat ilişkileri, zamanla iktidarlar tarafından biçimlendirerek adeta birer saldırganlık mekanizması haline dönüşüyor. Ve iktidarla kastedilen sadece siyasi iktidarlar değil elbette… Zira iki kişinin olduğu yerde dahi bir iktidar vardır. Yetiştiğimiz çevre, okul ya da aile içerisinde küçük faşist iktidarlar yaratılıyor. Bu iktidara posta koymaya kalktığınızda en yakınlarınız bile iyiden iyiye rahatsız oluyorlar sizden ve acımasızca yargılanmaktan kurtulamıyorsunuz. Ancak kendisini dört biryandan sıkıştıran toplumsal kalıpların artık iyiden iyiye bunaltıcı olduğu zamanlarda, tüm tanıdık sulardan uzaklaşarak ötelere kulaç attığı anlarda, yeni bir hayata başlayabileceğine inanıyor insan tüm kalbiyle. Kökleri yeşermeye başladığında, yeni bir hayata doğru attığı adımlar da güçleniyor. Ve dünya Shakespeare’in dediği gibi koca bir oyun sahnesiyse, rolüme de kendim hazırlanmayalım, ağzımdan çıkacak her söz kendi kalemimin eseri olmalı diye mırıldanıyor kendi kendine… O halde boş verin… İslamcılar ve Laikçiler… Ya da Laikçiler ve İslamcılar cephede kazandıklarımızı masada kaybettiğimizden bu yana dövüşe dursunlar… En azından siz tüm İngiliz krallarını Lear kadar sersem sanmıyorsunuz herhalde… perenbirsaygili@gmail.com Bu makale 2,566 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |