Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Prof.Dr.Erol Göka
Prof.Dr.Erol Göka
İki tane 'Türk' kimliği vardır!
Prof.Dr.Erol Göka

İki tane 'Türk' kimliği vardır!

İki tür Türk kimliğinden bahsetmek gerekiyor. Bir tanesi Türk etnik kimliği. Bunu tüm etnik kimlikler gibi “ana dil” belirliyor. Çocuk yetiştirme pratikleri, topluluğun temel inançları ve doğum, ölüm, evlenme, toplumsal cinsiyet rolleri gibi antropolojik özellikler de bu kimliğin oluşumunda önemli rol oynuyor. Her insan, insan olması hasebiyle en azından bir topluluğun, bir etnisitenin üyesidir; mutlaka başkalarıyla paylaştığı bir anadili, geleneği, örf ve adetleri vardır. Bir başka deyişle söyleyecek olursak, kimin bir anadili varsa onun bağlı olduğu bir etnik topluluğu, bir etnik kimliği mutlaka vardır.

İnsanın toplumsal varlığının, toplumsal kimliğinin temellerini, kimliğin mayası olan anadili içerdiği için etnik kimlik, her birimiz için çok önemlidir. Hiçbirimiz, kimliğimizden bu özelliklerimizin silinmesini istemeyiz, aslında anadilimizi unutmadığımız sürece kimse de bizden etnik özelliklerimizi alıp götüremez.

Bu öneminden dolayı etnisite ve etnik kimlik günümüz kimlik tartışmalarında en yanlış anlaşılan kavramların başında geliyor. Bazıları onu bir ırk özelliği sanıyorlar, bazıları ise biraz sonra ele alacağımız ulusal kimlikle karıştırıyorlar. Onlar, bir etnik oluşumun özelliklerini sanki ulusal kimliğin unsurlarıymış gibi ele alıyorlar. Günümüzde dünyanın yoksul kesimlerinde kargaşayı artırmak için “her etnisitenin bir devleti olmalı” anlayışının yayılması da ulus-devletin ve ulusal kimliğin hatalı algılanmasını pekiştiriyor. Oysa bir etnisitenin bir ulusal kimlik edinmesi, ulusal kimliğe kavuşabilmesi için etnik topluluğu bekleyen çok ama çok zor birçok başka görev var. Nasıl bireysel kimlik oluşumu sırasında insan zor ve meşakkatli yollardan geçiyorsa, etnik topluluğu da buna benzer bir mücadele bekliyor.

“Türk etnik kimliğinden ayrı olarak bir de “Türk ulusal kimliği” var. Bunun tanımı biraz daha karışık.

İnsanların toplumsal kimliklerine katkıda bulunan cemaat, meslek birliği vs. gibi birçok farklı grup etkinlikleri olabilir. Oldukça organize olmalarına rağmen bunların da ulusal kimlikle bir alakaları yoktur. Ulusal kimlik, çok daha yüksek bir organizasyon yeteneğini gerektirir.

İnsan gruplarının organizasyonlarının en gelişmiş şekli, “devlet”, yani “siyasal toplum”dur. Devlet kurabilmiş bir topluluk, bir hukuk üstünde ittifak edebildiği, yani güç kullanma yetkisini bile kendi dışındaki birilerine devredebildiği içindir ki, devlet insanın toplumsal varlığının en organize biçimidir. Bir topluluğun gücü kullanma ve yönetme yetkisini içlerinden birilerine devredebilmesi ve onun belirlediği çerçevede iş ve aile hayatını sürdürmeye rıza gösterebilmesi, öyle her topluğun yapabileceği türden basit bir şey değildir. “Devlet kurabilmek” diye söyleyip geçtiğimiz bir etkinliğin başarılabilmesi için bir topluluğun ortak bir tarih, ortak bir toprak, ortak bir değerler sistemi, ortak bir bellek geliştirebilecek ünsiyete sahip olması bu temelde de bir kamu kültürü, hukuk ve ekonomi üzerinde anlaşmış bulunması gerekir.

Bakın, dünya üzerinde binlerce konuşulan dil vardı; büyük çoğunluğu tarihin azgın çavlanında yok olup gitti, buna rağmen hala birçoğu var bu dillerin ama her konuşulan dil yazılı bir edebiyat dili haline gelemedi. Bugün yazılı edebiyat dili oluşturabilmiş topluluklar yüz sayısının bile altında bir sayıda. Bir topluluğun devlet kurabilecek organizasyonel düzeye gelmesini de bu dil örneğinden hareketle düşünmek gerekiyor. Nasıl her dil, yazılı edebiyat dili haline gelemiyorsa, her topluluk da, varlığını “siyasal toplum” düzeyine ulaştıramıyor. İşte toplumsal varlığını bunu yapabilecek, devlet kurabilecek düzeyde geliştirebilmiş topluluğa, halka “ulus” diyoruz. Ulusal kimlik diye konuştuğumuz kavram da, son derece yetkin olan bu üst organizasyonla yani devlet ile ilgilidir. Toplumsal varlığını bu düzeye vardırabilmiş bir topluluk, artık daha önce saydığımız etnisite, birlik, cemaat gibi mefhumların çerçevesinden çıkar ve daha geniş bir ihata çemberi içinde “ulus” rütbesine liyakat kazanır. Devlet kurmuş halka “ulus” denir. Devleti oluşturan ulusun kimliğine de –ki; o devleti kurmuş olmakla zaten kimliğini ifşa etmektedir- “ulusal kimlik” adı verilir.

Ulusal kimlik sahibi olabilmesi için bir topluluğun tüm üyelerinin de aynı etnisiteden olması şart değildir. Hatta sanılanın aksine tam tersi geçerlidir. Tarihte görülen devletlerin kahir ekseriyetini farklı etnisiteden gelerek bir topluluk oluşturan insanlar kurmuşlardır. Modern zamanlardaki ulus-devletler içinde bu kural geçerlidir. Ulus-devlet, birkaç istisna dışında tek bir etnisiteden oluşmaz. Ulusal kimliğin de etnik kimlikle doğrudan bir ilgisi bulunmaz.

“Türk ulusal kimliği” her ne kadar dillerde yeni yeni dolaşmaya başlayan bir kavramsa da, yüzyıllar içinde bir çok merhaleden geçmiş, birçok farklı isim almış, zaman zaman törpülenmiş, zaman zaman yenilenmiş, hasılı yaşayarak, değişerek, olgunlaşarak, canlılık mahiyeti ile mütenasip biçimde bugünkü halini almış kadim bir kimlik.

Biz, Türk ulusal kimliğinin banileri, bin yıldır bu topraklardayız ve buralıyız. Türkiye Cumhuriyeti, bin yıl önce buralara göç etmiş Asyalı, Müslüman ve Türk bir topluluğun ahalisi ile buradaki yerli (otokton) ahalinin bir arada oluşturdukları maya temelinde kurulmuş devletlerin devamı. “Türk ulusal kimliği” de buradaki insanların ortak düşmanları olan Bizans, Haçlılar ve öteki Türklere; Akkoyunlu’ya, Safevi’ye, Memluk’a ve Moğol’a karşı mücadelesi içinde oluşmuş. Bu toprakları vatan bellemek, kaderlerinin ortak yanı olan insanlar, Asyalı Müslüman Türk göçmenler ile buranın (belki de sadece nispi olarak, yani yeni gelenlere göre) yerli ahalisi, aynı toprağın, iklimin, coğrafyanın, aynı güneşin, aynı gecenin, aynı tahassüslerin, aynı zevklerin ve aynı korkuların potasında erimiş, ortak bir maya ile bir araya gelmiş ve ulus (millet) olmuşlar. Ulus olabilmek, grup-varlığını, iptidai aidiyet ve mensubiyet halinden en üst seviyede bir organik örgütlenmeye yükseltebilmek için bu topraklardaki Hıristiyan ahali Haçlı ile buradaki Türk, öteki Türk ile kavga etmiş.

Bugün de Cumhuriyeti kurmuş, çoğunluğu tartışmasız biçimde Türk etnisitesinden olan ama aralarında başka etnisiteden insanlar da bulunan tüm insanlar “Türk ulusal kimliği”ndeki Türklerdir. Onlara Türkiye Cumhuriyeti’nin hür ve eşit vatandaşları oldukları için “Türk” denir.

Bu makale 2,736 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İnsanın büyük seçimi: tek mi çift mi?
» Nereden Çıkardınız Geçimsiz Olmadığınızı?
» Şiddet, travma, kimlik, fanatizm ve matem
» Hayat ve ölümün devri
» Karizma geri çekildiğinde
» ‘Küçük annelik’ sorunu dini içtihatla aşılır
» O bu dünyadan göçtükten sonra
» Psikoterapi dünyayı değiştiremez ama!
» Ne çok N.Ç’nin ahını aldık!
» Kanlı Hayvan Kurbanının Psikanalizi
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı