Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
3 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 22° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Yusuf Tosun
Yusuf Tosun
Çivisi Çıkmış Dünya
Yusuf Tosun

Çivisi Çıkmış Dünya

Amin Maalouf’u daha çok romanlarıyla tanıdı Türk okuyucu. Özellikle bir klasik haline gelen Afrikalı Leo Kitabı Amin Maalouf ismi ile adeta özdeşleşti. Daha önce yayımlanan Semerkant, Tanios Kayaları, Doğunun limanları, Işık Bahçeleri, Yüzüncü Ad, Ölümcül Kimlikler eserleri ile okuyucu onu daha da yakından tanıma imkanına kavuştu.

27 yaşına kadar Lübnan’da yaşayıp daha sonra Fransa’da yaşamına devam eden Amin Maalouf’un denemelerden oluşan yeni kitabı “Uygarlıklarımız Tükendiğinde” alt başlıklı“Çivisi Çıkmış Dünya” eseri medeniyetler çatışması bağlamında kötü bir sona doğru giden insanlığı hoşgörü çığlığıyla uyarmaya çalışıyor. Küresel ısınmadan siyasi politikalara kadar birçok konuda açık yüreklilikle birlikte yaşama için “yol haritası”, başka bir ifade ile bir türlü “pusula” ortaya koymaya çalışıyor.

“Pusulasız bil halde” yeni yüzyıla girildiği ön kabulüyle 20.y.y. analizinde bulunan Maalouf, “Çivisi Çıkmış Dünya” çalışmasını daha önce yayınladığı ve kendi iç dünyasının yansımaları olan “Ölümcül kimlikler” eseriyle birlikte okunduğunda daha bir anlamlı oluyor.

Yazarın “Ölümcül Kimlikler” eserindeki görüşleriyle paralellik ve tamamlayıcılık gösteren “Çivisi Çıkmış Dünya” çalışması, bir düşünürün dünyanın baş döndürücü gidişatına karşı bir sorumluluk bilinciyle kaygılarını, endişelerini dile getiriyor.

Doğu ve Batı medeniyetleri arasında kıyaslama ve analizlerde bulunuyor kendince.

Bir başka anlamda dünyanın o kötü, olumsuz gidişatına karşı eli-kolu bağlı vaziyette isyanını dile getiriyor bu çalışma.

İslam dünyasını yüzyıllık körlük, batı dünyasını da yüzyıllık açgözlük ile tanımlayan Amin Maalouf, Türkiye, Mısır, İran ve Arap dünyasından yola çıkarak derin analizlerde bulunur.

Hem bir doğulu, hem de bir batılı olarak Amin MAALOUF, İslam dünyasını geniş bir şekilde masaya yatırıyor ve özellikle Atatürk ve Nasır modelleri üzerinde saptamalarda bulunuyor. Özellikle Türkiye ve Atatürk ile ilgili analizleri çarpıcı yorumlarla okuyucuya sunuluyor.

Mısır ve Arap tarihini de geniş bir şekilde ele alan Maalouf, sıra İran örneğine gelince Şah Rıza’nın nasıl kendi sonunu hazırladığına dikkat çekiyor.

Özellikle, Amin Maalouf’un Mısır tarihi analizi (Nasır, Enver ve Sedat dönemi) 1980’li yıllarda bir nevi İslam dünyasında hızla boy gösteren radikal İslamcı grupların da tarihçesini de ortaya koyuyor gibi.

Zaman zaman Amerika politikalarına da gönderme de bulunan yazar, haklı olarak; “Dünya nüfusunun %5’ini temsil eden Amerikan yurttaşlarının oylarının bütün insanlığın geleceği üstünde geri kalan %95’ten daha belirleyici olduğu anda, dünyanın siyasal yönetiminde bir işleyiş bozukluğuna” dikkat çekiyor.

Ama açıkçası; eser bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Amerika ve Avrupa eleştirisinin objektif yapılmadığını, batı uygarlığının doğu medeniyetine karşı şirin gösterilmeye çalışıldığı da dikkatli gözlerden kaçmıyor.

Dünyadaki gidişatı bir yalıyara tırmanan ve bir sarsıntı yüzünden dengelerini yitiren bir grup dağcıya benzeten yazar, okuyucuyu bir yığın olumsuzluk ve çaresizlik baş başa bırakıyor. Anlaşılıyor ki dünya; büyük bir çıkmaza doğru sürükleniyor..

Amin Maalouf 20.yüzyıl tecrübesinden yola çıkarak son derece önemli saptamalarda bulunuyor. Ona göre; “Değerler, içi boşaltılmış bir sözcüktür ve değişkendir. Maddi konular ile tinsel konular arasında rahatlıkla gidip gelebilir.” Andre Malraux’a ait olduğu tahmin edilen; “21.yüzyıl ya dindar olacak, ya da (var) olmayacaktır.” sözünden çıkışla dinin, birey ve toplum için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu seslendirmeye çalışıyor. Sovyetlerin dinin yokluğunda ne kadar zarar gördüğünü örnek verirken, öte taraftan dinin aşırı bağımsızlığından da doğan zararları dillendiriyor.

Öyle anlaşılıyor ki rahat, huzurlu ve müreffeh bir gelecek için ben merkezli projeler artık değerlerini yitiriyor ve uygulama zemini daralıyor. Artık hem dinin varlığını ve hayat içerisindeki yerini kabul etmemiz, hem de “öteki” olarak algıladığımız kesimleri en ince ayrıntısına kadar tanıyıp ona göre toplumsal yaşam projeleri geliştirmemiz gerekiyor. Bunun için de ötekilerin edebiyatlarını bilmemiz, tanımamız gerekiyor. Çünkü “bir halkın özel yaşamı edebiyatıdır.” Toplumlar edebiyat aracılığı ile; “Tutkularını, özlemlerini, düşlerini, yoksunluklarını, inançlarını, çevresindeki dünyaya bakışını, kendisini ve buna bizde dahil olmak üzere başkalarını nasıl algıladığını edebiyatla açığa vurur.”

İdeolojilerin gelip geçici, dinlerin ise kalıcı olduğu 21.yüzyıl tecrübesinden yola çıkan Amin Maalouf; “Dinleri gizil anlamda yok edilemez kılan şey, yandaşlarına kimlik bağlamında demir atacakları bir liman sağlamalarıdır.” tespitiyle önemli bir açılımda bulunuyor ve “… şimdiye dek, son sözü hep din söyledi” son hamlesiyle taşı gediğine koyuyor.

Ancak Amin Maalouf un burada göz ardı ettiği husus; bütün bu önemli tespitler için tam yüz yıl beklemiş olmasıdır. Aslında dinin son sözü söylediği ve tırnak içerisinde “yandaşlarına güvenli bir liman sağladığı” yeni bir tespit değil zaten. Yüzyıllardır aşikar olarak var olan bir gerçekliktir. Ancak 21.yüzyılın başı itibariyle, 20.yüzyılı geriye dönük okuyup çeşitli saptama ve gelecekle ilgili önerilerde bulunan Amin Maalouf, aslında bilinen ama bu yüzyılın başında dile getirilmesi gereken önemli uyarılarda ve öngörülerde bulunuyor. Herhalde bu uyarı ve öngörüleri önemli kılan en önemli unsur söyleyenin kendisidir. Kitabı Fransızca yayımlandıktan kısa bir süre sonra Türkçe’ye çevrilmesinin en bariz açıklaması da bu olsa gerek.

kitabının yazılış amacını dile getiren yazarın kendi cümleleriyle nokta koyalım:

“Umutsuzluk vaazları verilmemeli, ama için ivediliğine dikkat çekilmeli. Öte yandan, bu kitabı yazmamdaki amaç da bu. Geç kalındığını, ama çok geç kalınmadığını söylemek. Çöküşü ve gerilemeyi önlemek amacıyla bütün gücümüzle harekete geçmemenin bir intihar bir suç alacağını söylemek hala harekete geçilebileceğini, hala olayların akışının değişebileceğini, ama bunun için kararsız, korkak, bayağı değil, cesur ve yaratıcı olmak gerektiğini söylemek. Düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı kökünden değiştirme ve öncelikler ölçeğimizi yeniden oluşturma cesaretinin gösterilmesi gerektiğini göstermek”

Yusuf TOSUN

Bu makale 2,252 kez okundu.

 

YAZARIN SON YAZILARI
» Mühendisler ve Oda seçimleri
» Çivisi Çıkmış Dünya
» 5. Dünya Su Forumu
» Düşüncenin Kırkambarı: CEMİL MERİÇ
» Doğu ile Batı arasında; Aliya İzzetbegoviç
» Zarif Prens: Cahit Zarifoğlu
» Necip Fazıl Kısakürek
» Kitap geri mi çekiliyor?
» Kayıp Kuşak
» 'Büyük Doğu' Ufku: Necip Fazıl KISAKÜREK
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Salman Kaya: Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz
Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işk
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı