| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
İşlerine gelmediği, planlarına uymadığı için Avrupa’nın hemen her ülkesinde “askerî yargı”nın olduğu gerçeğini es geçip “yoktur efendim” diyenler, muhalefet partilerinden gizlenerek Meclis’ten sabaha karşı geçirilen “askerler sivil yargıda yargılansın” yasasını pek beğenenler Albay Dursun Çiçek’e sivil yargıda tahliye kararı çıkınca sivil mivil dinlemeyip ona da bozuldular malumunuz... Aslında istedikleri evrensel hukuk da değil, bunlara uygun yapılan askerî yargılama da değil, istemedikleri bir kararı çıkarırsa -iktidar baskısındaki- sivil yargı da değil. Onlar aslında sadece kendilerinin görüşü doğrultusunda yürüyen özel bir hukuk, özel bir yargı istiyorlar... Ona da az kaldı zaten, birkaç “Meclis’ten çoğunlukla geçti” değişikliği daha yapılırsa tamamdır. Artık koroya gerek kalmayacak. Türk usulü, bize özel, baskıyla içiçe bir demokrasimiz olacak. Hukukçu (ve AKP’li) Meclis Başkanı Köksal Toptan “sabaha karşı” yasası için “Keşke bu yasa Meclis’ten gündüz geçirilseydi, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir metin ortaya çıksaydı” dedi, umursamadılar. AB “Böyle önemli bir yasa muhalefetten habersiz Meclis’ten geçirilmez” dedi, eski AİHM yargıcı Rıza Türmen “Hollanda gibi bazı istisnalar dışında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf devletlerin hepsinde askerî yargı var. CMK 250. maddede sayılan suçları işleyen askerlerin sivil mahkemede yargılanmasına ilişkin değişikliğin gerekçesi AİHM kararlarına dayandırılamaz. Adil yargılama kurallarına uyulduğu sürece AİHM askerlerin askerî mahkemelerde yargılanmasını kabul eder” dedi, bunları duymamış gibi davranarak askerî mahkemenin mutlaka ama mutlaka taraf tuttuğunu tekrarlamaya devam ettiler. Sivil mahkemeden “delil yetersizliğinden tahliye” kararı çıkınca fena halde bozulmalarına rağmen çaktırmadılar aynen desteksiz atışa devam... TEK ÇÖZÜM; HALKIN ANLAMASI! Genelkurmay eski 2. Başkanı Org. Edip Başer benim 28 Haziran programımda söylemişti, sonra gazete ve TV’lerde tekrarladı: “Askerlere sivil yargı yolu zaten açıktı. Ergenekon sürecinde bunun örneklerini gördük, ilgili askerlerin ifadeleri alındı. Bu nedenle bu yasa yanlış bir düzenlemedir. Ayrıca askerî yargı Genelkurmay Başkanı’nın emriyle oluşmuş bir yapı değil anayasal bir organdır. Askerî hakim ve savcılar da sivil meslektaşları gibi aynı hukuk fakültesi mezunudur. Bu yasanın çıkarılması onun için de TSK’yı yıpratma olarak algılandı” dedi. Şimdi... Bu ülkede özellikle son iki hafta içinde (hatırlatayım; aslında yerel seçim öncesi Arınç’ın orduya hakareti ile başladı) TSK’nın hükümet ve medyası tarafından fena halde provoke edilmediğini ve yıpratılmadığını kimse söyleyemez. Olup bitenler sükûnetle atlatılabildiyse bunda Silahlı Kuvvetler’in demokrasiye, hukuka saygılı davranmasının büyük rolü var. Ama milletin de askerî yargıya gösterilen güvensizliği ve yıpratmayı, sivil ve askerî yargının rakip konumuna sokulmasını (ordu ile polis de aynı konuma sokuldu unutmayalım) ve tabii en önemlisi sivil yargı hükümet baskısında tutulurken çok yakında Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak değişikliklerle yüksek yargının ve Anayasa’nın da “hükümetlerin ve Meclis çoğunluğu kararlarının tümüyle denetimsiz kalacağı” hale getirilmesi konusunda gözünü açması gerekiyor. Dikkat ederseniz birçok yazı ve konuşmada şimdiden bu konuya sık sık değinildiğini göreceksiniz. Burada toplumun çok dikkat etmesi gereken şey, yalanlara kulak tıkayarak süslü lafların altında gerçeği aramak olmalıdır. Demokrasinin yaşaması için en önemli unsur hukukun ve bağımsız yargının varlığı olduğuna göre tüm dikkatimizi sivil yargının hükümet baskısından kurtulmasına, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine el atılması ile yüksek yargının da bağımsızlığının korunmasına yoğunlaştırmalıyız. İSPANYA ÖRNEĞİ Dün Milliyet’te Rıza Türmen’in yine son derece önemli bir yazısı vardı. “Avrupa’da parti kapatma yok, sadece bizde var” diyenleri aydınlatmak için olmalı 2002 yılında İspanyol Parlamentosu’nun “demokrasi ve anayasal değerlere aykırı eylemlerin odağı olan siyasal partilerin kapatılmasını” öngören bir yasayı kabul ettiğini ve 2003’te de Herri Batasuna partisinin bu yasaya göre Yüksek Mahkeme tarafından kapatıldığını belirterek başlamıştı. (Yine Her Açıdan’da geçen yıl Süheyl Batum, Ekrem Ali Akartürk gibi uzman Anayasa hukukçularının da anlattığı bir konu...) Kapatma gerekçeleri arasında Herri Batasuna’nın “terör örgütü ETA ve onun alt kuruluşlarıyla organik bağı bulunması, terör eylemlerini kınamaktan kaçınması, terörizmi destekleyen afişler asmaları, yaptıkları açıklamalar ve halkı devlete karşı tahrik gibi gerekçeler olduğunu ve AİHM’nin de kapatılmayı doğru bulduğunu” anlatıyor, bu karardan da sonuçlar çıkarıyordu. Bu sonuçlara yarın değineceğim çünkü iyi anlaşılması “aldatılmamak” açısından çok önemli... Biz parti kapatmanın yarar sağlamadığını deneylerle öğrenmiş bir ülkeyiz ama hukuk, partilerin örneğin DTP’li milletvekillerinin biraz sorumluluk taşımasını da isteyemez mi? Örneğin; parti kapatmadan sorumluların yargıya hesap vermesi sağlanmalı değil midir? Devam edeceğiz... VatanBu makale 342 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |