Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
8 Şubat 2012, Çarşamba
 DÖVİZ KURLARI : 
Abdulhamit Bilici
Abdulhamit Bilici
Erdoğan'ın Diyarbakır şartı!
Abdulhamit Bilici

Erdoğan'ın Diyarbakır şartı!

Eskiden olsa, AB dönem başkanlığını İsveç'in üstlenmesi kötü bir haber olurdu. Çünkü yakın zamana kadar Türkiye'ye karşı en sert eleştirilerin dile getirildiği Avrupa ülkelerinden biriydi.

Şimdi çok farklı. Ankara, 1 Temmuz'da Brüksel'de dümenin başına İsveç'in geçmesinden memnun. Bu havanın en çarpıcı işaretini, Başmüzakereci Egemen Bağış verdi. İsveç elçiliğinin resepsiyonuna katılan Bağış, kendi kravatını çıkarıp, dönem başkanlığı hatırasına hazırlanan İsveç kravatını taktı.

İsveç'in, ciddi Türkiye karşıtlığından sıkı dostluğa nasıl geçtiği merak konusu. İsveçliler, bu değişimi, Türkiye'nin insan hakları karnesindeki iyileşmeye bağlamaktan yana. Mesela, İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp, geçmişte Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili bazı tereddütlerinin bulunduğunu, bunun temel nedenlerinden birinin insan hakları konusu olduğunu söylüyor. Tutum değişikliğini ise şöyle açıklıyor: "Türkiye reformlara başladığında, İsveç'in pozisyonu hızlı biçimde değişti. İsveç tereddütlü tutumu bıraktı ve Türkiye'nin en güçlü destekçilerinden birine dönüştü. Bu güçlü destek, Türkiye üye olana kadar sürecek." Türkiye'nin AB üyeliği konusunda şüphesi olmadığını belirten Asp, Türkiye'yi dışlamanın stratejik bir hata olacağını düşünüyor.

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de her fırsatta aynı tonda Türkiye'yi destekliyor. Bu konuda Fransız lider Sarkozy ile polemiğe girmekten bile çekinmeyen Bildt, Alman resmî yayın kuruluşu Deutsche Welle'ye verdiği demeçte, Fransa ve Almanya'nın Türkiye karşıtı söyleminin Avrupa'nın güvenliği için çok tehlikeli olduğu uyarısında bulunuyor.

Türkiye'ye bakıştaki değişimde, İsveç gibi ülkelerin AB'nin özellikle Almanya ve Fransa gibi büyüklerin dominasyonuna girmesinden duyduğu kaygının da rolü var. Bu ülkeler açısından Türkiye, federal eğilimleri köreltici ve büyük güçleri dengeleyici bir aktör. Stockholm'de konuştuğunuz sade insanların, güçlenen Almanya'ya dair izlenimlerini dinlediğinizde, bu duyguyu daha iyi anlıyorsunuz. Avrupa'daki yeni güç oyunun kuralları bunlar: Küçükler yutulmak istemiyor; büyükler ise güçlerini paylaşacak yeni ortaklar...

İsveç'teki bu tavır değişikliğinin arkasında, yeni Türkiye gerçeklerinin anlaşılmasına büyük katkıda bulunan bazı isimlerin de altını çizmek gerekiyor. Bu çerçevede, İstanbul'da uzunca bir süre İsveç başkonsolosluğu yapan entelektüel diplomat İngmar Karlsson ve 2002-2003 gibi kritik yıllarda Ankara'da büyükelçilik yapan Ann Dismorr isimleri unutulmamalı.

İki isim de kariyerlerinin zirvesinde Türkiye'de çalıştı ve sadece İsveçliler için değil, tüm Avrupalılar için zihin açıcı kitaplara imza attılar.

Türkiye'nin katıldığı AB'yi, Avrupa'nın Endülüs tecrübesine benzeten Karlsson'un 'İslam ve Avrupa' kitabı ile Ann Dismorr'un 'Turkey Decoded' kitapları bu açıdan önemli. Dismorr kitabında yeni Türkiye'yi ve muhafazakâr bir kadronun Türkiye'nin modernleşme sürecine öncülüğünü anlatıyor. Unutmadan, Dismorr'un halen İsveç Meclisi'nin dış politika danışmanı olduğunu not edelim.

Erdoğan'ın birçok dış görüşmesine tercüman/danışman sıfatıyla katılan Başmüzakereci Bağış'la konuşurken, İsveç'in Türkiye'ye bakışındaki değişime dair ilginç bir ayrıntıyı daha öğrendim. Büyükelçi Dismorr, henüz Başbakanlık koltuğuna oturmadan önce Erdoğan'ı ziyaret ederek, İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh'in mesajını iletmiş. Kürt meselesindeki çıkışlarıyla bilinen Lindh, meğer bir yıl önce Türkiye'ye gelmek istemiş, ama Diyarbakır'a gitmesine izin verilmediği için vazgeçmiş. Büyükelçi, bakanın yine gelmek istediğini, ama Diyarbakır'a izin verilip verilmeyeceğini sormuş. Talebe sıcak bakan Erdoğan ise tek şart koşmuş: 2 yıl sonra da AK Parti iktidarındaki Diyarbakır'ı ziyaret edecek. Bakan, bu şartı kabul ederek Türkiye'ye geliyor ve Diyarbakır'a da uğruyor. Maalesef 1 yıl sonra uğradığı suikastta ölünce, sözünü yerine getiremiyor. Ama Bağış'a göre, İsveç'in Türkiye'ye bakışındaki kırılma noktası bu ziyaret.

Yaşadığımız sancılı demokratikleşme sürecinin başarıya ulaşmasında, İsveç gibi yeni Türkiye'yi anlamaya başlayan ülkelerin ve Karlsson, Dismorr gibi Avrupalı aydınların rolü çok önemli. İyi ki bu kritik dönemde AB dümeninde İsveç var. a.bilici@zaman.com.tr

Bu makale 602 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İran nereye gidiyor?
» Suriye için 4 senaryo!
» Bu kez Esed'e one minute!
» İran ve İsrail'in alengirli işleri!
» Baykal'sız Türkiye!
» Selamün aleyküm min İstanbul!
» Atatürk adına Avrupa karşıtlığı!
» Kansız iç savaşmış!
» Hükümet mi cesur, medya mı?
» PKK ve Öcalan'ı aşan bağlantılar
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı