| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Belge krizi, kritik Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, Albay Dursun Çiçek’in önce tutuklanıp sonra tahliyesiyle devam eden gelişmeleri konuşmayı sürdürelim.
Kuşkusuz tüm bunlar, geleneksel devlet hiyerarşimizde önemli değişimlere işaret etmektedir. Askeri savcılığın kovuşturmaya gerek yok dediği bir kurmay albayın, sivil yargı tarafından tutuklanması tabloyu özetlemektedir. Çiçek’in tahliye meselesi, tıpkı aniden hastalanan Ergenekon sanıkları gibi, hem rahatsız edici, hem de zorlama bir çıkış arayışıdır. Gidişatı değiştirecek bir yanı da yoktur. Gerçeği tekrarlayalım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sistem içindeki yeri değişmiştir. Yakın tarihe kadar siyaseti ve toplumu yönlendirmek için kullandığı araçlarla ilişkisi zayıflamış; sahip olduğu ittifakları önemli ölçüde kaybetmiştir. O nedenle de yeni dönemde siyasi iktidarla uyumlu bir çizgi izlemeye devam edecektir. Bu arada zaman zaman iktidarın elini güçlendiren, zaman zaman da onun hareket alanını daraltan bir rol üstlenecektir. * * * Biz de iktidarın bölünmezliği üzerine söylenmiş ilginç bir söz vardır. ‘Saltanat tecezzi kabul etmez.’ Lakin bu söz, iktidarın kendi içindeki dengelerini, ittifaklarını, pazarlıklarını ortadan kaldırmaz. Sahnedeki aktörlerin sadece siyaset ya da ordudan ibaret olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Her ne kadar kendileri ‘Biz siyasetin dışındayız, gönüllüler hareketiyiz’ deseler de, Gülen Hareketi’nin bu tabloda önemli ve belirleyici bir rolü var. Türkiye’de doğrudan siyasi iddiası olmayan ve daha çok dini fonksiyonları olan yapıların, sosyal ve ekonomik talepleri, iddiaları son yıllarda çok daha belirgin hale gelmiştir. Daha geniş bir sosyal alanda ve geçmişle kıyaslanamayacak büyüklükte bir sermaye hareketliliğiyle varlıklarını sürdürürken; siyaseti daha fazla etkilemekte ve dönüştürmektedirler. Cemaat, belki hiçbir zaman bir siyasi partiye dönüşmeyecektir. Ama siysetle olan yakınlığı bir anlamda zirve noktasına ulaşmıştır. Sorun, Türkiye’nin bu süreci doğru dürüst konuşamaması, bu nedenle de herşeyin gereğinden fazla ‘gizem’ kazanmasıdır. * * * Acaba Hürriyet’te Cüneyt Ülsever’in iddia ettiği gibi, cemaatin, uluslararası dengelerdeki karşılığı, özellikle de ABD üzerinden zayıflamış ve kendisine ihtiyaç kalmamış mıdır? Bu teze itibar etmek çok zor. Ülsever’in hükümet-ordu ittifakı olarak tanımladığı güç merkezinin, tek başına iç ve dış siyaseti kontrol edecek bir güce sahip olup olmaması bir yana; Gülen Hareketi’nin rolünün zayıfladığına dair bir işaretten bahsetmek kolay değil. Meseleye sadece ‘Cemaat emniyet ve adalet başta olmak üzere her yerde kadrolaşıyor’ diye bakmak eksik ve yanıltıcıdır. Hareketin bunlardan ibaret olmadığınu tespit etmek durumundayız. Özellikle sivil alanda, demokratikleşme, yeni bir anayasa hazırlığı başta olmak üzere pekçok tartışmanın ilerlemesinde ve zemin bulmasında bu hareketin rolü açık ve belirleyicidir. Buralarda uzun zamandır farklı kesimleri buluşturma noktasında önemli mesafeler aldıklarını da görmek gerekiyor. Türkiye’de bu kritik misyonu üstlenen ve cesur adımların önünü açan bir faaliyetin güç kaybetmesi için; daha ötesini taşıyacak bir yapının işaretlerini görmek gerekiyor. Kendi payıma ufukta böyle bir gemi görmüyorum. StarBu makale 1,380 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |