haber10.mobi
Doç. Dr. Aliye Çınar
Doç. Dr. Aliye Çınar
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Gülen Cemaati’nin Dindarlık Tipolojisi-II

Dindarlık tipolojilerinden bahsetmek, zımnen kişilik tiplerinden söz etmek demektir. Şüphesiz konumuz kişilik ve gelişimi değildir. Bu konuya, dindarlık dolayımlaması üzerinden değineceğiz. Kişi/fert, dini kimliğini teşekkül ettirirken, dahası geliştirip sahiplenirken genellikle ya yansıtmalı özdeşim ya da yüceltme mekanizmasını benimser. Elbette istisnalardan ziyade, genel temayül ilgilendirmektedir bizi. Hemen söylemeliyiz ki yüceltme mekanizması, cemaat psikolojisinde oldukça önemli bir şablondur. Sadece taban değil, tavan için bile bu tür kişiliklerden bahsedilebilir. Çünkü tavan, aynadır aynı zamanda tabana. Özellikle tabanın dindarlık algısı daha önemli konumuz açısından.

Erikson'un “kimlik, özdeşimlerin bittiği yerde başlar” sözünü yedeğimize alalım ilkin. Cemaatin bir ferdi, dindarlık teşekkülüne küçüklükten itibaren başlamış olsa da kendi yatkınlığına tam bir mecra bulacaktır cemaatte. Önce “yüceltme” öne geçecektir. Cemaatin ferdinin gözünde, lider ve onun ideal hikâyesi (asr-ı saadet), bir daha gerçekle teması kurulamayacak kadar idealize edilmiştir. Tavan ve tabanın ruhundaki doldurulamayan açlıklar sadece yüceltmeyle tutunacak bir zemin bulabilmektedir.

Ancak işin ilginç yanı, Erikson’un dediği durumun tam zıddı işlemekte burada. Kimlik özdeşimin tam olarak kurulmasıyla başlamaktadır. Yüceltme ile birlikte özdeşim ilelebet devam etmektedir. Özellikle tabanda, özdeşimin bırakılması mümkün değildir. Sürekli özdeşim, fert olmayı göze almamak demektir.

Böylece dinî lider, bir otorite olarak, kişilerin dindarlığındaki dış güdümlü bir odak işlevini görecektir. Dolayısıyla içselleştirilmiş, irtifa kazanmış bir ruhsal coşku ve dinginlik yerini, tarafgirlik heyecanına bırakacaktır. Cemaat hakkındaki bir ilerleme ve gelişme hizmet ehline motivasyon sağlayacaktır. Dolayısıyla dindarlık, dış güdümlü olarak gelişirken, dogmatikliği ve fanatikliği beraberinde getirecektir.

Hoşgörü platformları ise işin bir başka ilginç görünümüdür. Konuşulan dinler arası diyalog ve hoşgörü ilanları, deruni dindarlığa ulaşamamış kişilikler için, farklı bir yol haritasını göstermektedir. Bu da modern toplumların “liberal”liğidir. Zira muhafazakâr kişi, mülk edinmeyi merkeze alırken; radikal, ötekinin özerkliğini vurgular. Liberal ise aynı anda iki ata binerek, hem muhafazakâr hem de radikal olur. Gülen cemaati bu anlamda liberal bir hareket havası estirmektedir. Böylece de politik bir dinî kisveye bürünmüştür.

Ancak bu liberallik elbette oldukça farklı bir biçim almıştır. Çünkü aynı zamanda adeta “farklılık” ve “seçilmişlik” ruhu, cemaatin deyim yerindeyse, lehimidir. Kaynak bu lehimle yapılmaktadır. Oysa çok iyi bilinmektedir ki “ayrıcalıklı” olma psikolojisi gerçekte, büyümenin önündeki en önemli engeldir. Bu durumda Freud’u ciddiye almakla kalmayıp, ona şapka çıkartmak durumunda kalırız. Çünkü yetişkinliğin, sadece gençlerin kurduğu bir fantezi olduğunu kabul etmeye zorlanırız.

Dolayısıyla cemaat, Erving Goffman’ın kavramıyla, neredeyse total/tavizsiz/zoraki bir kurum hüviyetine bürünür. Zaten cemaat, kendini bir tür eğitim kurumu olarak takdim etmektedir. Ancak cemaatten, zoraki kuruma geçişte, özgürlük ve keyfilik iptal edilir. Çünkü bu kurum, bundan böyle üyelerinin kendi başlarına kişisel ilişki geliştirmesinin önüne geçer. Zoraki Tabip gibi “zoraki şakird” de zoraki kişiliğe bürünerek, kişisellikten arınmaktadır. Bu kurumlardaki baskıyı, söz konusu çelişkili durum beslemekte (Zoraki kişilik/kişisellikten arınma). Zoraki cemaati canlı tutan, cemaatin ülküsünün tekrar tekrar yorumlanmasıdır. Yorum, ideal imgenin/ülkünün geri beslenmesinden başka bir şey değildir. İşin ilginci, ideal ile gerçek arasındaki mesafe oldukça açılmıştır. Bu mesafenin kişisel kimlik bazındaki kökü şüphesiz, yüceltme mekanizmasına kadar gider.

Aynı zamanda bu mesafenin açılmasını, cemaat içinde dolaşan sahte maneviyat (psödo-maneviyat) algısından da test etmek mümkündür. Gerçekte Allah’ın razı olması demek, aklı, gönlü ve adaleti bir denge haline getirip, nefsin erleri olan haset, kin ve öfke gibi unsurları ilelebet kovmak demektir. Bu hasletleri kovup ve rızayı (cennet) kazanabilmek, ruhsal dinginlik, ahenk ve huzurdur. Acaba bu sağlanmakta mıdır? Yoksa pamuk ipliğiyle bağlı bir manevi algı, yerini menfaat urganına mı bırakmıştır?

Bu durumda asıl yazının başlığını bir soru olarak soralım: Dindarlık tipolojisinden ne haber? Çünkü sahte maneviyat, zoraki kişilik ve zoraki dindarlık getirecektir. Allah’a hizmet yerini, “cemaate hizmet”e bırakınca, ruhu büyütücü bir iman tipinden değil de zihinsel olarak iknayı merkeze alan, inanç ve akide eksenli bir dindarlıktan söz edilir olacaktır.

Zaten her ne kadar Said Nursi’nin bizatihi kendisi, iman nuruyla eserler kaleme alsa da yazıları ve şakirtleri, inanç trenine binmek durumdadır. Çünkü risaleler, pozitivizme meydan okuyucu kelam (rasyonel ilahiyat!) risaleleridir. Böylece sistem kendi içinde oldukça tutarlıdır. Zaten hareket noktası, Yunus’un “cennet cennet dedikleri, birkaç huri birkaç güzel isteyene ver anları bana seni gerek seni” dediği öğretiye uzaktır. Cennete odaklanan bakış, aslında cemaatin ikbalinin büyümesine dönüşmüştür. Dindarlık algısı içinde bu durum, tam olarak muhafazakârlıktır: Mülk edinmedir diğer adı.

İman eksenli bir dinde dönüşüm, ruhun yükselmesi, yeni keşifler ve coşkular önemliyken, inanç merkezli bir dinde de rutinler çok önemlidir. Rutin etkileşimler oldukça karmaşıktır. Önceden kestirilemez pek çok şey. Kesinlikle bir alfabesi yazılamaz. Adı üstünde rutin olsa da (çünkü kalıplaşmış tutumlarda zaman şuuru oldukça perdelidir), cemaat lideri fertlerin “ibnü’l vakt” olmasını ister. Ancak kalıplaşmış davranış geliştirmeye yatkın olan bu fertler için basiretli olmayı (doğru zamanda, doğru eylemi/nerede ve nasıl davranılacağını) genellikle üst mercideki bir akl-ı selim verecektir. Böyle olunca dış güdümlü, otoriteryan, telkin ve taklit ve de itaat merkezli bir dindarlıktan, zoraki bir cemaat ve dindarlık çıkacaktır.

Dahası iman fiilinde kaygı ve şüphe her daim şu ya da bu şekilde mevcutken, cemaate odaklanan bireylerde bu kaygı gitmiştir. Çünkü gelecek kaygısı da yoktur. Böyle olunca dinin en önemli özelliği olan yaratıcı düşüncenin bastırıldığı söylenebilir. Bunun farkında olan cemaat lideri, imandaki korku motifini telkin ederek, derinlere gömülmüş olan ilgi, bağlılık ve bunu besleyen kaygıyı canlı tutmaya çalışmaktadır.

Ancak şu bir gerçek ki akan suyun yatağını bulması gibi, cemaat kendi hedefiyle ve mekanizmasıyla örtüşen ferdi bünyesine alacağı gibi, bu formata uygun kişilikler de kendilerine yatkın (bu) kurumu bulacaktır. Çünkü nerdeyse alternatif bir yapı gibi oluşan cemaat içinde ortalama bir kişi, sürekli terfilerle bir yer elde edebilecektir. Onun için zoraki cemaatin menfaatle ilgili bir gizli açmazı veya avantajı da vardır. Büyük devlet içinde sıradan olmaktansa, cemaat içinde yetki sahibi olmak, bazen hesap edilen bir durumdur.

Bu anlamda sözünü ettiğimiz kişileri, bir çekirdek etrafında toplayıp, insanlığın “hizmetine” sunabilmek de başlı başına bir başarıdır. Çünkü bu ocağa girmemiş olsa, belki de insanlığın kökünü kurutmaya çalışıyor olunabilirdi! Zaten bu zoraki kişilik içinde sıkışıp kalan, ancak farklı şekilde var olma hamlesini yapabilecek olanlar, şefkat tokadının verdiği terbiyeyle yeni bir yol bulacaklardır! Çünkü onların ruhlarındaki var oluşsal kaygı bilakis körüklenerek sebebi bilinmeyen! iç sıkıntıya dönüşecektir…

Not: Bir önceki yazımızda, dilimizde takip etmek, takip eden anlamında çoğu zaman mürit kelimesinin gündelik dile giren anlamını dikkate alarak (teşbih) kullandık. Zira Gülen için hiçbir zaman şeyh demedik. Şüphesiz bir şeyh-mürit yapılanması (tarikat) değildir cemaat.

(Gülen Cemaati’nin Psikolojik Çözümlemesi ile yazı dizimiz devam edecek…)

aliyecinar@gmail.com

Bu makale toplam 7438 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5130, Satış 1.5210; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0790, Satış 2.0890
2004 - 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: (212) 280 26 00 | Faks : (212) 280 89 09 | haber10@gmail.com