| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
GÜLEN CEMAATİ: Sosyolojik Bir Çözümleme Bu yazıda F. Gülen cemaatine spekülatif rant tuzağı veya modern dindarlık türünden sathi bir etiket koymak yerine, yapının temel dinamikleri bir toplumbilimci perspektifiyle analiz edilecektir. Bu çözümlemeye kalkışırken özellikle Max Weber ve Sabri Ülgener’in farklı alanlardaki analizleri hemen zihinlerde yankılanmaya başlamaktadır. Özellikle Max Weber’in, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu isimli çalışması, önemli bir kılavuz olarak karşımızda durmaktadır. Elbette bazı yönleri ufuk olarak görmek, tıpa tıp bir uyarlama değildir. Zira her bir oluşumun kendine has doğuşu ve gelişimi vardır. Toplumsal yapıların farklılığı bile başlı başına önemli bir ayıt edici faktördür. Toplumsal çözülmemde ilkin “tavan” ve “taban” ikiliğinin zihniyet oluşmasındaki önemine Weber ve Ülgener birlikte dikkatimizi çekmektedirler. Weber’in asıl vurgusu negatif transferin nasıl gerçekleştiği yönündedir. Uzun zaman üstte, manastır hücrelerinde, içe dönük bir arınma ve nefis terbiyesi olarak sürdürülen düzenli yaşama pratiğinin (riyazetin/Protestan ahlakının), reform hareketiyle birlikte, dışa yani tabana açılması bambaşka bir insan tipi doğurmuştur. Tanrı’nın şanını, israfsız gösterişsiz, fakat oldukça disiplinli ve (dakikası dakikasına) istikrarlı çalışma ile yüceltmenin mümkün olacağına inanmış iş ve vazife insanı. Kafa yapısı ile kapitalist insana oldukça benzemekte önceki riyazet ahlakı ile yetişen prototip. Sadece çalışma ile yükselmeyi hedeflemiş sonraki. Gülen cemaati için de bu “taban” ve “tavan” ikiliği oldukça önemlidir. Zira. F. Gülen dünyayı her ne kadar müritlerinin gözünde küçültmese de, kendi yaşamında sadece ruhani yükselmeyi merkeze koymuş, ruhani dünyaya gözünü dikmiş bir din lideridir. O, “Kalbin Zümrüt Tepelerinde” gezinmeye odaklanmış bir tasavvufî öğreti içindedir. Takipçilerinin onun bahsettiği dünyaya tam olarak çıkması ne mümkün ne de onların bunu anlaması beklenen bir durumdur. Tıpkı Said Nursi’nin şakirtlerine “sizin hizmetiniz ile benim risale yazmam aynı. Siz de bu şekilde hizmet ediyorsunuz” diyerek, taraftarlarının vazifeyi yüceltmeye başlaması gibi, Gülen de aynı öğretiyi aşılamıştır. Aslında bu din liderlerinin söylemlerinden ziyade, taban ve tavan arasındaki mesafe sadece yüceltmeyle kapatılabilirdi. Elbette aradaki mesafeyi açtıkça açacak başka mekanizmalar da vardır. Çünkü ‘ilm eksenli bir hareket olmadığı için, (alternatif bir paradigma üretecek bilgi oluşmamakta), mucize, keramet ve keşf gibi tamamen gaybi anlatılar devasa boşluklar oluşturmaktadır. Müridin yapacağı tek şey “itaat”tir. Hizmet için gece gündüz çalışma önemlidir. Açıkçası tavanda olgunlaştırılan fikirler tabana kadercilik ve tevekkül olarak yayılmaktadır. Esasında bu husus, İslam tasavvufu için de fazlasıyla geçerli bir durumdur. İnsan-ı kâmil, dünya ile manevi boyut arasındaki onmaz uçurumu kapatmak için vardır. Ancak kâmil insan teçhiz edildikçe garip bir şekilde sistem içindeki gedik devasa bir boşluk olmaya başlamaktadır. Sözünü ettiğimiz sistem içinde de bu boşluğu, hizmet, daha tinsel çabalarla doldurmaya gayret edecektir… Türk okullarının yaptığı son gelime Türkçe olimpiyatları oldukça anlamlıdır. Büyük kıvılcımları elbette küçük jestler doğurur. Bu anlamda sonuçtan hareket edersek, Türkçeyi dünyaya tanıtıcı bir çaba Türkçe olimpiyatları. Oldukça da dikkat çekti ve başarılıydı. Ancak Türkçenin (manevi ve maddi) anlam dünyasını dili yeni öğrenenlere taşıyabilme konusunda dinamonun ne kadar dolu olduğu tartışılacak bir konudur. Zira itaat ahlakı, aynı zamanda taklit ruhunu perçinlemiştir. Yaratıcı ruh ve orijinal insan tipi ilelebet tatile çıkarılmıştır. Tavan ve taban arasındaki mesafeyi sadece mekanizmanın kendi yapısı açmıyor, aynı zamanda seküler ve materyalist dış dünya da beslemektedir. Ayakta kalmak için elbette çok çalışılması gerekmekte, rekabetçi pazara göre. Tıpkı Protestan ahlakını kapitalist dünyanın beslemesi gibi.. Anlaşılması zor, ruhani yolculuğa çıkamayan müridin üzülmesine gerek yoktur. Onun da yapacağı pek çok yeni alternatif vardır. Hatta bütün kodlar aynı; sadece tersine çevrilecek ancak aynı yol izlenecektir. Yani hazır bir patent var elde, kimisi (x) yolunu kimisi (y) yolunu takip edecektir. Niyet önemli olduğu için! aynı tepelerde buluşulacaktır. Hizmete kendini adayarak bir nur neferi olmaması için hiçbir sebep yoktur. Yeter ki samimi olsun… Bu uğurda, seküler dünyaya eklemlenilmekte zorlanıldığı vakit, gerektiği kadar müsamahakâr olunabilecektir. Çünkü bu da hizmet adına yapılacaktır. Dolayısıyla pek çoklarının sistemi seküler bir dindarlık olarak görmesi bu durumla ilgilidir. Bu noktayı “tavan” ve “taban” arasındaki gerilim olarak görmek mümkünken, aşırı zühdün gizliden gizliye dünyaya temayülü getirdiği de söylenebilir. Zira F. Gülen’in evlenmemekle, dünyayı ikincil olarak algılayan duruşu elbette takipçilerinde zıt bir mekanizmayı besleyecektir. Görünüşte ihvan ruhu, gerçekte rekabet dünyası. Metafiziksel bir gerilimle bu dünyayı önemsizleştiren ve manevi tepelerde gezemeyenin bir kıtmirden daha aşağı olacağını söyleyen bir liderin müritleri, tam bir fedakârlık ve adanışı zaten ideal olarak düşüneceklerdir. Gece gündüz yemek pişirmek eğer bu amaç uğruna ise, o da zümrüd-i anka olabilecektir… (devam edecek…) aliyecinar@gmail.com. Bu makale 8,004 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |