Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
8 Şubat 2012, Çarşamba
 DÖVİZ KURLARI : 
Peren Birsaygılı Mut
Peren Birsaygılı Mut
Türkçe olimpiyatları mı, çocuk simsarlığı mı?
Peren Birsaygılı Mut

Türkçe olimpiyatları mı, çocuk simsarlığı mı?

Türkçe Olimpiyatları’ndaki çocukları gördünüz mü?

Tanzanya’lı, Mogolistan’lı, Gana’lı ya da beyaz adam tarafından geri bırakılmış başka topraklardan gelen bir sürü çocuk vardı orada…

Yani önce adeta birer vahşi hayvan gibi avlanan, ardından ise eğitilip ehlileştirilerek! önümüze getirilen bir sürü minik beden…

Güzel gözlerini kocaman açmışlar, yüzlerinde şaşkın bir gülümseme birbirlerinin peşi sıra sahneye gelerek türkü söylemeye, kolbastı oynamaya veyahut şiir okumaya çalışıyorlardı…

Ve bu minik bedenler, gizli emperyalist güdülerle el çırpan kalabalıkların çıkardıkları gürültü içerisinde iyice şaşkına dönerken, kalemi de yüreği gibi temiz olan bir hanımefendi gerçek erdemin çoğu kez kalabalığın aksine gitmek olduğunu somut biçimde ispat etti bizlere.

Çok değerli dostum Emine K. Arslaner, ajans724.com sitesinde muazzam bir yazı kaleme alarak bu konudaki düşüncelerime tercüman oldu adeta.

Zira Robert Koleji, Saint Joseph, Notre Dame de Sion gibi okullarda uygulanan eğitim felsefesi, misyonerlik faaliyeti olarak yorumlanırken, aynı reflekslerle yola çıkıp geri kalmış ülkelerde; sessiz sakin, gözden ırak gönüllere yakın bir Türk milliyetçiliğini idealize eden okullar açmanın ne büyük bir çelişki olduğunun altını çiziyordu Emine K. Arslaner.

“Kendine yapılmasından hoşlanmadığın şeyi başkasına da yapma” şeklindeki İslami desturu merkez alarak düşündüğünde bu faaliyetlere içini rahatlatacak bir isim bulamadığından yakınıyor ve işte bu yüzden ne Kızılderili uşaklarının semah gösterisinin, ne Zimbabveli yavrucağın çaldığı sazın, ne de Tanzanya’lı ufaklığın okuduğu İstiklal Marşı’nın onu duygulandırdığını dile getiriyordu.

Ve Türkçe Olimpiyatlarının arkasında yatan mantığı anlamadığını ve hiçbir zaman da anlamayacağını söylüyordu.

***

Emine K.Arslaner’in yazısını okuduktan sonra, ehlileştirerek! önümüze getirilmiş olan o yavrucaklar tekrar gözümün önüne geldi.

Heyecandan titreye titreye Türkçe şiir okuyan Tanzanya’lı ufaklığı, kolbastı oynayan Gana’lı çocukları ve doruklarda yaşanan bir rasizmin gölgesinde kan ter içinde “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” diye debelenen diğer çocukları düşündüm bir süre.

Türkü söyleyenler, halay çekenler ya da mehter marşı okuyanlar…

Onları karşımıza getirenler, ellerinde birer elma şekeri okul kapılarında bekleyen simsarları anımsatıyorlardı bana. Bu yavrucakların işte böylesine bir bekleyişin sonucu avlandıklarını düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi.

Ve henüz akli baliğ bile olmayan bu yavrucakların gösterisini alkışladığımızda, zihin dünyalarına edilmiş olan korkunç tecavüzü de tasdik etmiş olmuyor muyuz, diye düşünmeden edemiyordum.

Yapılması gerekenin yerel kültürlerin geliştirilmesini desteklemek olduğunu neden göremiyoruz, diye soruyordum kendi kendime.

Asimilasyondan uzak durarak…

Zira Tanzanya’lı, Mogolistan’lı, Gana’lı ya da beyaz adam tarafından geri bırakılmış başka topraklardan gelen savunmasız yavrucakların, bizlerin yavan alkışları arasında okuduğu Türkçe şiir ya da oynadıkları kolbastı Osmanlı’yı değil Fransız veyahut İngilizlerden miras bir yapıyı çağrıştırıyordu bana.

Fransızlar Arap çocuklarını böyle Fransızlaştırmamış mıydı?

Peki ya İngilizler böyle kendilerine benzeterek çiğnemeye çalışmamışlar mıydı Hintli minik bedenleri ?

İşte bu yüzden, İngiliz’i Fransız’ı ya da Amerikalı’yı lanetlerken, aynısı bir zihniyet sonucunda ortaya çıkan bu gösterileri alkışlamanın nasıl büyük bir tutarsızlık olduğunun görmezden gelinmesini aklım havsalam almıyordu…

Belki de amaçlanan gerçekleşmişti işte bir kez daha…

Yine çocuk masumiyetinin arkasına sığınılmış, daima iyi bir pazarlama malzemesi olan minik bedenlerin masumiyeti kullanılarak bir kez daha avlanmıştık…

Adeta ellerinde elma şekeri, okul kapılarında bekleyen simsarları andıran amcalar, bu kez içi boş bir milliyetçilik üzerinden bir kez daha şirin görünüvermişti gözümüze işte…

Bu makale 17,898 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Bizi komplekslerimizle başbaşa bırak, Bay Zizek
» Tarih “Mahatma”yı haklı mı çıkardı?
» Bu dava böyle bitmeyecek
» Arjantin..Benim için ağlama
» Arap dünyasının gerçek serveti...
» Hani Bayraklarımız...Nerede?
» Liberal Cemaatin Çelişkisi
» Fransa’nın İki Yüzü
» Beklenen Son; Wall Street İşgali
» Cemaatin Irkçılıkla İmtihanı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı