-
  SON HABERLER
ABD ve İsrail'den <m:red>Ankara'ya "İran" Baskısı</m:red>
Dünya Gündemi
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
ABD ve İsrail'den Ankara'ya "İran" Baskısı

Kuzey Irak dağlarındaki “şişirme” PKK güçlerinin etkisiz hale getirilmesi ve kukla sözde Kürt devletinin Ankara’yla uyum içinde olacağı vaadine karşılık, İran’ın nükleer tesislerine saldırı hazırlığındaki Amerika-İsrail ittifakına Türk hava koridorunun açılması talebi, şuanda Ankara’da kapalı kapılar ardında tartışılıyor. Ayrıca bazı televizyon kanallarında İran karşıtı yayınlar devam ediyor. Resmi makamlara yakınlığıyla bilinen bir gazetede ise, İran istihbaratı’nın Güney Azerbaycan’daki Türklere yaptığı iddia edilen zulümler, dizi yazı halinde yayınlanarak Türk kamuoyu da, İran’a yapılacak saldırıya karşı hazırlanıyor. Türk Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, gizlice gittiği İsrail'de tam 3 gün kaldı. CIA Başkanı Porter Goss'dan sonra İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz, Türkiye'ye geldi. Dünya Gündemi'nin bu manşet haberine Almanya'dan destek geldi. Alman haber ajansı DPA, CIA Başkanı Porter Goss’un, önceki hafta Ankara’ya yaptığı ziyarette, İran’ın nüklee tesislerine 2006 yılında düzenlenecek hava saldırıları için Başbakan Erdoğan’dan destek istediğini duyurdu. Türkiye’nin geleceği, Amerika-İsrail ittifakının asıl hedefinin kendisi olduğunu ne kadar erken algılayacağına bağlı.

54. Sayımızın Manşeti...

Talabani ve Barzani gibi “uyumlu” olmadığı için, Irak işgal edilmeden önce kesinlikle etkisiz hale getirilmesi gereken, “deli mayın” Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim eden Amerika-İsrail ittifakı, benzer bir senaryoyu Türkiye’nin önüne bir kez daha koydu. 1999 yılında, global resmin tümünü göremediği için, teröristbaşının yakalanmasını davul-zurna çalarak kutlayan, bunun Irak’ın işgalinin bir ön hazırlığı olduğunu algılayamayan Ankara, bugün de benzer bir durum içinde. Düştüğü bu oyundan kurtulmak için teröristbaşı Öcalan’a “format” atmaya çalışan Ankara, bu arada “çuval” olayını da unutmuş gözüküyor.

Kuzey Irak dağlarındaki “şişirme” PKK güçlerinin etkisiz hale getirilmesi ve kukla sözde Kürt devletinin Ankara’yla uyum içinde olacağı vaadine karşılık, İran’ın nükleer tesislerine saldırı hazırlığındaki Amerika-İsrail ittifakına Türk hava koridorunun açılması talebi, şuanda Ankara’da kapalı kapılar ardında tartışılıyor. Ayrıca bazı televizyon kanallarında İran karşıtı yayınlar devam ediyor. Resmi makamlara yakınlığıyla bilinen bir gazetede ise, İran istihbaratı’nın Güney Azerbaycan’daki Türklere yaptığı iddia edilen zulümler, dizi yazı halinde yayınlanarak Türk kamuoyu da, İran’a yapılacak saldırıya karşı hazırlanıyor.

Amerika-İsrail ittifakı yararına Türk halkını, İran’a saldırıya ikna etme operasyonuna Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu da katıldı. Görevi sona ermekte olan Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, 20 Aralık günü, son konuşmasını ABD’de Potomac Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunda yaptı. Loğoglu, “Bana göre İran, geri dönülmez şekilde nükleer silah elde etme yönünde ilerliyor” dedi ve bunun Türkiye ve Ortadoğu’nun güvenliğini tehlikeye atacağını iddia etti. Loğoğlu, İsrail’in sahip olduğu nükleer bombalardan sözetmedi. Dünya Gündemi’ne bilgi veren bir kaynağa göre Amerika, bazı Türk generallerin, “nükleer silaha sahip mollalara karşı” ABD-İsrail ittifakının yanında yeralacaklarına kesin gözüyle bakıyor. 30 Kasım’da Kuzey Irak’ta Türk-Amerikan-İsrail ve Kürt askeri yetkililerin yaptığı toplantılar ve MİT Müsteşarı’nın bölgeye yaptığı ziyaret bu açıdan anlamlı.

Merkezi ABD’de bulunan araştırma kuruluşu Stratfor’a göre İsrail, İran’a karşı askeri harekata karar verirse, hava koridoru için üç seçeneği bulunuyor. Birincisi Irak hava sahasını kullanmak. Ancak İslam dünyasından gelecek tepki, bu seçeneği azaltıyor. İkinci seçenek Suudi Arabistan hava sahası. Fakat Suudilerin bu isteği reddedeceği biliniyor. Üçüncü ve en akılcı seçenek ise Türkiye hava sahasını kullanmak. Yapılması planlanan saldırının, İran’da yaşayan 35 milyon Türk’ün kendi bağımsız devletlerini kurmalarının önünü açacağı vaadi de Ankara’nın oltaya gelmesini kolaylaştırabilir. Amerika’nın İran’ın kuzeyindeki Türk etnik topluluklarına -örneğin Türkmen Kaşkai Aşiretine - olan ilgisi ta 1950’li yıllara kadar geriye gidiyor. Bu cepheden, yani Güney Azerbaycan üzerinden gelebilecek tehlikenin farkında olan İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, 5 gün önce (20 Aralık) Nahcivan’a gitti ve İran’ın, Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirmekte hiç bir engeli olmadığını burada ilan etti. İran-Nahcivan doğal gaz hattının açılışı için bölgeye gelen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşmesinden sonra, ‘’Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve ilerlemesi, İran’ın bağımsızlığı ve ilerlemesidir’’ diye konuştu. Aliyev ile yaptığı baş başa görüşmeye değinen Ahmedinejad, ‘’Kardeşim ve dostum Aliyev ile görüşmeden sonra iki ülke ilişkilerinin daha üst düzeye çıkarılması için her hangi bir engelin olmadığına bir kez daha kanaat getirdim’’ dedi. İran Cumhurbaşkanı, Aliyev ile bölgesel konuları konuştuklarını söyledi.

İran’a Karşı Saldırı Senaryoları

Stratfor’a göre, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’ın, Yahudi Soykırımının bir hayal ürünü olduğunu ve İsrail Yahudilerinin Avrupa’ya hatta Aalaska’ya sürülmeleri gerektiğini söylediği son “kışkırtıcı” açıklamaları, İran-İsrail ilişkilerindeki gerginliği arttıran bir provokasyon sürecinin parçası. Ayrıca, İsrail Askeri yetkilileri İran’ın birkaç ay içinde nükleer silah üretebileceği yönünde açıklamalarda bulundular. Nükleer bir saldırıya maruz kalma ihtimali çok daha yüksek olduğundan İsrail’in, İran’ın nükleer güç elde etmesini engellemek için askeri güç kullanma ihtimali Amerika Birleşik Devletleri’ninkinden daha düşük. İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemesi durumunda, bu operasyon riskli, zor ve politik olarak hassas bir dönemi de beraberinde getirecektir ama bu bir saldırının imkansız olduğu anlamına da gelmemektedir.

14 aralık tarihinde, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat televizyonda canlı yayında yaptığı bir konuşmada Yahudi Soykırımını reddetti ve “Yahudilerin soykırıma maruz bırakıldığına dair bir efsane yarattıklarını ve bunu da Tanrı, din ve peygamberler üzerinden kurguladıklarını” söyledi. Hem Avrupa Birliği’nin ve hem de İsrail’in anında karşılık verdiği bu açıklamalar İran ve İsrail arasındaki gerginliğin daha da artmasına neden oldu. Daha doğrusu, ABD ve İsrail, İran’a karşı psikolojik saldırıya geçmeye hazırlanırken, İran Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri, Tel Aviv ve Washington’un işini kolaylaştıran fırsat oldu. Hatırlanacağı üzere Yahudi soykırımıyla ilgili ifade edilen rakamların hayal ürünü olduğu, bugüne kadar yüzlerce kez yazıldı, Avrupa’da kitaplar ve belgeler yayınlandı.

İsrail hükümeti “kırmızı çizgi” olarak ifade edilen ulusal güvenlik çıkarlarının İran tarafından hangi şartlarda ihlal edilmiş olacağını belirleme aşamasına yaklaşmış durumda. İsrail Dışişleri ve Savunma Komitesi’ne 13 Aralık tarihinde İsrail ordusu tarafından verilen rapora göre, İran devleti, 2006 yılının Mart ayında uranyum zenginleştirme çalışmalarına başlayacaktır. İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Mart ayından önce İran’ı durdurmak istemesinin sebebi budur. İsrail Dışişleri ve Savunma Komitesi Bölüm Başkanı General Dan Halutz, İran’ın gelecek Mart ayının sonunda nükleer kapasitesinin geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşacağı konusunda komiteyi uyardı. İsrail, İran’ın nükller tesislerine silahlı saldırı düzenlenmesini kesinlikle gerekli görmekte ancak asıl sorun saldırı rotası.

İsrail, ABD’nin desteğiyle (ki bunu sağlaması hiç güç değil) Irak üzerinden saldırabilir ama bu en pratik yol olmayabilir. İsrail Suudi Arabistan üzerinden de saldırabilir ama Suudiler böyle bir savaşta taraf olmak istemeyeceklerdir. Üçüncü seçenekse- yararlılık açısından en uygun olanı- Türkiye’den, hava sahasının İran’ın nükleer tesislerinin bombalanması için kullanılmasına izin vermesini istemek olacaktır. Dünya Gündemi’nin edindiği bilgilere göre, geçtiğimiz hafta Ankara’da yapılan MİT-CIA zirvesinin ana gündem maddesi budur.

İsrail’in İran’ı, ABD işbirliği ile Irak üzerinde bombalaması tartışmalı bir durumdur. Eğer Amerika kendisini Tahran’a saldırmak için hazır hissederse, İsraille birlikte bir Müslüman ülkeye saldırmalarının oluşturacağı siyasi tepki göz önünde bulundurulduğunda bu saldırıyı tek başına yapması politik açıdan daha uygun olacaktır. Ancak Irak’ta Sünnilere karşı Şiilerin dolaylı desteğini almış Amerika için bu durum son derece riskli. Çünkü Irak topraklarının, İsrail menfaatine, İran’a saldırı için kullanılması, Irak’ı etnik ve dini temele dayalı olarak 3’e bölmek isteyen Pentagon’un planına ters düşüp onları birleştirme etkisi yapabilir. Böyle bir saldırı ayrıca ABD’nin Kuzey’deki işbirlikçi dostları -aynı zamanda İsrail’le olan ilişkilerini ısrarla gizlemeye çalışan- Kürtleri zor durumda bırakabilir.

İranın nükleer gücünün artmasından daha fazla etkileneceği göz önünde bulundurulduğunda İsrail, böyle bir saldırı düzenlemek konusunda ABD’den daha hevesli olacaktır. Böyle bir durumda İsrail, ABD’nin yardımı olmadan hatta belki de kamuoyunu bu durumdan haberdar etmeden bir saldırı gerçekleştirme hazırlıklarına girecektir. Ancak, eğer İsrail ya da ABD, İran’a karşı bir saldırı düzenlemek zorunda kalırlarsa, perde arkasından da olsa birbirlerini mutlaka destekleyeceklerdir. İsrail’in İran’a askeri saldırı düzenlemesi durumunda İsrail Savunma Bakanlığı’nın Jericho II roketlerini kullanarak nükleer bir saldırı düzenlemesi de düşünülebilir. Ancak, İran’a karşı nükleer silah kullanmanın siyasi sonuçları ağır olacağından daha klasik bir yöntem belirlemek politik açıdan daha uygun olacaktır. En güçlü saldırı senaryosu ise Tel Aviv’in 50 mil güneyinde bulunan Hatzerim’deki 69. Hava Filosu’nda bulunan F-15I Thunder’ların kullanılacağı İsrail Hava Kuvvetleri tarafından düzenlenecek bir uçak saldırısı üzerine kurulabilir.

F-15I’ler Amerika’nın “Savaşan Şahinleri” F-15E’lere benzemektedirler. Bu uçaklar uzun menzilde etkili olabilecek teknolojiye ve uçuş üstünlüğüne sahiptirler. 1999 yılından bu yana İsrail’de 25 adet F-15I kullanılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan ağır bombardıman uçaklarıyla aynı kapasitede savaş gereçleri taşıyabilen ve içine akıllı bomba yerleştirilebilen F-15I’ler yüksek hızda düşmanın hava sahasına sızabilme yeteneğine de sahiptirler. İsrail’in hava saldırısı yöntemini daha önce de kullandığı bilinmektedir. 1981 yılında Irak’taki Osirak Reaktörü İsrail tarafından bombalanarak devre dışı bırakılmıştır. İsrail bu yöntemlerle, uzun menzilli saldırılar gerçekleştirilebildiğini 1976’da Entebbe’ye (İsrail’in 2600 mil uzağında) ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Tunus’taki (İsrail’in 1500 mil uzağında) merkezlerine düzenlediği hava saldırılarıyla da ortaya koymuştur.

Israil Hava Kuvvetleri’nin operasyonda F-15I’ler dışında uçaklar kullanması gerekmektedir. İran hava sahasına girmelerinin ardından, İran’ın hava savunmasını bastırılması gerekmektedir. Bu görevi ise muhtemelen F-16I’lar üstlenecektir. İsrail uçakları nükleer tesislere doğru ilerlerken, İran hava Kuvvetleri’ne ait F-5lerin, Hamadan’daki Üçüncü Stratejik Hava Üssü’nden kalkarak hava saldırısını püskürtmelerini engellemek için ayrıca bir saldırı planı hazırlanmalıdır. Çıkış yolunda ise İran hava Kuvvetleri’nin Tebriz’de yer alan ve F-5’lerle Mig-29’ların yer aldığı İkinci Stratejik Hava Üssü’nü de etkisiz hale getirmeleri gerekecektir. Tüm bu saldırı uçaklarının (Nükleer tesislere gönderileceklerin ve İran hava üslerine gönderileceklerin) ayrıca kendi avcı uçaklarını da yanlarında bulundurmaları gereklidir.

İran’ın nükleer programının büyüklüğü nedeniyle, İsrail Hava Kuvvetleri, Irak’ın Osirak reaktörünü bombalamak için düzenledikleri saldırıdan çok daha büyük çaplı bir saldırı düzenlemek zorunda kalacaktır. İsrail, 1998’de ABD’nin düzenlediği “Çöl Tilkisi” operasyonunun hudutlarını takip ederek bir dizi hava saldırısı düzenleme gereği duyacaktır. Böyle bir hava saldırısı gerçekleştirebilmek için ise Türkiye’nin hava sahasını kullanmaları neredeyse bir zorunluluktur ve operasyonun uzunluğu nedeniyle de böyle bir saldırıyı Ankara’nın bilgisi ve izni haricinde gerçekleştirmesi düşünülemez. Bu da , 2003 yılında NATO’daki müttefiği Washington’ın Irak’ı işgal etmek için kendi topraklarını kullanmasına izin vermeyen Türklerin, bir başka Müslüman ülkeye saldırı düzenlenmesine izin verecekleri varsayılırsa gerçekleşebilir.

Türkiye ve İsrail, milli güvenlik konusunda iyi bir işbirliğine sahiptir. Nisan ayında İsrail yapımı insansız savaş araçlarının Türk Ordusunda kullanılmak üzere 200 milyon dolar karşılığında satın alınması ve Türk Hava Kuvvetleri pilotlarının İsrail’de elektronik savaş eğitimi almaları bu işbirliğinin temellerini sağlamlaştırmıştır. İsrailli uzay teknolojisi şirketleri ABD yapımı F-4lerden oluşan Türk hava donanmasını, yeni elektronik cihazlar ve hava savunma bölgelerine saldırabilecekleri şekilde sistemlerle yenilemişlerdir. Türkiye açısından olaya bakıldığında, Türkiye, İsrail Hava Kuvvetleri’nin tatbikat için İran’la sınırı bulunan Doğu Anadolu’daki dağlık bölgeleri kullanmasına izin vermiştir. İsrail Hava Kuvvetleri, çok değerli bilgiler topladıkları Anadolu’daki tatbikat alanlarına düzenli uçuşlar yaptığı için, İsrail savaş uçaklarının bu yöndeki hareketleri ilişkilerin o dönemdeki durumuna bağlı olarak gerginlik yaratmayabilir.

İsrail Hava Kuvvetleri uçakları, saldırı süresince gerçekleştirmek zorunda olduğu yakıt ikmali ve uçakların izlenmesi gibi destekleme çalışmaları için Türk hava sahasına rahatça girebileceklerdir. Bunun yanında, hasar gören ya da vurulan Israil uçaklarının Türkiye’ye veya Irak’ta Kürtlerin bulunduğu bölgeye iniş yapmaları Suudi Arabistan’a, Suriye’ye ya da Irak’ın batısına iniş yapmalarından daha kolaydır. Eğer Türkiye, İsrail’in İran’a saldırmak için Türk hava sahasını kullanmasına izin verirse, Müslüman ülkelerden ve kendi halkından gelecek tepkiyi engellemek için İran’ın nükleer silahlara sahip olmasının ortaya çıkartacağı riskleri öne sürecektir. İsrail’e göre “böyle silahlarla, Tahran, dünya çapında bir İslami hareketin yeniden liderliğini üstlenmeye cesaret edebilecek kadar güçlenecektir. Bu hareket aynı zamanda Türkiye gibi seküler Müslüman ülkelerin sarsılmasına hatta saldırıya uğramasına bile neden olabilecektir. ABD ve İsrail’in, Ankara’yı kendi tarafına çekmek için uzun süredir uğraşıyor olmaları da ihtimal dahilindedir.”

Washington, İran’nın nükleer programına karşı uyguladığı ABD politikasında Ankara’nın desteğini alabilmek için uğraşmaktadır. Bu nedenle FBI başkanı Robert Mueller ve CIA Başkanı Porter Goss 10 Aralık tarihinde Ankara’ya geldiler. Goss’un ziyareti boyunca, Ankara’dan, İran’a karşı nükleer silahlanma konusunda ABD’nin yürüttüğü politikaya destek vermesi istendi. İlk bakışta, İran’nın nükleer programını hedef alan uzun süreli bir saldırının gerçekleştirilmesi İsrail Hava Kuvvetleri için zor görünmektedir. Ancak, İsrail, zorluklarla yüz yüze kaldığında ne kadar saldırgan olabileceğini geçmişte göstermiştir. İsrail’e, nükleer çalışmalarını ABD’li uzmanların denetimine açması için baskı yapan ve aksi halde gelecekte İsrail’in varolamayacağı uyarısını yapan eski ABD Başkanı Kennedy’nin, Tel Aviv’e gönderdiği ve her bir cümlesi tehdit içeren mektubundan 5 ay sonra öldürülmesi buna güzel bir örnektir.

İsrail’in bu harekatı gerçekleştirmede karşılaşacağı en büyük zorluk, saldırı uçaklarının rotalarının nasıl belirleneceğidir. Bu, Ankara’nın siyasi olarak ciddi bir tavır almasını gerektirecektir, ama eğer “geri dönüşü olmayan” Türkiye’nin bu kararı Tahran’a yakınlaşmayla sonuçlanırsa, bölgedeki tansiyon ve bağlılıklar çok ani bir değişime uğrayabilir.

Ancak sonucu ne olursa olsun, Ankara, İsrail uçaklarına yol vererek komşusu olan bir ülkenin ulusal hakimiyet haklarına tecavüze ortak olursa, bu lekeyi alnından hiç bir zaman silemeyecektir. Maksadı ne olursa olsun, nükleer çalışmalar yapmak, ABD, İsrail, İngiltere, Fransa gibi diğer tüm devletlerin doğal hakkıdır. Ankara, bu konuda alacağı kararla, kaç metre önünü görebildiğini ortaya koyacaktır. Çünkü Amerika-İsrail ittifakının bölgedeki asıl hedefi Türkiye’dir.

‘PKK Dünyaya Tehdit’ miş!

Amerika, pazarlık masasında elinin güçlü olmasını ve Ankara’nın oltaya kolayca gelmesini sağlamak için bir kaç parçaya bölünmüş PKK’nın Kuzey Irak dağlarındaki varlığını, gerçeğinden büyük ve güçlü gösterme çabası içinde. Amerika’nın Sesi Radyosu’nun 20 Aralık 2005 tarihli bir haberi bu maksadı açık bir şekilde ortaya koyuyor. Haber şöyle:

“Amerika’nın yeni Ankara büyükelçisi Ross Wilson, PKK’nın yanlızca Türkiye için değil, tüm dünya için tehdit oluşturduğunu söyledi. İstanbul’da Türk-Amerikan iş konseyinin düzenlediği yemekte konuşan Büyükelçi Wilson, uluslararası teröre karşı cephe hattı oluşturulması ve bu cephede Türkiye ve Amerika’nın müttefik olarak birlikte hareket edip, strateji geliştirmesi gerektiğini ifade etti.”

ABD büyükelçisinin son derece önemli ipuçlarını içinde barındıran bu açıklamayı yaptığı aynı gün Türkiye’yi ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer de, PKK’ nın tam anlamıyla bir terör örgütü olduğunu söyledi ve o da - büyükelçi gibi- terörle mücadelenin uluslararası işbirliği gerektirdiğini belirtti. Oysa PKK özellikle ABD elçisinin iddia ettiği gibi, dünya için tehdit oluşturan bir terör örgütü değil ancak bu sözler, büyükelçinin bilinçaltındaki maksadını yansıtması bakımında önemli. Bir diğer önemli nokta ise, Büyükelçi’nin Türkiye’yi, ABD ile ortak strateji geliştirmeye davet etmeyi Ankara’da yapılan MİT-CIA zirvesinden hemen sonrasında bu açıklamasıyla yapması.

AB ve İran arasında taktik savaşı

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın İsrail’in haritadan silinmesi gereken bir tümör olduğu, İsrail devletinin AB, ABD ya da Alaska’ya taşınması gerektiği ve Yahudi Soykırımı’nın masal olduğu şeklindeki çıkışları nedeniyle Avrupa ile İran arasında buzul çağı yaşanıyor.

İran, nükleer programıyla ilgili görüşmeler konusunda kendinden emin bir tutum sergiliyor ve konunun BM Güvenlik Konseyi’ne götürülmesi durumunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın nükleer tesislerdeki teftiş iznini kaldırma tehdidinde bulunuyor. Amerika ve İsrail gibi kendisinin de sivil amaçlı nükleer faaliyet hakkı bulunduğunu vurgulayan İran, müzakereler yoluyla bu hakkın Avrupa tarafından da tanınmasını amaçlıyor. AB’nin müzakerelerdeki hedefi ise İran’ın Natan’daki nükleer tesisinde uranyum zenginleştirme niyetinden vazgeçmesi. AB ve özellikle de ABD, İran’ın bu nükleer enerji santrallerinde sadece yakıt çubuğu değil, nükleer silah yapımı için gerekli olan yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum üretmesinden endişeleniyor.

Bush, İsrail Lobisi’nin Şiddetli Baskısı Altında

Bush yönetimi İran’a karşı tutumunu yumuşatmaması için Amerikan Kongresi ve İsrail yanlısı grupların giderek artan baskısıyla karşı karşıya. Siyasi gözlemcilere göre, Amerikan tarafında İran’a karşı tavrın sertleştirilmesi eğilimi hakimken, Avrupalılar, Rusya’yı da ortak bir noktaya çekmeyi tercih ediyor. İran’ın güneyindeki Buşehir santralını inşa eden Rusya, İran’ın barışçı amaçlı nükleer enerjiye hakkı olduğunu savunuyor. Batı ülkelerindeki İran uzmanları, şimdi Ahmedinecad’ın taktiği ve amaçları üzerinde kafa yoruyor. Berlin’deki Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Enstitüsü’nden İran uzmanı Dr. Johannes Reissner Ahmedinecad’ın iç siyasette güçlü bir konumda olmadığını ve bu sert söylemiyle içerideki taraftarlarını arkasına toplamaya ve muhalefeti zayıflatmaya çalıştığını belirtiyor. Reissner, İran’a karşı Batı’nın durumu ile ilgili şunları söylüyor: “Şu an birşey yapmak çok zor. Çünkü İran kendisini güçlü hissediyor ve bizim elimizde fazla birşey yok. İran’a petrolden şimdiye kadar görülmedik miktarda para akıyor. Nükleer programıyla ilgili anlaşmazlıkta da oldukça iyi bir pozisyonda ve şu an ABD ya da İsrail’den korkması için de önemli bir neden yok. Askeri saldırı söylemi şu an laftan ibaret. Dolayısıyla İran şu an kendini güvende hissediyor. Ve bu nedenle yaptırımların ne anlama geleceğini çok iyi düşünmemiz gerekir. Tüm dünya Batı’dan ibaret değil ve vereceğimiz tepkilerin gerçekte ne kadar etkili olabileceğini iyi düşünmeliyiz.“

İsrail, AB’ye de Baskı Uyguluyor

İsrail Devlet Başkanı Moşe Katsav, AB’yi İran’ın nükleer programı konusunda “tereddüt ve zayıflık” göstermekle suçladı. İran doğumlu Katsav, 18 Aralık günü gazetecilere yaptığı açıklamada “Avrupa’nın İran’la uzlaşmak için gösterdiği çabalar İranlı yetkililerce zayıflık ve tereddüt göstergesi olarak değerlendiriliyor” dedi. Katsav, İran’ın bu “zayıflık ve kararsızlığı” kitle imha silahları yapmak için kullandığını öne sürdü. ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra önce Afganistan’ı işgal etti, sonra da “kitle imha silahı” yalanıyla Irak’ı... Şimdi ise Suriye ve İran’ı tehdit ediyor. Türkiye’nin geleceği, Amerika-İsrail ittifakının asıl hedefinin kendisi olduğunu ne kadar erken algılayacağına bağlı.

(Bu analiz, Fransız AFP, Almanya’nın Sesi Radyosu, Amerika’nın Sesi Radyosu, BBC Radyosu ve Amerikan Strateji Kuruluşu Stratfor’un ilgili haberlerinden hazırlanmıştır)

Kaynak: www.dunyagundemi.com
Bu makale toplam 4164 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.6600, Satış 1.6850; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0850, Satış 2.1200
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi