| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Kovulmuş değil hiç ait olunamamış bir cennetin düşünden uyanalı çok olmuştu o zamanlar. Bir parçası olmak için can attığımız o düşün ücrasında, suret-i aşkın elinde çaresizdik. Ve bizimle başlayıp bizimle bitecek olan o kısacak öykülerin içerisinde bizler sırtımızdan akan kanı durdurmaya çalışırken tanıdık, bildik ihaneti de böylece. Zira kimseye ihtiyacınız yok sanıyorduk… Ama bu koca bir yalandı aslında… Ve neydi biliyor musunuz; İnsanın zor zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğu? İnsan! Arkadaşlarınız, yakınlarınız veyahut aileniz dışında bir insan… Sizi şahsen tanımayan, hakkınızda detaylı hiçbir bilgiye sahip olmayan ancak çok canınızın yandığını anlayarak size el uzatan bir insan… Zira o ana kadar yüzünü bile görmediği sizler için çırpınmakta olan birilerinin varlığından haberdar olmak ne güzel olacakmış. Ve umursanmadığınızı, önemsenmediğinizi düşündüğünüz bir anda, sizin için ortaya çıkıveren birileri, nasıl da çocuk gibi sevinçle kaplayabilirmiş içinizi meğerse… *** 28 Şubat darbesinin üzerinden henüz 3 sene geçmişti… Ve aynı el, bu kez Cumhuriyet tarihinin en büyük cezaevi katliamları için düğmeye basmaya hazırlanıyordu. Zira bir AB projesi olan F tipi hücre sistemi, devrimci tutuklular tarafından kesinlikle kabul görmemişti. İnsanı zamanla delirten, kulağına gaipten sesler duydurtan, görme-işitme alanları üzerinde büyük tahribata yol açan, velhasıl tüm sevdiklerinden kopararak ölüme terk eden böylesi insanlık dışı bir uygulamanın kabul edilmesi mümkün de değildi zaten. İnsan iradesi bu kadar kolay teslim alınamaz, insanlık onuru böylesine kolay çiğnenemezdi ayaklar altında… İşte bu yüzden ölmeye yatıldı… Ve ardından 20 cezaevine eş zamanlı düzenlenen “Hayata Dönüş” operasyonları başladı. Aynı ormanda kaybolmuş insanların, birbirine destek vermesi gereken en büyük imtihan günlerinden birisi gelip çatmıştı işte… Müslüman vicdanının ayağa kalkması gereken günler gelip çatmıştı. Ancak nafile… Ve nasıl da müthiş bir çaresizlik noktasıydı bu… İnsanlık adına nasıl da büyük bir kırılma noktası… Onların gözünde aslında sadece bir “öteki” olduğunuzu size gösteren nasıl koyu bir yalnızlıktı… Bir insanın hayatının, aslında çoğu kez başka insanlara bağlı olduğunu anlatan ancak vicdanların da nasıl koyu bir sessizlik içerisinde olduğunu, yüzünüze tokat gibi çarpan nasıl korkunç bir hayal kırıklığıydı… *** Diyorum ya; Bizler, bizimle başlayıp bizimle bitecek olan o kısacak öykülerin içerisinde sırtımızdan akan kanı durdurmaya çalışırken tanıdık, bildik ihanetin en korkuncunu da böylece. Pek çoğu basit bazı öğrenci hareketleri karışmaları nedeniyle cezaevine giren gençlerin, kimi yakılarak, kimi açlıktan, kimi ise ateşli silahlardan çıkan kurşunlar sonucu hayatını kaybetti. Böylesi bir katıksız ve gerekçesiz şiddetin üzerine kalın örtüler serildi. Yaşamını yitiren 122 kişiden geriye tek kalan ise; gazetelere yansıyan o solmuş suretleri, türküleri, şiirleri, hayalleri, umutları, kül olup gökyüzüne karışan ilk gençlikleri olmuştu. Berrin Bıçkılar (22); Yanma ve ölüm orucu sonucu ölüm… Özlem Ercan(26); Yanma sonucu ölüm… Nilüfer Alcan(23); Yanma ve duman zehirlenmesi sonucu ölüm… Şefinur Tezgel (24); Yanma sonucu ölüm… Rıza Poyraz (27); Kafa travması sonucu ölüm… Ahmet İbili(25); Ateşli silah yaralanması ve yanma sonucu ölüm… Fahri Sarı(29); Ateşli silah yaralanması sonucu ölüm… Ünsal Gedik (26); Duman zehirlenmesi sonucu ölüm… *** Hani neredeydi Hz Muhammed’in ümmeti? Neredeydi cemaat önderleri? Neredeydi dilinden besmeleyi düşürmeyen tarikat liderleri? Hani neredeydi, hangi kapalı kapıların ardındaydı Cübbeli hocalar? Cübbeler düşmüş, kel görünmüştü artık. Sırtımızdan kan akıyordu. Elimizle durdurmaya çalıştık ancak nafile…”Zaman” dediler, “ Her şeyi unutturur, en büyük ihanetleri bile”…Oysa nasıl da ağrıyordu kalbimiz ve zaman denilen şey unutturdu böylesine bir acıyı? Üstelik kovulmuş değil hiç ait olunamamış bir cennetin düşünden uyanalı da çok olmuştu artık. Ve bizler bir parçası olmak için can attığımız o düşün ücrasında, ceplerimiz solmuş suretler, türküler, şiirler ve kül olup gökyüzüne karışmış hayaller ile dolu yüzlerce genç insan olarak kalakalmıştık geride. Bu nedenle, şimdi cübbeli hocalar ki, bana hep onları hatırlatırlar. Onların sonunu hatırlatırlar. Ve Allah biliyor ya; Eğer bunlara bakarak Müslüman olsaydım… Olmazdım da asla… Bu makale 7,058 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |