| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Kadınlar, çocuklar, ibadet edenler… Hepsi katledildi. Bu katliam, kelimenin gerçek anlamında dehşet verici bir olaydır. Sadece bu ülke açısından değil, aynı zamanda insanlık dünyası için de bir trajedidir. Azıcık vicdanı olan bir insanın bunu kabullenmesi mümkün değildir. Antropolog Napoleon A. Chagnon, Amazonlar’ın son ilkel kabilesi Yanomamö’larda bile bu tarz bir vahşet gözlememiştir. (Yanomamö / Savaşa Doğanlar, Epsilon Yayıncılık) Ama 21. yüzyıl Türkiyesinde, hem de Mardin gibi hoşgörü kentinde yaşandı. Duygusal tepkiyi bir yana bırakıp, üzerinde hayli yoğun biçimde düşünülmesi gerekir. Bu katliam aynı zamanda bölgenin asıl sorununa ve geleceğine ilişkin ipucu da vermektedir. Asıl neden, katliama sevk eden feodal/ilkel bilinçtir. Çünkü feodal bilinç, yaşanan olumsuzluklar karşısında -mesela ahlaki sorunlar, saldırı veya cinayet gibi- bireyleri ölçüsüz, mantıksız ve toplu tepkiye sevk eder. Küçültücü ya da yaralayıcı eylemin mağduru olan bireyler, yakın çevresiyle birlikte, “hak”kın gereğini kendilerince yapmayı düşünürler. Bu katliamda, biri ve diğeri ahlaksız bir fiil sergilemiş, mağdur taraf, on kişi ile, bu fiilden hiçbir haberi olmayan, bu fiilde hiçbir suçu ve sorumluluğu olmayan masumları öldürmüştür. *** Gelişmiş bir bilinç, bu gibi vakıalarda akıl düzenine uygun davranır. Cezayı failler hak eder ve onu da yasalar verir. Suç bireyseldir. Aslında kan davası da aynı bilincin, feodal bilincin davranış tarzıdır. Muhayyel bir örnekten konuşalım… Diyelim ki biri sizin yakınızı öldürdü. Elbette siz de ondan intikam almak istersiniz. Bu, ilk insani tepkidir ve doğal görülmelidir. (Ama devamı değil. Çünkü yasaların egemen olduğu ortamda, cezalandırma yetkisi yargınındır.) Katilin sülalesinden veya aşiretinde doğmuş ve büyümüş ama bu cinayetle hiçbir ilgisi olmayan birini, bu öldürme fiiline karşılık olarak öldürmenin ise hiçbir akılcı yönü yoktur. Kan davası, yaşama hakkını güvence altına alan yasa düzeninin olmadığı ilkel çağlarda, toplulukların ayakta kalmak için caydırıcı bir dayanışma biçimi olarak icat edilmiş olmalıdır. Ama yasa düzeninde aynı eylemi sürdürmek, modern çağlarda ilkel/feodal bilincin yaşatılmasından başka bir şey değildir. Feodal bilinç, sadece cinayet olaylarında değil, ahlaki olaylarda da aynı davranışa, aynı mantıksızlık içinde faili cezalandırmaya sevk eder. Mesela töre cinayetleri de aynı bilincin eseridir. Ahlaksızlık yapan niye “aile meclisi kararı ile” öldürülür? Çünkü ahlaksızlık yaparak kişi aşiretinin/ailesinin onurunu yerle bir etmiştir, cezası ağır olmalıdır; bir de muhtemel ahlaksızlıklara da bir göz dağı verilmelidir…. Mantık budur. Oysa gelişmiş bir bilinç düzeyinde, bireye ahlaki eğitim verilerek ahlaklı olması sağlanır. Bireyler, öldürülme tehdidi ile, “zorla ahlâklı” kılınmaz… Bütün bunlar; yani kan davası ve töre cinayetleri, kapalı toplumların bir gerçeğidir. Töre açık toplumlarda da vardır, ama cinayeti “yazısız zorunlu yasa” haline getirmez. Törenin kapalı toplumlardaki işlevi, ağır suçların faillerini öldürme kararından ibarettir. Bir tür ahlaki korku imparatorluğu diyebiliriz. Aşiret ruhunun veya aşiret yapısının egemen olduğu toplumsal ortamlarda bu bilinç barınır. *** Bu açıdan bakınca, Güneydoğu bölgesinin asıl sorununun, ilkel/feodal bilinç olduğu açığa çıkmaktadır. Sorun Kürtlük, Türklük, kültürel haklar vs. olmanın çok ötesinde bir şeydir. DTP ve PKK feodal yapıya karşı olduğu mesajını vermektedir. Fakat onların oluşturduğu siyasal yapı, aşiret ruhunun siyasallaşmış halinden başka bir şey değildir. Yani feodal aşiret yerine siyasal aşiret, siyasal feodalite… Akıl düzenine uygun karar alma biçimi ve karar iradesinin var olmaması… 1980 öncesi Türkiye’de sağ ve sol diye adlandırılan gruplar da birer siyasal aşiretti. Şimdi yoklar. Türkiye’nin büyük bir kısmı “açık toplum” haline gelmiştir. Onaylanır veya onaylanmaz, ama sosyolojik tablo budur. Aşiret yapısı, yani soy feodalitesi Güneydoğu’da bazı yerlerde halen yaşamaktadır. Daha önemlisi, aşiret bazı yerlerde fiilen ortadan kalksa da, halen yaşayan bir aşiret ruhu vardır. O da aynı bilinç biçimidir. *** Yaşadığımız süreçte, son feodal bölge de hızla açık toplum haline gelmektedir ve bu böyle sürecektir. Açık toplum olma olgusunun gerektirdiği bireysel sorumluluk bilinci ise aynı hızla gelişmemektedir. Dolayısıyla açık toplumun zaafiyet noktalarından biri olan kadın-erkek ilişkilerindeki ölçü sorunu, Güneydoğu’da gittikçe daha yoğun biçimde gündeme gelecektir. Çünkü bu ilişki, düzenlenmesi son derece zor bir ilişkidir. İlişki derken, ahlaksızlaşmayı kastetmiyoruz; karşı cinsler arası iletişim biçimini kastediyoruz. Bu sorunun kapalı toplum yapılarındaki çözümü kolaydır. Erkeklerle kadınlar arasına bir töre duvarı çekilir, kadın sosyal hayata sokulmaz ve böylece doğabilecek sorunlar da engellenir. Peki bu düzenleme insani midir? Hayır. Çünkü toplum adına kadın ve erkek denilen iki cinsten meydana gelir. Güneydoğu “açık toplum” haline geldikçe, acaba bu türden sorunlar nasıl çözülecektir? Töre adı altında işlenen cinayetlerle mi? Kızları okula göndermeyip adeta eve kapatmakla mı? Yoksa genel eğitime eşlik eden ve erdemliliği öne çıkaran ahlaki eğitimle mi? Kapalı toplumlar ahlaki eğitimi aşirete devrederler. Ama açık toplumlarda bu, birinci derecede ailenin sorumluluğundadır. Artık 8-10 çocuk dünyaya getirip onların eğitimini hesaba katmama devri bitmiştir. Bu sorunu, ahlaki alandan toplumsal yaşantının diğer alanlarına da yaygınlaştırabiliriz. O bölge aydınlarının veya siyasetçilerinin birinci önceliği feodal bilinç sorunu olmalıdır. Kapalı toplumlar ahlaki zafiyetler veya hak-hukuk zaafiyetleri karşısında dirençsizdir. Dış etkenler karşısında, sosyal doku inanılmaz bir hızla bozulur. O zaman, etnik siyasetçilerin vurguladığı “Kürtlük onur ve gururu” bile toplumsal dokuyu koruyamayaz. Yani bölge siyasetçilerinin tek gerekçesi olan etnisite, açık toplum olma sürecinde trajik biçimde ellerinden kayıp gidecektir. Veya orada feodal yapı ısrarla sürdürülecek, Güneydoğu bölgesi, çağdışı yaşamaya devam edecektir. Mardin katliamı, bu yönüyle, bölgenin geleceğinin trajedisini anlatmaktadır. milaykokturk@gmail.com Bu makale 1,794 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |