Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
3 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 22° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Milay Köktürk
Milay Köktürk
Kim daha vatanseverdi?
Milay Köktürk

Kim daha vatanseverdi?

Deniz Gezmiş mi, Dursun Önkuzu mu, Muhsin Yazıcıoğlu mu, yoksa ölüm oruçlarında can veren devrimciler mi? Artık yaşamayan bu isimlerin hangisi daha yiğit ve vatanseverdi?

Bu soru saçma! Çünkü bu insanların birer davası vardı. Davası için ölen, hayatını davasına adayan herkes yiğittir. Gezmiş’i müesses nizam idam etti; Önkuzu’yu Gezmiş’in dava arkadaşları pencereden atarak öldürdü, Yazıcıoğlu’nu ve diğerlerini müesses nizam Mamak’a kapattı. Ölüm orucu tutanlar müesses nizama baş kaldırmışlardı. Onların hepsi, “düzen tasarımları” farklı olsa da, vatanseverdi.

Muhsin Yazıcıoğlu yaşarken göremediği bir ilgi ve iltifata mahzar oldu. Ona hiç oy vermemiş insanlar bile üzüldü. Cenazesi alışılmadık bir devlet töreni ile kaldırıldı. Bir zamanlar onunla karşı saflarda olanlarla aynı geçmişi paylaşanlar geçmişi yeniden değerlendirdiler. Büyük çoğunluk memleketin “yiğit bir insan”ını kaybettiğini dile getirdi. Bazı yazılarda ise, ona gösterilen toplumsal ilgi, yapılan tanımlamalar şiddetle eleştirildi. (Cafer Solgun Taraf, 13 Nisan, “Kime, niçin 'yiğit' ve 'kahraman' denir?”; Türk Solu, “İyi Bilmezdik”)

***

Türk Solu “Terör Örgütü Ülkücü Gençler Derneği'nin kurucusuydu, 1980'den önce binlerce devrimcinin kanına girdi ve bu yüzden sömürü düzeni kuruldu.” dedi. Sayın Solgun ise Çatlı ile ilişkisinden hareket edip, düşüncesini “Katliamlar yapmışlardır. Silahsız ve savunmasız öğrenciler kurşunlanmıştır, evleri basılıp boğularak öldürülmüşlerdir. Kahveler taranmıştır. Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Gazi’de kitlesel kıyım planları sahnelemişlerdir.” şeklinde ifade etti.

Bu sözcükler, olup bitenin bazı aydınlarca halen 11 Eylül 1980 günkü mantıkla yargılandığını gösteriyor. Eğer bu iddialara “Ülkücüler de devrimcilerden daha fazla arkadaşlarını kaybetti. Ya ülkücüleri kim katletti? Onlar kendi kendilerini mi öldürdü?” şeklinde karşılık verilirse, eskiden bir bilinmez elin soktuğu çıkmaz sokağa yeniden girilmiş olur.

***

Gerçekte o günden bu yana çok şey değişti. 78 kuşağının büyük çoğunluğu, ülkücüsüyle devrimcisiyle “özeleştiri”sini yapıp olun biteni doğru kavradı. Bilinmez bir elin, bugünkü Ergenekon zanlılarının dedeleri olan gladyo marifetiyle iki grubu birbirine düşürerek çirkin bir oyun sergilendiği artık herkesçe bilinmektedir. Alevi-Sünni çatışmasının da bunun dışında olmadığını anlıyoruz. Zamanın Maraş valisi de birkaç ay önce bunu doğrulayan beyanlarda bulundu. Tüm acı olayların, çirkin oyunun sahneleri olduğunu anlamak zor değil artık!

12 eylül öncesi yıllar politik karşıtlık söylemiyle tartışılamaz. Yaşanan, toplumsal bir cinnet dönemiydi. Daha önceki bir yazımızda bu süreci ve sonrasını üç kavramla özetlemiştik: “Kaos, sükûnet ve zihinsel karmaşa” (Türk Yurdu, sayı 205, 2004) Bir gizli örgüt tüm gruplara sızmış ve provakasyonlarla olayları büyütmüştü. Solu sayısız fraksiyona onlar ayırdı. Ülkücüler ise tek bir yapı içinde kaldılar. Hepsi şiddetin içine çekildi. Yani bu gizi örgüt herkesi kullandı. Devrimcilerin örgütlü yapısı artık yok. Onların faili olduğu olaylar adeta sahipsiz kaldı. Ülkücüler tek örgüt altında mevcut; bu yüzden tüm terör hadiseleri onlara fatura edildi. Oysa cinnet durumunda herkes eşit derecede suçlu veya suçsuzdur; kimsenin diğerini suçlama hakkı yoktur. O dönemi böyle görmek gerekir.

12 eylül öncesi, bir kaos ortamıydı. Bırakınız karşıtlık ve kavgaları, çeşitli insani kavramlar ve söylemler bile siyasal gruplara pay edildi. Devrimci vatan ve milletten, ülkücü emek, özgürlük ve sömürüden bahsedemez, bahsetmezdi. Darbeyle birlikte herkes sustu. İlkönce darbe onları susturdu, sonra onlar kendileriyle hesaplaşma sürecinde sustular. O arada kapitalistleşme ivme kazanmıştı. Tüm bunlar bir zihinsel karmaşa doğurdu.

***

Kimse kimseyi aklamak ve onaylamak zorunda değildir. Hatta aklanmaması gereken aklanmamalıdır da! Ama eski söylemleri bırakmak, geçmişi doğru yargılamak, oradan doğru sonuçlar çıkarmak gerekir. Toplumsal barış başka türlü sağlanamaz. Buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Eski karşıtlıklar anlamsızdı, yeni düşüncelere yelken açma vakti geldi.

İtirafname yazmaktan çekinmemek lazımdır. İtirafname yazanlar da dile getirdiklerini sadece kendi keşifleri zannetmemelidir. Ortak entelektüel dil ve kavrayış böyle oluşabilir. Demokrasi bilinci ancak böyle kökleşebilir.

milaykokturk@gmail.com

Bu makale 997 kez okundu.

 

YAZARIN SON YAZILARI
» Oligarşiye darbeyse, oyum evet!
» Yetsin artık!
» Ey devlet aklı, nerdesin?
» Kemal “Başkan” CHP “İktidar” (mı?)
» Yassıada “Demokrasi Parkı” ilan edilmelidir!
» Ah bu “eski” ülkücüler!
» Anayasa “kutsal metin” midir?
» Rektörün intiharı ve onur cellâtlığı
» Darbeciler ve işkenceciler
» MHP nereye koşuyor?
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Salman Kaya: Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz
Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işk
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı