 Prof.Dr.Erol Göka
Onların olduğu takım da Milli takım da benim değil!
Prof.Dr.Erol Göka
14 Nisan 2009 Salı 11:02
|
Geçen Pazar günü oynanan Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki müsabaka, toplumsal psikolojimizden kaynaklanan modernleşmemizin önündeki engelleri sergilemesi açsından gerçek bir örnek olay niteliğindeydi. Futbol zevki açısından yerlerde sürünen bu maçın bir de son dakikası vardı ki, bu son dakikayı, bu topraklarda yaşayan bir insan olarak utanmadan seyredebilmek için, gözleri takımından başka hiçbir şeyi göremeyecek kadar fanatik olmak gerekiyordu. Ben inanılmaz biçimde utandım. Bir spor müsabakasında kavga çıkartanları, onları tribünden ve yedek kulübesinden ateşleyenleri gördükçe, maçı bitiremeyen hakemin acizliğine, yöneticilerin pervasızlığına tanık oldukça utancım arttı.
“Olmaz olsun böyle futbol!” demenin çok ötesindeydi utancımın dinamikleri. Bu insanlarla aynı topraklarda yaşamaktan, aynı kültürü paylaşmaktan, çoğuyla aynı dili konuşmaktan dolayı utandım. Birbirlerine acımasızca vuran, ısıran, küfreden oyuncuların milli takımda oynadıklarını öğrenince utancım, “rezil olduk” hissine vardı. Onlarla paylaştığım aidiyet nedeniyle içimden taşan dünyanın diğer milletlerine karşı “rezil olduk” hissine engel olamadım. Allah’ım bizi temsil eden insanlar, bunlar olabilir miydi? Kim veriyordu bu rezaletin sahiplerine bizi temsil etme hakkını? Tamam, birçokları gibi onlar da haksız yere çuval dolusu para alıyordu ama o beni ilgilendirmezdi. Alan razı veren razı olan durumlara karışmamak gerektiğini uzun yıllara yayılan mesleki tecrübem boyunca öğrenmiştim ama milli formada benim de payım vardı. Milli temsili gerçekleştiren başka insanlar böyle yapsa, milletçe onları asla affetmezdik. Bu bir parça futbol oynama marifetinden başka memleketinin insanları için hiçbir şey yapmayan edepsizlere neden bu kadar kredi veriyoruz? Takım taraftarlığı ve futbol sevgisi dışında bu krediyi açıklayacak bir neden bulamıyorum. Buluyorum, buluyorum da aslında demeye dilim varmıyor…
Bir seçim döneminden yeni çıktık. Seçim kampanyaları boyunca liderlerin, partililerin birbirlerine karşı tavırları da çoğu zaman utanç vericiydi; çocuklara izlettirilmesi sakıncalı birçok sahne içeriyordu. Yığınla şiddet unsuru içeren seçim kampanyalarına sessiz kalışımızın da nedeni aynıydı.
Yıllardır Türklerin psikolojisiyle ilgileniyorum. İçine gark olduğumuz, maçoluk ve mafiyoza soslu şiddet kültürünün savaşçı zihniyetimizle çok yakından bağlantıları var. Bu savaşçı zihniyetimiz, savaş zamanlarında belki işe yarıyor ama barış zamanlarında da ona göre davranınca, bizi rezil ediyor. Mutlaka bu berbat şiddet kültürüne karşı bir şey yapmalıyız. Siyasal kültürümüz, siyasal şiddet kültürüyle öylesine yakından bağlantılı ki, siyasilerimizi şiddeti teşvik eden davranışları nedeniyle kınamaktan başka bir şey yapabileceğimizi sanmıyorum. Şiddeti bırakın kışkırtmayı adeta fışkırtan televizyon dizilerine karşı da işe yarar bir önerim yok. Ama bu ülkenin barış ve huzur isteyen, sosyopatiye karşı çıkan insanları olarak, şu futbolcu müsveddelerini, yönetici geçinen savaş ağalarını protesto etmekle işe başlayabileceğimizi düşünüyorum. İlan ediyorum: İnsanımızın, çocuklarımızın gözü önünde şiddete başvuran, edepsizliklerinden taviz vermeyen futbolcuların, yöneticilerin oynadıkları, yer aldıkları takımlarla uzaktan yakından hiçbir alakam yoktur. Onların oynadığı takımlar da milli takım da benim takımım değildir. Kim şiddet sarmalına katılmaktan zevk alıyorsa, bu rezalete onlar katılsın.