Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Rüstem Budak
Rüstem Budak
Muhsin Başkanla Son Hasbihal…
Rüstem Budak

Muhsin Başkanla Son Hasbihal…

Sayın Başkan,

Tabiatın yeniden dirilişe şahitlik ettiği bugünlerde sen de yeni bir dirilişle Rabb’ine kavuştun. Yaşamın da, ölümünde çok tartışılıyor. Geçirdiğin trafik kazaları, son olarak bir muamma gibi duran helikopter kazası etrafında bir çok sorular soruluyor. Sen bütün bunların dışında ebedi istirahatgahındasın. Dalgalanması için canının pahasına mücadele ettiğin Türk bayrağı ile süslenmiş evindesin. Ankara’da artık bir ziyaret evimiz daha oldu. Ankara’ya geldiğimde ilk seni ziyaret etmek istedim. Ama baktım ki sabahın erken saatleri olmasına rağmen benden önce senin dostların yanı başındaydı.

Mezarının toprağı Mekke’den, Anadolu’dan, Asya’dan, Balkanlar’dan geldi. Oradaki sevdiklerin seni son mekânında paylaşacakları tek şey olan topraklarını üzerine örttüler. Ve dualarını gönderdiler. Taceddin Dergâhı gibi Anadolu’nun İslamlaşmasına ev sahipliği yapmış olan mekânlardan biri şimdi de sana yuva oldu. İlk olarak bu topraklara İslam’ın ruhunu taşımak çabasında olan ilk Türklerin mücadelesine şahitlik etti. Ardından yıkılan Osmanlı İmparatorluğu ile bu yerleri tekrar değiştirmek isteyenlere karşı Mehmet Akif’in şahlanış ve özgürlük bildirisi olan İstiklal Marşı’nı yine burada yazdı. Şimdi de tarihimizin bitmek tükenmeyen entrika ve bozgunlarına karşı son mücadeleyi verirken şehit olan sana yurt oldu.

Vefatının ardından sana gerek duaları, gerekse ziyaretleriyle mezarını ziyaret eden Anadolu ve İslam âleminin çocukları seni yalnız bırakmıyor. Senin vefatına üzülenler olduğu gibi sevinenlerde oldu. Bildiklerinden korkanlar, bir zamanlar ideolojik kör dövüşünün tarafları senin gidişine içten içe sevindiler. Mücadele adamlarının dost ve düşmanları eksik olmaz. Bunu en iyi sen bilirsin.

Değerli başkan,

Belki siyasi iktidar sahibi olamadın ama gönüllerin iktidarı sen oldun. Yeni bir seçimin arefesinde, sen seçimini kavuşmak istediğin Rabb’ine yönelirken, arkandan sana bir kez dahi oy vermeyen, tanımayan, tanışmayan, konuşmayan binlerce insanın gönlüne girmişsin. Kalpten kalbe giden yol olduğu bir kez daha görüldü. Sevgin gerçek olduğu için bu insanların yüreğinde dalga dalga yayılmış. Söylemek istediklerini millet duymuş, kulak vermiş ve anlamış. Sen müsterih ol. “Şu üç günlük dünya için bu kadar fırıldak olmaya değmez” diyordun ya işte insanlar senin adam olmaklığını- âdemliğini biliyorlarmış. Bazıları senin ardından kıymet bilinmedi, ancak öldükten sonra değeri biliniyor diyorlar. İnsan tarihinin değişmeyen gerçeği olduğunu da unutuyorlar. Doğruluk önderi olup ta dünyada bunları iktidar yapabilmiş kaç kişi gösterilebilir ki… Senin söz ve yaşamınla mücadele ettiğin ideallerin insanların tarafından bugün veya yarın anlaşılmış fart etmez. İnsan hesabını verebileceği bir hayat yaşamışsa o gerçek kazanandır.

Değerli insan,

Sen “Dava”sı olan bir insandın. Ahmet Özcan bir yazısında “Dava”sı olmayan İnsan değildir” diyordu. İnsan olmak için öncelikle uğruna ölümü göze aldığı, varlığını fedaya hazır olduğu, gerçekleştirmek için gözyaşı ve ter döktüğü, ruhuna ilmek ilmek dokuduğu, algısını bilinç ve hikmetle ikame ettiği bir “Dava”sı olmalıydı. Seninle beraber bu mücadeleye atılanların bir çoğu şimdi holding sahibi oldular, köşe döndüler, ihale peşinde koşturuyorlar, arkası görünmez camlardan “insancık”ları seyrediyorlar. Günümüzde ki kuşak için “Dava” sahibi olmak; kariyer, konfor, mevki, makam sahibi olabilmek için birbirini harcamaktan çekinmediğin, yandaşını- kabilesini merkez alarak hiçbir değer gözetmeden mücadele etmenin adı haline gelmiş bulunuyor. Sen ise uğrunda ölmeye hazır olduğun devlet tarafından hücrelerde çürütülmeye çalışılmış, ardından ideolojik deli gömleğini çıkararak yeni bir mücadeleye atılmış, borçlanarak parti kurmuş, yokluklar içerisinde bir davayı var etmeye çalışmıştın. Bu ömrüne fedakarlıklarla, gayretle, imanla, azimle örülü binlerce an sıkıştırdın. Sonunda bu uğurda şehit olmak şerefine de ulaştın.

Sevgili dost,

Türkiye’nin önemli dönüşümler yaşadığı dönemlere şahitlik ettin. Senin vefatın sebebiyle bu dönmeleri tekrar düşünme fırsatı oldu. Türkiye’ye kendi topraklarının vazgeçilmez karakteri olan bazı damarlar her daim hâkimiyetlerini koruma, egemenliklerini sağlama almak için neler yaptıkları henüz tam anlamıyla ortaya çıkarılabilmiş değil. En çok da senin bu karanlık ilişkiler hakkındaki bildiklerin onları tedirgin ediyordu. Türkiye bu yüzleşmenin yeni bir eşiğinde bulunuyor. 1980 öncesi oynanan oyunlar, kurulan kumpasların bu millete maliyetini en bilenlerden biriydin. Kuşakların nasıl harcandığını, ailelerin perişan edildiğini, bütünlüklerin nasıl da paramparça edildiğini gördün. Bu şahitliğin yeni kuşaklar için çok önemliydi. Bunu sevenlerin ve anını paylaşanların konuşmalarını bekliyoruz.

Örnek mücadele adamı,

İnsanların en sahip olduğu şeylerden birine sahiptin: Özeleştiri. Sen özeleştirisi olan bir kişiydin. Yaptıklarını değerlendirme, yanlışlardan arınma, günahlardan dönme, doğruları söylemekten çekinmeme ameliyelerin vardı. Birçok insan ya inandığı davasına hiçbir özeleştiri getirmeksizin liderine ve ideolojisine tapınmakta, yanlışlarına hikmet gözüyle bakmakta, yanlışta ısrarı davaya samimiyetle bağlanmak olarak düşünmektedir. Ki bu durum Türk toplumunun en büyük zafiyetlerinden biridir. İnsanların etrafını bağlanmak ve inandırılmak için o kadar kurum varlık iddiasındadır ki bu kumpastan başını kaldırabilmek, gerçeği görebilmek büyük bir irade gerektirir. Sen ise düşünce ve kalbini bu zincirlerden kurtararak her an yeni bir özeleştiri ile varlığını yeniledin. Eğer bu yenilenme olmasaydı sen var olamazdın. Kimse senin yaşadığın o keskin geçişleri anlamak istemiyor. Bazıları davaya ihanet ettiğini düşünüyor. Bazılarının zaten kurulu sistemlerinde bunu konuşmaktan korkuyorlar. Vazgeçtiğin yanlışlar, kavuştuğun doğrular konuşulmuyor. İnsanlar zihinlerini böylesi bir okuyuculuğa yöneltmekten imtina ediyorlar. Çünkü korkuyorlar: ellerindekinin kayıp gitmesinden, inandıkları yalanlarının kaybolmasından, iktidarlarının el değiştirmesinden…

Sayın Başkan,

Anadolu’da isimler koyulurken “İsmin gibi yaşa” derler. Sen de bu duaya âmin demişsin ki “Muhsin” gibi yaşadın. Yani anlamıyla; ihsan eden, iyilik eden, hayırsever… Kurduğun partideki hayallerin seni anlayan ve sevenlerince yerine getirilir inşallah. “Büyük Birlik” Anadolu’da, İslam Âleminde, Türk dünyasında… Ölmeden önce Emirdağ’da Büyük Birlik hayalini anlatmıştın: ''Bu ülke insanını Alevi, Sünni, Kürt, Türk diye ayırdılar. Halbuki Cumhuriyeti, Alevisiyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla birlikte kurduk. Ecdadımızın bize bıraktığı bu emaneti birlikte koruyacağız, birlikte yöneteceğiz. Onun için biz büyük birliği özlüyoruz. Onun için adımızı Büyük Birlik koyduk.” Nizam- ı Alemi İlayı Kelimetullah merkezinde kurmak istedin. Alperenler ile Anadolu ve dünyaya yeni bir “Gaza”ya çıktın. Anadolu gençliğine bir hedef, bir örneklik, bir sevda bıraktın. Buna sahip çıkmak onlara kalmıştır artık.

Bu makale 3,069 kez okundu.

YAZARIN SON YAZILARI
» İdeolojilerin İstanbul’u
» Cumhuriyetin Yeni Vizyonu: Hegemonya mı? Medeniyet mi?
» Üniversiteler, Ne Zaman Üniversite Olacak?
» Diyarbakırspor, İspanya’nın Barcelona’sı Olur mu?
» Medeniyetin Kenar Çocuğu: Köy
» Devrime Ne Oldu?
» Muhsin Başkanla Son Hasbihal…
» Bozkırın Çocuğu: Muhsin Yazıcıoğlu
» Türkiye- Balkan Hattı
» Kimlik tanımlamaları
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı