- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ahmet Özcan
Açık Mektup:
Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile... Alem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki Müslüman gördümse: Hep Makberde'dir Müslümanlık bilmem amma, galiba göklerdedir! İstemem dursun o payansız mefahir bir yana... Gösterin ecdada az çok benzeyen bir kan bana! İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar! Çok değil ancak! Necip evlada layık tek şiar. Varsa şayet, söyleyin bir parçacık insafınız: Böyle kansız mıydı -haşa-kahraman eslafınız ? Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına? Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına, Hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet tarumar? Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar? Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? Böyle adet miydi, bi- perva, yemek insan leşi? Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan! Hey sıkılmaz ağlamazsan, bari gülmekten utan! "His" denen devletliden olsaydı halkın behresi: Payitahtından taşmazdı bu gün sarhoş na'resi! Davranın haykırmadan nakuus-i izmihlaliniz.. Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira haliniz: Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mateme! Davranın, zira gülünç olduk bütün bir aleme, Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah intikam; Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram! Kahraman ecdadımızdan sizde bir kan yok mudur? Yoksa: İstikbalinizden korkulur, pek korkulur! Mehmet Akif Ersoy Muhterem Mehmet Akif Ersoy, Evvela, samimi özürlerimi kabul etmenizi rica ediyorum. Mazeret değil ama,
ne zaman size 'cevap yazmak' için elime kalemi alsam, kelimeler hep boğazımda
düğümlendi. Nedenini tam olarak bilmiyorum, belki, onurlu hayatın ve aydınlık
zihnini kendime yakın bulmama rağmen, küserek çekip gitmiş olmanı tasvip etmemekle
acaba sana haksızlık mı yapıyorum diye, karar veremediğim içindir. Çünkü, diyebilirim
ki, Sen'in şahsında bütün bir dindar-muhafazakar damar'ın yüzyıllık kaderini
görüyorum. Öyle ya da böyle, seninle paradoksal bir ilişkim oldu her zaman.
Akif Bey, 1923'te Meclisteki muhalif guruptan Ali Şükrü Bey'in öldürülmesiyle
başlayan "yeni düzenin yerleşimi" senin gibi birçok İttihatçı ve Teşkilat-ı
Mahsusa kökenli insanı ürkütüyor. Üstelik sen Teşkilat'ın kurucu liderlerinden
ve Enver Paşa'nın sağ kolu Kuşcubaşı Eşref Sencer'in en yakın arkadaşısın.
Yani, tıpkı 1925 ve 1926'daki İstiklal Mahkemelerinde yargılananların kimliğine,
geçmişine, vatanseverliğine, hizmetlerine, 'gözünün yaşına' bakılmadığı gibi,
senin de İstiklal Marşı şairi olmanın, keskin dönüşüm anlarında pek de ehemmiyeti
olmadığı görülüyor. 1923-1926 arasında yeni düzen ve yeni kadrolara sadakat
ve eski düzen ve kadroların biat etmeyenlerinin tasfiyesi, tek geçerli
kural durumunda. Şimdi benim anlamadığım şu; Kuşcubaşı Eşref, Said Halim Paşa
ailesi ve benzeri namlı İttihatçılar ile bu kadar yakın olup da, benim arkamda
hafiye gezdiriyorlar, diye hayret etmeni ve üzülmeni nasıl yorumlamalıyız? Hayret
etmen, siyaseti sevmeyen tabiatındaki saflığının, üzülmen ise dindarane
ve şairane ruhundaki inceliğin mi ürünü? Yoksa, bu kadar iktidar oyununun
tam ortasında durup da, sadece memlekete, amme hizmetine çalışan ve hiçbir oyunu
görmeyen bir garip adanmışlığın timsali misin? Bu soruları senin 1925-1936
arası Mısır'a gönüllü sürgün gidişin ve suskunlaşmanın gerisindeki küskünlüğünden
dolayı soruyorum. Neden ve kime küstün Akif Bey? Ne olacağını bekliyordun?
Ne istiyordun? Savaştan sonra masaya oturan ve müzakereye katılanlar anlaşmaların
gereğini yapar, bunu bilmiyor muydun? Ya masaya oturanlardan olacaktın, ya da
onların "gereğini yapma"larına bu kadar hayret etmeyecektin. Sana
sormak istediğim asıl soru, işte bu tutumuna yönelik. Masaya başkalarının
oturmasına izin veren halet-i ruhiye nedir? Bugün dahi cevabı üzerinde düşünülmeyen
ama her tasfiyeden sonra kendini dayatan soru budur. İktidar oyununa kenarından
bulaşıp, ortasında olmamak? Siyaset yapıp siyasetin hiçbir kuralına ve donanımına
sahip olmamak? Kavgaya girip kavga etmiyor gibi yapmak? Yenilince üzülmek? Kime
ve neden yenildiğini dahi kavrayamamak? Akif Bey, sizin bu tutumunuzun şahsında, bütün bir siyasi tarihimizin
kaybedenlerini görüyorum. Lütfen alınmayın! Bunun dışında, emin olun ki, acılı, trajik ama onurlu yaşam öykünüz, daima
bizim ve çocuklarımızın rehberi olacak. Bir dava sahibi olmak nedir,
vatanseverlik nedir, kalemini satmamak, onurunu açlığa tercih etmek, özü sözü
bir olmak, inançlarından, değerlerinden vazgeçmemek, doğru düşünmek, aydın fikirli
bir mümin olmak, nedir? diye soranlara, hep sizi göstereceğiz. "Akif" diyeceğiz, ona bakın, onu okuyun, onun mahzun mezarındaki
çiçeğe su verin. O, bu milletin içinden çıkarmakla iftihar edeceği bir gerçek
insandı, diyeceğiz. 'Aydın' kimdir diye soranlara seni göstereceğiz; Bütün ömrü boyunca
parasızlık çekmiş, İstiklal Marşı'nın parasını dahi almamış, zorla verilince
bir hayır kurumuna bağışlamış olan "Akif"e bakın. Her esen rüzgara
dönen, fikrini parasını verenlerden alan, kendi ülkesine dahi beşinci kol ağzıyla
düşmanlık yapan, milletini aşağılayan, kimliğinden utanan, Tüccar-Aydın'lardan
olmayın, diyeceğiz. 'Adam gibi adam' kimdir diyenlere seni göstereceğiz. "Akif" gibi olun diyeceğiz. Hasta eşine ömrü boyunca hizmet eden Akif gibi olun, eşi için: "Seni bir nura çıkarsam diye koştum, durdum diye şiirler yazan 'Akif' gibi olun, İnançlarına ve değerlerine bağlılık nasıl olur? diyenlere seni göstereceğiz;
Kuşcubaşı Eşref'in 1931'de sana yazdığı bir mektubunda, "Akif'ciğim,
Kıbrıs'ta bir Rum komşum var, mübadele de Aydın'dan göçmüş. Geçenlerde İstanbul'a
gitmiş. Dönüşünde bana, 'sizin Türkler bize benzemeye karar vermişler. Madem
bize benzeyeceklerdi bu kadar kan niye döküldü, bize bıraksalardı biz daha kolay
yollarla onları kendimize benzetirdik', dedi." Şeklindeki satırlarını
okuyunca hüngür hüngür ağlayan Akif'i göstereceğiz. Yazdığı Meal'i, dini deforme
etme çabalarına alet olmaması için yaktıran, Vatanseverlik nedir, adanmışlık nasıl olur? diyenlere seni göstereceğiz;
1916'da Teşkilat-ı Mahsusa adına Şerif Hüseyin'e karşı İbn Reşit'i örgütlemek
amacıyla Necid seyahatine çıkarken evine bırakması için teklif edilen parayı
geri çeviren, "hayrına inandığımız bir hizmeti altınla vurarak öldürelim
mi?, diyen Akif'i ; "iki gözüm Eşref'ciğim, bizler maddi manevi
yapımızı kendi öz hislerimiz ve müsbeti, hayrı, doğruyu arayan hasbi duygularımızla
inşaya çalışmıştık. Beşerde en ali hisde işte bu imiş: Cemiyete rağmen, kendi
vicdanının ve hissi selimin istikametini bulup yürüyebilmek" diyen,
Akif'i. Bir ülkenin evlatlarına nankörlük etmesi nedir?, büyük bir devletin
"küçük adam"ların eline düşmesi nasıldır?, diye soranlara senin
cenaze törenini göstereceğiz, Akif Bey? Bir insanın anlaşılamaması yada yanlış anlaşılması nasıl olur? diye
soranlara, senin Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi akıl ve yenilenmeye
vurgu yapan müslüman aydınları örnek almanı hazmedemeyen tam anlamıyla "mürteci"
muhafazakarları göstereceğiz. "Safahat"ını basıp da, önsözünde
seni senden kayırmaya kalkan, "o İttihatçı değildi" diyerek, kafasındaki
"sağcı" İttihatçı düşmanlığı sayıklamalarından güya Akif'i beri tutmaya
çalışan o müzmin "sağcı"ları göstereceğiz. Eşref Edip'le çıkardığınız
Sebilürreşat ve Sırat-ı Müstakim gazetelerinin İttihat Terakki'nin
İslamcı kanadının yayın organı olduğunu 'kavrayamayan' sözde İslamcıları göstereceğiz. Bir milletin İstiklal Marşı'nın şairine nasıl haksızlık edilebilir?,
diyenlere seni göstereceğiz; Seni hep seveceğiz ve seni çocuklarımıza da öğreteceğiz, Akif Bey. Senin küserek terkettiğin yerden, yapmadan yapamadan bıraktığın yerden alıp
ilhamı, asrın idrakine konuşturmakta boynumuzun borcu… Birde o Ankara'da, seni azarlamış olanların torunlarını görmekte borcumuz. Sana borcumuz çok, anlayacağın. Sakın o merhametli yanınla, alacaklarını
silme… ne olur, bu konuda "şahin"ol. öfkeni esirgeme…
Ve Biz, senin eksikliğini ve eksikliklerini telafi etmeden hakkını bu ülkeye,
bu millete, Biz'e helal etme, ne olursun Akif Bey...! Ellerinden öper; seni Hüda'nın birliğine emanet ederim, rahmetle kal! Kaynaklar:Safahat, M.Akif Ersoy, E. Düzdağ, İst. 1992 ahmetozcan1@yahoo.com Bu makale toplam 12202 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||