|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
![]() Doç.Dr.Erol Göka
29 Mart seçimlerini nasıl görüyorum-II-Tahminler
22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, toplumsal psikolojimizde izler bırakacak ve 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde siyasal davranışı belirleyici bir role sahip olan nitelikte hangi olaylar yaşandı? Sıralayalım: 1) Sayın Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi ve bu görevini, başlangıçta eşinin başörtülü olması nedeniyle bazı gürültüler olsa da sorunsuz bir biçimde başarıyla sürdürüyor. 2) AKP’i kapatma davası ve Ergenekon davası gündeme geldi, ilk dava tuhaf (!) bir biçimde neticelendi. Birçoklarınca onun rövanşı olarak değerlendirilen Ergenekon davası ise, sulandırma gayretlerine rağmen tam gaz sürüyor. Ergenekon davasının hiç de basit bir rövanş olmadığı, sanıklar nezdinde eski zihniyetin ve temsilcilerinin topyekün tasfiyesi gibi bir sonuca doğru yol aldığı açıkça görüldü. Eski sivil ve askeri bürokrasinin tepelerini bile Ergenekon tırpanının hiç ayrım yapmadan kesip biçmesi, toplumsal bilinçdışında değişik duygulara yol açtı ama bu işlemin asıl kalıcı sonucu, askeri ve sivil bürokrasinin artık eskisi gibi bir yönetim anlayışıyla davranamayacağının anlaşılmasıydı. Önceden “kale” gibi görülen Cumhurbaşkanlığı, YÖK ve Anayasa Mahkemesi Başkanlıklarının da biribiri peşi sıra farklı zihniyete sahip diye nitelenen kimselere geçmesi, büyük, çok büyük bir değişiklik yaşandığına dair izlenimi pekiştirdi. ANAP’ın ekonomide yaptıklarını AKP adeta hukuk, bürokrasi ve siyasi kültür için tamamlıyordu, sessiz ve derinden devasa bir değişim yaşanıyordu. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Olaylar, toplumsal psikolojimize bunlara benzer cümleler yazdılar. Bu değişim anaforu, CHP’nin muhalif söylemlerine leitmotif sağladı, hatta Sayın Baykal’ı “Ergenekon’un avukatıyım” demeye kadar götürdü ama CHP, buradan beslenmesine rağmen laikçi-Kemalist söylemini gevşetti, hükümetin icraatlarına ve ekonomik sorunlara dönük bir dil geliştirmeye, halkın inançlarına saygıyı daha göze batar biçimde vurgulamaya başladı. 3) Başörtüsü sorununun çözümü konusunda surda gedikler açıldıysa da sorun olduğu gibi kaldı hatta hukuki çözüm sonsuza ertelendi. Ergenekon davası konusunda laikçi zihniyet nasıl bir hayal kırıklığı yaşadıysa başörtüsü konusunda da en az aynı ölçüde hayal kırıklığı ve mağduriyet yaşandı. Her iki hayal kırıklığı, toplumsal kutuplaşmanın ana dinamiğini oluşturmaya devam etmek üzere sutre gerisinde yerlerini aldı. 4) II. AKP Hükümeti, iki yıla yaklaşan icraatında I. AKP Hükümeti kadar başarılı olamadı. Dev küresel kriz çıkageldi ve ekonomik dengeleri sarstı. AKP, kimi zaman “teğet geçecek” kimi zaman da “napalım kriz var” söylemleriyle idare etmeye çalıştı. İdare ettiği konulardan birisi de, bizzat hükümet ve AKP içinde ve ayrıca dini görünümü önde olan sermaye ve yardım kuruluşları hakkında çıkan yolsuzluk söylentileri ve bunun hukuki yansımalarıydı. Çağdaş Müslüman kimliğinde zaten var olan kriz halini derinleştiren, çağdaş dünyada hemen hemen ilk kez Müslümanlar arasındaki zengin-yoksul ayrımını gözlerden saklanamayacak biçimde öne çıkaran, insanlara “paranın dini imanı olmaz” dedirten olaylar yaşandı. Gerek başörtü olayının çözülmemesi gerek ekonomide olup bitenler, devasa değişime rağmen AKP Hükümeti’ne karşı gelenekten köken alan muhalefeti besledi. SP’de olan genel başkan ve söylem değişimi periferin İslamcı tarlasından yepyeni bir sol muhalefetin yeşereceğini gösterdi. 5) AB’ne uyum süreciyle ilgili belirgin bir yavaşlık ve tavsama tutumu ortaya çıktı. AKP, “demokrat” görünümünü, AB’e uyum çalışmalarından ziyade Ergenekon davası süreciyle göstermeye çalıştı. Hükümetin “bir kısım medya” ile arası açıldı. Başta Almanya olmak üzere AB ile arası iyi olan “bir kısım medya”, hükümete karşı sık sık AB’den yardım aldı, desteğini AKP’nin dışındaki partilere yöneltti. 6) Hükümet, TRT-6 ile somut biçimde kendisini gösteren Kürt varlığının kültürel haklarına ilişkin ciddi adımlar attı. Irak’ın kuzeyindeki Kürt oluşumlarla sıkı, derin ve uzun vadeli ilişkiler kurulmasına, PKK’nın tasfiye edilmesine gayret etti. AKP’nin bu Kürt politikası, Kürt etnisitesinden yurttaşlarımızdan ciddi bir destek gördü. Medyanın ve birçok kesimin bu politikaya açıktan karşı çıkmaması, hatta desteklemesi, Türkiye’nin Kürt ağırlıklı olmayan kesimlerinde ortaya çıkan tepkinin görülmesini engelledi. Ama bu tepkileri MHP görmekte ve örgütlemekte gecikmedi. Ancak tıpkı CHP’nin inançları karşı göstermeye çalıştığı duyarlılığı MHP’nin de Kürt etnisitesinden yurttaşlara karşı göstermeye çalıştığı da gözlerden kaçmadı. Bize göre toplumsal psikolojimizde iz bırakan ve 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde siyasi davranışımızı etkileyecek olan belli başlı iç olaylar bunlardı. Ama bu iç olaylar, bir dünya konjonktürünün içinde cereyan ediyor, pek doğal olarak dünyada olup bitenlerden etkileniyordu. Dünyada olup bitenleri ise iki simge kavram çerçevesinde özetlemek mümkündü: “Kriz” ve “Obama”… Ne olduğu, nereden ve neden geldiği, nereye doğru gideceği henüz pek anlaşılamamakla birlikte bir kriz yaşandığı, bunun yalnızca mali değil tüm ekonomiyi etkileyecek ve en azından birkaç yıl sürecek çapta olduğu görülüyor. Kriz, II. AKP Hükümeti’nin peşisıra çıkageldi. Hükümetinin, bir önceki AKP iktidarı kadar başarılı olamayışı krizden midir, küresel kriz hükümetin başarısızlıklarını örtmek için bir araç mı sağlıyor? Bu sorunun cevabını da hiç kimse bilmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, o da, yaşadığı güçlüklere, işsizlik ve borç belasına rağmen kriz nedeniyle insanların hükümete açtığı kredinin devam etmesi, AKP’nin kriz zamanı tutunulacak yegane güç, can simidi olma konumunu sürdürmesidir. İnsanlar, doğal olarak kriz zamanlarında en iyi, en güçlü bildikleri yapılara tutunurlar. Sırf bu nedenle halkın bir kısmının gönülden bir kısmının kerhen AKP tercihi devam edecek, siyasi tercih listesinde AKP, ana kıta görünümünü koruyacaktır. Obama ise hakkında çok konuşulması gereken bir fenomen, birçok farklı şeyi bir anda simgeliyor. Obama, bölgemiz için Büyük Ortadoğu Projesi’nin bitişini temsil ediyor, her zaman ona uygun siyasetler izlemese bile barışı, hoşgörüyü, demokrasiyi öne çıkaran bir söylemle hareket edeceği anlaşılıyor. BOP’un bitişi, ABD’nin II. Bush’un ve Neoconların saldırgan İran politikasının değişeceğini, Irak’tan çekileceğini gösteriyor. Ama BOP’un yerine bir başka projenin ikamesi, İran’ın bir biçimde nükleer programından vazgeçmesinin, BOP’un çekirdek güçleri olan İsrail ve Kürt oluşumlarının korunmasının sağlanması gerekiyor. Bize göre ülkemizde ve bölgemizde olup biten olayların, özellikle tarihi geçiş dönemlerinde, yeni toplum mühendislikleri gündemdeyken birbiriyle bağlantılı olmaması imkansız. Tarihi geçiş dönemlerinde, değişimi temsil eden olgular, “dolu yağışı” misali, her yerde büyük tanelerle, önemli olaylarla kendisini gösterir. Bu nedenle dünyada Obama’nın sembolize ettiği yeni siyaset biçiminin dünyada karşılıklarını aramamız, İslam dünyasında Ahmedi Nejat’ın ve militan Şiiliğin elinde olan liderlik bayrağının el değiştirip değiştirmeyeceğine bakmamız gerekiyor. Bu bakışımız oldukça keskin olmalıdır zira dünyayı ve bölgemizi iyi analiz edemezsek, onlarla doğrudan bağlantılı olan Türkiye’deki psikososyopolitği de doğru okuyamaz, seçimleri uygun biçimde değerlendiremeyiz. Bize göre, ülkemiz ile dünya arasında olup bitenlerin kesiştiği, doğru analiz ettiğimizde birçok olguyu anlamamızı sağlayacak ve seçim değerlendirmesinde mutlaka hesaba katılması gereken bir olay daha vardır. Bu olay, Davos’ta Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm dünyanın gözleri önünde sergilediği tutumdur. Herkes görüp anladı ki, Türkiye İran’dan daha etkin bir güce, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmedi Nejat’tan daha yüksek bir karizmaya sahiptir. Türkiye ve lideri pekala İran’ın son zamanlarda öne çıkmış militan rolünü perdeleyebilir ve İslam dünyasının sözcüsü olabilir. Birçok insan, Türkiye’nin Başbakanı’nın bu yeni rolüne uyan sıfatlar bulmaya çalıştı. Ona “Ortadoğu’nun yeni Nasır’ı” diyenler oldu. Biz www.haber10.com’daki yazımızda daha da ileri gittik, “İslam dünyasının Obama’sı” dedik. Davos’tan sonra, bölgemizde Obama’nın siyasetlerine karşılık gelecek olan liderin Recep Tayyip Erdoğan olacağı, onun bölgede BOP süreci boyunca çok acı çekmiş olan insanlara nefes aldıracağı, hem İsrail yönetimin saldırgan politikalarını hem İran’ın Batı ve İsrail için tehdit oluşturan çıkışlarını önce tamponlayıp, sonra dengeleyip yatıştırabileceği üç aşağı beş yukarı belli olmuştur. Bu sayede Ortadoğu’daki kaynayan kazanın ateşi söndürülecek, İslam dünyası “çağdaş” dünyanın yolunu izleyecek, laik-demokratik bir modele kavuşmuş olacaktır. Davos’tan sonra değerlendirmemiz bu şekildeydi. Şimdi de bu görüşlerimizi muhafaza ediyoruz. Tek ilave yapmak istediğimiz husus, dünya sistemi için karizmatik özellikleri olan birini parlatmak kadar gözden düşürmenin de çok kolay olacağıdır. Türkiye’nin yeni düzende çok önemli bir yeri ve konumu olduğu açıktır ama bu rolü üstlenecek aktör, değişebilir. Ama her şeye rağmen Davos’ta Başbakanımızın hayranlık uyandıran karizmatik çıkışı etkisini sürdürmektedir. Zaten alternatifi olmadığı için büyük ölçüde gerilemeyeceğini söylediğimiz AKP oylarında iktidarda ve yorgun olmaktan kaynaklanan doğal oy gerilemesi, Davos’tan sonra özellikle kendisini Kürt-Müslüman hisseden seçmenin AKP’e yönelmesiyle büyük ölçüde telafi edilecektir. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, toplumsal psikolojimizde izler bırakacak ve 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde siyasal davranışı belirleyici bir role sahip nitelikteki olayları ve seçimlere etkisini böyle görüyoruz. Bundan sonraki seçim sonuçlarını değerlendiren yazımızda, bizim varoluşsal-etik analizimize göre ülkemizdeki toplumsal değerler diziminde nasıl değişmeler olacağını, Türklük, Müslümanlık ve çağdaşlık ana eksenlerinde yaşanacak muhtemel değişiklikleri ele alacağız. Şimdi sözü fazla uzatmadan yukarıda yaptığımız değerlendirmeler muvacenesinde seçim tahminlerimizi, il genel meclisi oylarını esas alarak söyleyelim. Bu seçimlerde 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerine gore oy kaybına uğraması muhtemel iki parti, AKP ve DTP’dir. CHP, MHP ve SP büyük ihtimalle oylarını artıracaktır. Ama her halükarda oy artışı veya azalışının çok büyük olmayacağını vurgulayalım. AKP: Toplumun çoğunluğunun nezdinde yönetme iradesi gösterebilecek kadrolara ve dünya algısına sahip yegane partidir. Bu nedenle büyük oranda oylarını koruyacak, % 42 (artı, eksi 2) oranında oy alacaktır. Oy kaybının ana nedeni, iki yıllık iktidardan hoşnutsuz olan ve “aklını başını al” mesajı vermek isteyen kitlelerdir. AKP’nin kaybettiği oyların adresi, Kürt açılımından rahatsızlık duyanlar için MHP ve ABD ile ilişkilerden, ekonomik-kültürel politikalardan hoşnut olmayanlar için SP ve CHP’dir. Bunun yanısıra DYP-ANAP’tan boşalan eski merkezden ve Kürt açılımı, Kuzey Irak’la ilişkiler ve özellikle Davos sonrası DTP’den AKP’e bir oy kayması yaşanması muhtemeldir. CHP: Her ne kadar güven veren kadrolar genel görünümü sağlayamasa da AKP’den hoşnutsuzların bir kısmının oylarının akacağı adres CHP olacak, bu partimiz oylarını artırarak il genel meclisi oyları esas alındığında %24 (artı, eksi 2) oranında oy alacaktır. Bu kadarlık bir başarının Sayın Deniz Baykal’ın iktidarının devamına yetip yetmemesi, Ankara’da Murat Karayalçın’ın, İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendileri için alacakları oyların miktarını bağlıdır. Her iki aday da kendileri için %35’i geçen oy miktarına ulaşabilirse Deniz Baykal için tehdit oluşturacakları açıktır. Benzeri bir durum DSP’den seçime katılan Mustafa Sarıgül %70’leri aşan bir oranı sağladığında onun için de söz konusu olacak, onun adı da CHP Genel başkanlığı için geçmeye başlayacaktır. Bizim tahminimiz Deniz Baykal sonrası CHP için muhtemel lider adayının Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olacağıdır. “Alevi olmak”, ilk kez Türk siyasetinde avantajlı bir durum yaratabilir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte temel nedeni, ABD’nin İran Şiiliğine karşı izlemesi muhtemel politikalarda Aleviliğin de önemli bir rolü olacağına ilişkin tahminimizdir. MHP: AKP iktidarından özellikle Kürt açılımı nedeniyle hoşnutsuz oyların yöneleceği adreslerin en büyüğü MHP olacak, yerel seçimlerde Batı’da ve sahil hattında yaşanacak etnik gerilim de bu partimizi besleyecektir. MHP için tahmini oy oranı, %18 (artı, eksi 2) dir. Gerek bu seçim başarısı, gerek ülkemizdeki barış ortamı için sürdürdüğü gayretler Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliğini en azından bir süre daha tartışmasız hale getirecektir. Yukarıda açıkladığım nedenlerle önceki seçimlere oranla dikkat çeken bir oy kaybına uğrayacağını tahmin ettiğim parti DTP’dir. Diyarbakır’ı kaybetmesi, bu parti için yok oluş anlamına gelebilir, kazanması ise aynı ölçüde bir başarıyı garanti etmez. SP, hem yeni liderinin oluşturmaya başladığı auranın hem de başta başörtü mağdurları olmak üzere AKP’den hoşnutsuzların bir kısmının yöneleceği adres olması nedeniyle oylarını artıracaktır. Bu artış çok dikkat çekici olmasa da bu partimiz için umutları yeşertecektir. Seçimlerden sonra görüşmek üzere… Bu makale toplam 2145 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||