| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
KÜRESEL SU FORUMU
Son yıllarda küresel ısınma ile birlikte hem dünyada, hem de Türkiye’de “su” gündemin vazgeçilmez maddesi haline geldi. Aslında tarihin her döneminde hayatın devamı için temel bir ihtiyac olan “su” gündemden düşmemiştir. Yeryüzünde hayatın su ile başladığı, tarihte medeniyetlerin çoğunluğunun su kaynakları çevresinde gelişip boy attığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenledir ki su; kimi zaman stratejik bir kaynak, kimi zaman ticari bir meta, kimi zaman savaş unsuru ve tehdidi olarak algılanmış ve bu çerçevede kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede gerek menfi, gerek müspet birçok ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluş çeşitli faaliyetlerde bulunmuş ve bulunmaya da devam etmektedirler. Türkiye’de resmi olarak su ile ilgili faaliyetlerde bulunan Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri(DSİ), İller Bankası gibi kurumların yanı sıra bir çok özel kuruluşlar da bulunmaktadır. Dünyanın metropol şehirlerinden biri olan İstanbul’da ise bu vazifeyi İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) yerine getirmektedir. 1996 yılında kurulan Dünya Su Konseyi, 1997 yılında ilk forumunu Marakes'te düzenledi. Akabinde 2000 yılında Lahey’de, 2003’de Kyoto’da ve 2006 yılında ise Meksika’da Dünya Su Forumu gerçekleşti. Meksika’da alınan karar gereği Dünya Su Forumu’nun 5’incisi ise İstanbul’da 16-22 Mart 2009 tarihlerinde düzenleniyor. Dünya çapında büyük önem verilen Dünya Su Forumu'na devlet ve hükümet temsilcileri, su konuları üzerine politika geliştiren, teorik ve pratik çalışmalar yapan karar vericiler, akademisyenler, uluslararası kuruluş, sivil toplum kuruluşları ve su kullanıcı birlikleri temsilcileri katılıyor. Bu nedenle de şu sıralar dünyanın gözü İstanbul’da. Bu foruma rekor düzeyde(20.000 kişi civarında) bir katılım sözkonusu. Rekor düzeyde katılımın yanı sıra 180 ülkenin su ve çevre bakanları, 25 devlet bakanı, 20 şehrin belediye başkanı da ağırlanıyor. Forum Gündemi ve Sınıraşan Sular Meselesi Böylesi geniş katılımlı bir tablo karşısında genelde su meselesini, özelde ise 5.incisi düzenlenen İstanbul’daki bu Dünya Su Forumunu biraz daha açmakta ve anlaşılır kılmakta fayda görüyorum. Öncelikle bu forumda ele alınan konulara göz attığımızda forumun 6 ana tema üzerinde kurulduğunu görmekteyiz. Bu forumda 25-30 civarında başlık ve 100 civarında oturum gerçekleşiyor. Ana temalara göz atıldığında forum ile ilgili fikir sahibi olmak mümkün: 1-Küresel Değişimler Ve Risk Yönetimi 2-İnsani Kalkınmanın Ve Binyıl Kalkınma Hedeflerinin Geliştirilmesi 3-İnsani Ve Çevresel İhtiyaçlar Dikkate Alınarak Su Kaynaklarının Korunması Ve Yönetimi 4-İdare Ve Yönetim 5-Finans 6-Eğitim- Bilgi Ve Kapasite Geliştirme Sözkonusu 6 ana temanın altını dolduran alt başlıklara bakıldığında ise “HAVZA YÖNETİMİ VE SINIRAŞAN SULARDA İŞBİRLİĞİ” mevzusunun 5. Dünya Su Forumuna damgasını vuracağını söylemek kehanet olmasa gerek. Meseleyi daha anlaşılır kılmak için öncelikle Türkiye'deki su durumuna ve sınıraşan sulara göz atmakta fayda vardır: Su kaynakları açısından 26 havzadan oluşan Türkiye'nin bir yılda ortalama su akış miktarı 186,5 milyar m3; yenilenebilir su miktarı 234 milyar m3'tür. Bu rakamlar da gösteriyor ki; Türkiye su kaynakları açısından zengin ülkeler arasında değildir. (Yenilenebilir su kaynakları 10.000m3'den fazla olanlar zengin, 1.000m3'ten az olanlar ise fakir ülke olarak kabul edilmektedir.) Türkiye'de kişi başına düşen yenilenebilir su miktarı 345m3/kişi'dir. Türkiye'nin toplam kullanılabilir su miktarı ise; 110 milyar m3'tür. Türkiye'nin sınır aşan altı suyu bulunmaktadır. Bunlar Akdeniz, Karadeniz, Ege, Hazar denizleri ile Basra körfezine akan sulardır. Sınır aşan nehirlerimizin en önemlileri Dicle ve Fırat'tır. Bu iki nehir Türkiye su potansiyelinin %30'unu oluşturmakta olup, yaklaşık Nil nehri kadar suya sahiptir. Türkiye'nin sınıraşan sularının en önemlileri Suriye ve Irak'a giden Fırat ve Dicle nehirleridir. Dolayısıyla, Türkiye'nin sular politikasının Suriye ve Irak ilişkileriyle doğrudan bir ilişkisi vardır. Hafız Esad döneminden sonra Suriye ile olan ilişkilerimizin olumlu yönde seyretmesi ve iki ülke arasında meydana gelen yakınlaşma bu sorunun çözümünde gözüken olumlu gelişmelerdir. Aynı şekilde Irak diplomatlarından gelen uzlaşma ve ortak çözüm önerileri sınır aşan sular sorununu bir parça hafifletmektedir. En son Iraklı Bakan Dr. Abdullatif Raşit; “Irak Uluslararası Su Kanununu ve BM’nin su havzalarının paylaşımına dair bütün anlaşmalarını desteklemekte ve bütün üye ülkeleri BM Sözleşmesini benimseyip uygulamaya davet etmektedir. Irak hem çevresel bütünlük hem de karşılıklı faydalar sağlanması açısından ekonomik gelişime imkan sağlayacak yolun sürdürülebilir bir su kullanımından geçtiğine inanmaktadır. Irak aynı zamanda nehir havzalarının paylaşımına dair sorunları çözmenin tek yolunun karşılıklı saygı ve taahhütlerin yerine getirilmesi ile sağlanacak diyalog ortamından geçtiğine inanmaktadır. Su meselelerinde veri ve bilgi paylaşımının doğal su döngüsünü anlayabilmek için çok önemli olduğuna inanıyoruz. Mali bir sistem ve bilgi paylaşımını sağlayacak araçların kurulması konusunda ısrarımızı sürdürüyoruz.” açıklamalarıyla bu olumlu yaklaşımın sinyallerini vermiştir. Ancak bütün bu iyiniyet girişimler ve yakınlaşmalar sınıraşan sular meselesinin çözümlendiği anlamına da gelmemektedir. Türkiye, KEK protokolü (1987) dahilinde her ay Suriye'ye ortalama 500m3/sn su bırakmayı (Fırat Nehri) taahhüt etmiştir. Şimdiye kadar Türkiye bu taahhüdünü yerine getirmiştir. Ancak son yıllarda kuraklık nedeniyle barajlarımızın boşalması, Suriye'ye giden aylık miktarın 500 m3/sn altına düşmesine neden olmuştur. Yapılan istatistikler Fırat nehri üzerinde yapılan Atatürk barajı ve küresel ısınmanın etkisi nedeniyle Suriye’ye bırakılacak suyun miktarının maksimum 350 m3/sn olabileceği yönündedir. Manavgat Nehrinden Su Temin Projesi, su sıkıntısı çeken Orta Doğu ve Akdeniz Ülkelerine arıtılmış su transferini öngörmektedir. Ayrıca 1986 yılında ilk defa Türkiye'nin teklif ettiği Türkiye'den doğup Akdeniz'e dökülen Seyhan ve Ceyhan nehirlerindeki fazla suyun, su kıtlığı çeken Ortadoğu ülkelerine pazarlanmasını öngören Barış Suyu Projesi'nin uygulamaya geçirilememesinde; Suriye ve S.Arabistan gibi ülkelerin güvenlik gerekçesiyle karşı çıkmasının etkisi büyüktür. Ancak su sıkıntısının artması neticesinde bugün bu projenin kabulü ihtimal dahilindedir. Türkiye, İsrail'e 20 yıl süreyle, yılda 50 milyon m3 su satmak için görüş birliğine varmıştır. Bu adım, ileriki yıllarda su sıkıntısı çekecek ülkelere örnek teşkil etmesi açışından önemlidir. Meriç nehriyle ilgili Türkiye ile Yunanistan arasında 1935 ve 1963 yıllarında iki adet anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma ve protokollerle Meriç nehri suyun ortak kullanımı ve faydalanması ile ilgili bir takım ortak kararlar alınmıştır. Meriç nehri ile ilgili Bulgaristan'da 28 Ekim 1968 yılında işbirliği anlaşması yapılmıştır. Aras ve Çoruh nehri Türkiye ile Gürcistan, Ermenistan ve Özerk Nahçıvan Cumhuriyeti ile sınır oluşturmaktadır. Kura, Posof ve Arpaçay nehirlerini de ilave edebiliriz. Bu nehirlerle ilgili 8 Ocak 1927 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ile Sosyalist Şura Cumhuriyeti ittihadi hudutlarını teşkil eyleyen nehir, çay, dere sularından istifadeye dair mukavelename ile Serderabat Barajının inşaasına dair müzeyyel protokol imzalanmıştır. Dicle ve Fırat ile ilgili en önemli anlaşma Lozan Barış anlaşmasının 109. maddesidir. Yine bu nehirlerle ilgili 29 Mart 1946'da "Türkiye ile Irak arasında Dostluk ve İyi Komşuluk Anlaşması", 1947'de "Dicle, Fırat ve kolları sularının düzene konması protokolü 7 Şubat 1976'da "Ekonomik ve Teknik İşbirliği anlaşması" imzalanmıştır. Asi nehri ile ilgili de 19 Mayısı 1939'da "Hatay Suriye Tahdidi hududu Son Protokolü" imzalanmıştır. Türkiye'den doğup sınır aşan sular Dicle Nehri Doğu Anadolu Hazarbaba eteklerinden doğar ve Habur'daki sınırlarımızı aşarak Irak topraklarına girer, toplam 1840 km olan Dicle nehrinin sınırlarımız dahilindeki uzunluğu 523 km’dir. Dicle nehri Basra Körfezi yakınlarında Fırat'ta birleşerek Şatt -ül Arap su yolunu oluşturarak Basra Körfezine dökülür. Fırat Nehri Doğu Anadolu'daki Murat ve Karasu nehirlerinin birleşmesinden oluşur. Birecik'ten Suriye topraklarına girer Uzunluğu 2780 km olan Fırat Nehri'nin 971 km.si Ülkemiz topraklarındadır. Ülkemizin en uzun nehridir. Türkiye'den doğan Aras Nehri, Azerbaycan ve İran sınırını oluşturarak Hazar Denizi'ne dökülür. Çoruh Nehri ise Erzurum Mescit dağlarından doğarak Gürcistan üzerinden Karadeniz’e dökülür. Ayrıca Asi Nehri, (Lübnan'da doğar, Türkiye üzerinden Akdeniz’e dökülür. ) Meriç Nehri (Bulgaristan'dan doğar Türkiye üzerinden Ege denizine dökülür). Türkiye dışından doğup Türkiye'de denize dökülen en önemli nehirlerdir. Ayrıca Ortadoğu bölgesinde Türkiye'nin Kıyıdaş olmadığı sınırıaşan sular; Şeria Nehri, Nil Nehridir. Ortadoğu'ya hayat veren başlıca su kaynakları olan Nil Nehri, Şeria Nehri, Asi Nehri, Fırat ve Dicle Nehirlerinin kullanımı önümüzdeki dönemde anlaşmazlıklara gebe gözüküyor. Politik olarak da büyük öneme haiz bu nehirlerin kullanımının adilane yapılmaması durumunda büyük savaşlar patlak verebilir. Türkiye'nin ise bu savaşın merkezinde olacağı kehanet olmasa gerekir. Suların gün geçtikçe azalması ve nüfusun hızla artışı söz konusu olumsuzluğun önünü her geçen gün açmaktadır. Son dönemlerde sınıraşan suları “uluslararası sular” olarak tanımlayarak bu meseleyi farklı yönlere çekmek isteyenlerin çoğaldığını görmekteyiz. Sınır aşan suların ilgili ülkelerin dışındaki ülkeler tarafından sözüm ona çözümlenmeye çalışılmasının arka planını iyi okumak gerekir. Açıkçası; sınıraşan suların “uluslararası” düzeyde ele alınmasının arkasında birtakım çıkar ilişkilerinin olduğunun altını çizmek gerekir. Kısacası; sınıraşan sular meselesinin uluslararası arenaya çekilerek çözümlenmeye çalışılması, meseleyi daha da giriftleşmekten öteye geçmez. Sınıraşan sularla ilgili çözüm önerilerinin ilgili ülkelerin masaya oturarak karşılıklı anlaşarak çözüme kavuşturmaları en akılcı, adil ve makul bir çözümdür. Bu forum vesilesiyle ilgili ülkelerin (Türkiye için Suriye, Irak ve İran) bu yönüyle karar almalarının ileride doğabilecek olumsuzluklar açısından önemli bir adım olacağı kanaatindeyim Ortadoğu’da Su Savaşları Dünyadaki su potansiyeli, stratejik önemi, kullanım alanı ve bütün bunlarla ilgili yapılan ulusal planlamalardan da anlaşılıyor ki; önümüzdeki yıllarda su, her anlamda gündemin ilk sıralarına oturacaktır. Suyun gündeme oturacağı en önemli husus da; "su savaşları" meselesi olacağa benziyor. Su savaşları denince de akla ilk gelecek bölgelerden biri ise Ortadoğu'dur. Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede Türkiye'nin dışında; Lübnan, Suriye, Mısır, İran, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri Bahreyn, Katar, Kuveyt, S.Arabistan, Irak, İsrail, Filistin, Afganistan ülkeleri yer almaktadır. Ortadoğu kavramını ilk defa 1902 yılında Amerika deniz tarihçisi A.T. Mahan ortaya atmıştır. Bu tanımlama çerçevesinde Ortadoğu 8.012.779 km2 alan ve 1990 verilerine göre 250 milyon nüfusa sahiptir. Warld Watch tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14'ünün Ortadoğu'da yer aldığı gerçeği suyun yakın gelecekte Ortadoğu için ciddi bir mesele olacağını göstermektedir. Yeryüzündeki suların dengeli bir şekilde dağılmadığını ise; "Yeryüzünde 214 tane su kaynağı vardır. Dünyanın % 40'nın su ihtiyacını karşılayan belli başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59'u ise 3 veya daha çok ülke tarafından kullanılmaktadır." istatistikleri açıkça ortaya koymaktadır. Bu istatistikten yola çıkarak; dünyada kümülatifte canlı yaşamı için yeterli olan su, yeryüzü coğrafyasına dengeli bir şekilde dağılmadığından uzun vadede yine canlı yaşamı için problem teşkil edeceğini söylemek mümkündür. Açıkça anlaşılıyor ki su; son dönemlerde dünya gündeminin ilk konuları arasına girmiştir. Nüfus artışının yol açtığı su ihtiyacı, iklim değişikliği gibi nedenlerden ötürü önümüzdeki 20-30 yılda birçok bölgede su krizine dönüşeceği muhtemeldir. Dolayısıyla, suyun stratejik önemi daha da artmaktadır. Bu nedenle de, birçok uluslar arası örgüt bu konuya eğilmiş ve çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Simon Peres'in: "Türkiye'nin bölgedeki stratejik konumu ve zengin su kaynaklarına sahip oluşu bizim için büyük önem taşımaktadır. Türkiye'nin siyasal denge unsuru olabileceği gibi, bölgedeki su sorununun çözümünde avantaj bir bir rol alabileceği" ( Nokta - Kasım 1993) ifadeleri ortadoğu ve Türkiye açısından suyun politik malzeme konusu olacağını önceden haber vermiştir. 1997 yılında BM genel sekreteri olan Butros GALİ, 21. yüzyılın temel çatışmalarının su üzerine olacağı tezi dikkat çekicidir. Su savaşları senaryoları ve literatürü her geçen gün daha çok tartışılmaya başlanmıştır. İngiltere Savunma Bakanlarından John Reid ise; "...dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel ısınma nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumun da ülkeler arasında çatışmalara neden olabileceği" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Konu sınır aşan sular nedeniyle (özellikle Fırat ve Dicle) ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Dolayısıyla İstanbul’da 5’incisi düzenlenen Dünya Su Forumu bu bağlamda daha önemli olmaktadır. Bu yönüyle forumun İstanbul’da yapılıyor olması da manidardır. Forum yetkililerinin Türkiye aleyhine çıkacak muhtemel kararlara karşı dikkatli olması gerekmektedir. Bu anlamda forumun sonuç bildirgesi ve alınacak kararlar da önem arz etmektedir. 11 Eylül 1990'da Newyork Times'te çıkan bir habere göre su kaynaklarının iktisatlı kullanılmaması ve tedbir alınmaması durumunda 2025 yılında 37 ülkede ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu bağlamda ülkemiz açısından en önemli sorun, su ile ilgili uluslar arası bir hukukun henüz oluşmamış olmasıdır. 1997 yılında BM genel kurulunda kabul edilen sözleşme, ülkemiz aleyhine olduğundan reddedilmiştir. Red sebeplerinin en önemlisi, suların paylaşımı ile ilgili adil bir dağılımın olmayışıdır. Su kaynaklarında "haklar" ve "ihtiyaçlar" birbirine karıştırılmaktadır. Çünkü; su kaynaklarının kullanımında, "ihtiyaçlar", "haklar"’ın önüne geçmiştir. Sonuç 16-22 Mart 2009 tarihlerinde İstanbul’da 5. düzenlenen Dünya Su Forumu yukarıda ifade edilen sorunların (Özellikle sınıraşan sular meselesi ve muhtemel su savaşı senaryoları) çözümü için Türkiye ve Ortadoğu’ya bir fırsat imkanı sunmaktadır. Her geçen gün değişik politik sebeplerden dolayı ısınan Ortadoğu'nun, yukarıda ifade edilen sebeplerden ötürü yeni bir çatışmaya gebe olduğu gözükmektedir. Türkiye’de yapılan bu foruma yoğun talebin en önemli sebebi yukarıda ifade edilen sebeplerdir. Ortadoğu üzerinde hesapları olan ABD başta olmak üzere birçok batı ülkesi sözkonusu sorunla yakından ilgilenmektedir. Eğer Ortadoğu ülkeleri uluslararası standart ve hukuku da gözönünde bulundurarak akılcı ve adil bir çözüm üretemezlerse yeni Su Savaşları çıkabilir. Bu nedenle İstanbul’da 5’incisi düzenlenen bu forum vesilesiyle soruna daha serinkanlı ve insani çözümler üretmek için gerekli kararlar alınmalı ve uygulamaya geçilmelidir. Bu makale 4,283 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |