| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 17 Mayıs 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Güven AKINCI-Zürih Yıllar yılı inanageldiğimiz bir düşünce de artık gerçekliğini yitirdi böylelikle. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy`nin reklamcısı ve en yakın arkadaşının, önceki hafta ülkesini şaşkına çeviren açıklamasından bahsediyorum. Fransa`nın en popüler reklamcısı sayılan Jacques Seguala “Elli yaşına gelmiş bir erkek hala Rolex saat takamıyorsa, bu hayatta çuvallamış demektir” buyurmuş. Bu densiz açıklama için Isviçreli saat firmasından bir menfaati oldu mu? Bunu tam olarak tabi ki bilemeyiz. Zaten konumuzda bu değil! “Görgüsüzlük gelişmekte olan toplumlarda görülen bir marazdır” diye bilinegeldi hep.Oysa modern zamanlardaki, Batılı insan tipinin sosyolojik paradigmasında görgüsüzlük, ignore edilemeyecek kadar açıktır. Kendi “sarsılmaz değerler”inin gölgesinde kalmış/bırakılmış bir gerçektir bu. Tevazusunda, kibrini saklamayi iyi becerir Batılı. Uslubu, biçimselciliği asılı görmeye engel teşkil eder. Onun bir kendi gerceği, bir de gereğinde hemen tedavüle sokabileceği rasyonel aklı vardır. İşte Mösyö Seguala, boş bulunup gerçeği açık etmiştir. İltifat ettiği saat markasını takıyor olmak, kuşkusuz ki zenginliğin bir ifadesidir. Sorun olan bu değildir, parası vardır alıp takıyordur. Ancak Fransa devlet başkanını dünyaya prezente eden ekip şefinin, Rolex takamayan yahut takmayı tercih etmeyen bir kesimi “yenik” sayması kabul edilemez. “Fransa`nın bir kanaat önderi, yaşam eğrisinin koordinatlarını vermiştir, başarı grafiğinde eşik Rolextir ne var bunda?” denilip geçilebilirdi belki. İyi de, o zaman gelişmekte olan toplumlardaki orta sınıfın “zenginlikten benlik devşirmesine” karşı neden bu kadar acımasısız? Avrupalı kimi fabrikatörlerin sabah işlerine bisikletle gelirlerken, özellikle yabancı işçilerin mercedeslerine binip gelmelerini “Batılı ile farkımız” sadedinde anlatıp durmadık mı? Mesela kendi ülkemizde son yirmi beş yılda gelişip serpilen orta sınıfın; değişen tüketim alışkanlıkları, yaşam biçimleri, sosyal tercihleri, kültürel celişkileri “göze batar” oldu da, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerin vatandaşları bin yıllık asalet timsali miydiler? Yanlış anlaşılmasın! Birini diğerine tercih edecek değiliz. Hüküm verirken kimseye haksızlık etmemek için, doğru mukayese yapmak gerekir. Kanımca kendi “görgüsüzlerimiz”e çuvaldızı layık görürken, “onların görgüsüzleri”nden de iğneyi esirgemeyelim. Bakın, yine aynı hafta İngiliz The Guardian gazetesinde, Konda isimli arastırma kuruluşunun yaptığıi “Türk toplumu” anketi yorumlandı. Gazetenin Türkiye muhabiri Robert Tait imzasıyla yayınlanan makale, koca bir toplumu toptancı hükümlerle yargılamaktan öte birşey değil. Ve malesef bu makale Türkiye de yeterince tartışılmadı. Batılı gazeteciler bizim toplumun üzerine projektör tutup en küçük bir çelişkiyi dahi abartarak yorumlarken, biz Batı`da gördügümüz çelişkilere kayıtsız mı kalalım? NOT: Bu yazi 06.03.09 tarihli Sabah Gazetesinin Avrupa baskilarinda yayinlanmistir. guvenakinci@hotmail.com Bu makale 2,164 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |