| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
TÜRK LİDER OMURGA SİYASETİ İZLER[*] Türklerin Orta Asya’daki yaşantıları sırasında soy-boy tarzı örgütlenmelerinden ruhsal yapılarına yansıyan etkiler bugün de sürmekte ve Türk liderlerinin izleyeceği siyaset konusunda önemli ipuçları vermektedir. Türklerin soy-boy tarzı örgütlenmeleri, önceki çalışmalarımızda ayrıntılı biçimde gösterdiğimiz gibi, kurdukları devletlerin ve imparatorlukların, aralarından en güçlü boyun idaresinde olmasına ve iktidarda olmayan boyların sürekli huzursuzluk kaynağı oluşturacak şekilde yerleşmesine sebep olmuştur. Batıdaki sınıflı toplum yapısından oldukça farklı olan bu tarzda bir toplum yapısına biz “segmenter toplum” adını veriyoruz. Segmenter toplum yapısı, ilk bakışta sınıf mücadelesinin olmaması nedeniyle avantajlı gibi görünebilir. Ama hiç de öyle değildir. Çünkü toplumsal zihniyet, sürekli olarak “biz” ve “onlar” ayrımını esas alacak, iktidar ancak güçlü olduğu dönemlerde diğerlerine söz geçirebildiği için hiçbir zaman tam merkezi ve bütünlüklü bir nitelik kazanamayacak, merkez-çevre çatışması her zaman kapıda bekleyecektir. Merkezi ve bütünlüklü bir iktidarın olmaması, toplumsal bilinçdışında sürekli bir ikilik yaratacak, insanlar merkezin iktidarı ve merkezin oluşturmaya çalıştığı hukuk ve ahlak düzeniyle kendi yerel-örfi otoriteleri, hukuk ve ahlak düzenleri arasında kalakalacaklardır. Türklerin otoriteyi bir türlü içselleştirilememelerinin nedenlerinden biri de budur. “Biz” ve “onlar” ayrımına göre işleyen bir toplumsal zihniyette “öteki” anlayışı, beşeri bilimlerde tanımlanan “öteki”den oldukça farklı olacaktır. Türk’ün ötekisi, olağan dönemlerde kendi boyundan olmayan, diğer boylardan Türklerdir. Ancak Türkler, kimi zaman bir boy, bir bey etrafında birleşmiş ve cihan hakimiyeti mefkuresi için ayağa kalkabilmişlerdir. İşte böyle zamanlarda, Türklerin ikinci ötekisi devreye girer. İkinci öteki, dünyadaki iktidar mücadelesinde o sırada kim egemense odur. İkinci öteki, sürekli değişir; Türklerin toplumsal bilinçdışı, o sırada dünyada egemen olan gücü diğer “öteki” olarak kayda geçirir. Her ne kadar Türklerin Anadolu’yu yurtlaştırmaları sırasında da soy-boy tarzı örgütlenme tarzı varlığını kısmen sürdürmüşse de, elbette bugün için toplumumuzun yine soy-boy tarzında örgütlenmiş olduğunu söyleyemeyiz. Ancak eski zamanlarda oluşmuş zihniyet kalıpları; “biz” ve “onlar” tarzı düşünce biçimi aynen geçerlidir. Bu durumu, zihniyet kalıplarının değişmesinin çok ama çok zor olmasıyla ve toplum psikolojisinin oluşumunda dil yapısının üstlendiği birincil rolle açıklayabiliriz. Aynı dili konuşmamız, aynı toplumsal psikolojiyle hareket etmemize yol açar. Çağdaş dünyada yaşayan Türkiye Türkleri, toplumsal yapıyı “biz” ve “onlar” diye algılamayı sürdürürler, toplumsal ve siyasal hayat buna göre şekillenir. Bugün segmentler, soy-boy şeklinde değil de “biz”i oluşturan mezhepler, hemşerilik, yaşama tarzlarında görülen farklılıklar tarzında ortaya çıkmaktadır. Milletvekillerimizin mesailerinin önemli bir kısmını, asli görevleri olan yasama faaliyeti değil, hemşerinin derdine deva bulmak oluşturur. Demokrasiyi çok kolay benimseyebildiğimiz halde, uzlaşma kültüründen hayli uzak bir siyasi hayatımız vardır. Herkes, kendini kendi segmentinin kurallarına, sembollerine, liderlerine daha bağlı hisseder. İdeolojik-siyasi segmentlerin sembolleri (örneğin bayrak, Atatürk, din, Türklük, Batılılaşma, laiklik…) de toplumumuzun tarihsel psikolojisine uygun özellikler göstermektedir. İdeolojik-siyasi görüş ayrılıkları, toplumun zenginliği olarak değil, karşı-segmentin kötü niyetle ürettiği fikirler olarak görülmektedir. Siyasi mücadele, farklı görüşlerin yarışması olarak ele alınmamakta, hangi segmentin iktidara geleceği ve iktidar nimetlerinin nasıl paylaşılacağı her şeyi belirlemektedir. Ülkemizde siyasetin tam bir arenayı andırmasının, Batı demokrasilerinde asla görülmeyecek sertlikte yürütülmesinin başlıca nedenlerinden biri budur. Cumhuriyet projesinin temel amaçlarından biri, segmenter toplum yapısını ortadan kaldırarak, hür ve eşit yurttaşlık üzerine inşa edilen bir toplum ve devlet oluşturmaktı. Ancak tarihsel psikolojimizde derin kökleri bulunan segmenter yapıdan öyle bir anda kurtulamayacağımız bugün daha net görülüyor. Daha net görülen olgulardan biri de, segmenter toplum yapısının en büyük komplikasyonu olarak pıtrak misali mafiyöz oluşumların ortaya çıkmasıdır. İkili otorite ve ikili hukuk ve ahlak sisteminin var olduğu ortamlar, mafiyöz oluşumların yeşermesi için en mümbit topraklardır. Gelişmiş bir demokratik hukuk düzenine sahip olsak bile, segmenter toplum yapımızdan kaynaklanan mafiyöz oluşumlar ve yalnızca kendisine yakın olanı korumacı ve kollayıcı anlayışlar yüzünden, kendimizi yasalar karşısında hür ve eşit yurttaşlarmışız gibi hissedemiyoruz. Hepimiz, bize özgü birtakım güçlüklerle karşılaştığımızda “Burası Türkiye!” diyoruz. Bunu, burada demokratik hukuk düzeni kendine özgü kurallarla işler, bazen her şey kitabına uydurulmak zorunda kalınır manasında kullanıyoruz. Adam kayırmacılığı, “biz” ve “onlar” ayrımını, yandaşlığı kastediyoruz. Hepimiz iltimastan, adam kayırmacılıktan, haksızlıklardan yakınıyor ama yeri geldiğinde, fırsat düştüğünde biz de aynı şekilde davranmakta beis görmüyoruz. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyoruz. Bu sözü söyleyemeyenlerimiz, bir dahaki sefere söyleyebilmek, kendisini engelleyene gücünü gösterebilmek için ayarlıyor davranışlarını. Türk grup davranışının en belirgin özelliklerinden birisinin savaşçılık olduğu da göz önüne alınırsa, segmentler arası kavgalarının niye böylesine çok olduğu, niye basit tartışmalardan bile şiddet içeren sahnelerin doğduğu daha iyi anlaşılabilir. Bir çelişkinin, gerilimli bir durumun hızla saldırganlık ve şiddete dönüşmesi için her şey hazır; kavga edecek, savaşacak insansa çok sayıda. Kolaylıkla ideolojik kamplara, hizipler oluşumuna, “sizinkiler”, “bizimkiler” çekişmesine neden olan bu durum, herhangi bir kampın, segmentin değil de toplumun tamamının karizmasına hak kazanmak isteyen liderin, adil ve hakkaniyetli bir yönetim, kimseyi kayırmayan, dengeleri gözeten bir omurga siyaseti izlemesini zorunlu kılıyor. Segmenter yapıda liderler de çoğu kere kendi segmentlerinin beklentilerine uygun bir liderlik tarzı gösteriyorlar. Ama bizim burada sözünü ettiğimiz liderlik, bir segmentin liderliği değil. Zaten toplum segmenter yapıda, zihniyetlerimiz segmenter bir şekilde işliyor ama gündelik hayat segmentlerden oluşmuyor. Okulda, işte, devlet dairesinde, orduda, camide, sokakta insanlar hangi segmentten olurlarsa olsunlar bir arada yaşıyorlar. Bu nedenle modernleşme yolundaki Cumhuriyet Türkiye’sinin toplumsal ve ekonomik alandaki liderleri segmenter bir yönetim tarzı gösteremezler, göstermemelidirler. Siyaseti bir segmentin değil tüm toplumun dönüşümü olarak gören merkez siyasetçilerinin de segmenter anlayışa yüz vermemesi, bir omurga siyaseti izlemesi gerekir. Omurga siyaseti, merkezde toplanmış toplumsal gövdeyi koruyan ortak değerleri esas alır, onları korumak amacı üzerine bina olur. Omurga siyaseti izleyen bir lider, toplumsal segmentlerden bazılarına yaslanıp diğerlerini çökertmeye çalışmaz. Hiçbir segmentin değil, tüm toplumun lideri olduğunu belli eden tutumlar içinde olmalıdır. Türkiye’de toplumsal merkezin liderliğine soyunan her aday bunu bilir ve yapmak ister. Bazısı başarılı olur, bazısı olamaz. Liderin başarılı olduğunun en önemli göstergesi, kendi siyasi hareketinin fanatiğini yaratmamasıdır. Bunun için toplumsal segmentlerin sembollerini değil, toplumu bir arada tutan, merkezde yer alan, birleştirici değerleri vurgular, öne çıkarır. Her segment, onu, segmentler üstü olduğu için sevmekte ve asıl bu özelliği nedeniyle ona karizma atfetmektedir. Türk toplumunun segmenter yapısı, birçok alanda hakimdir. Kamu sektöründe, bürokraside istihdam ve atama politikaları çoğu zaman bu anlayışa göre şekillenir; segmentler arası semboller savaşı kamu sektörünün gündelik yaşamında da devam eder. Ama özel kurum ve kuruluşlar böyle değildir; oralar daha çok toplumun minyatürü gibidir, her kesimden insan istihdam edilir. Çalışma barışı için, segmentlerin sembollerinin geri planda tutulması gerekir. Bu nedenle, özel sektördeki liderlik işlevlerinin tam da toplumsal merkez liderinin omurga siyaseti gibi olması icap eder. Bu bahiste ele alınması gereken bir nokta da, savaşçı bir zihne sahip olan toplumda, liderliğin savaşçılık karşısındaki pozisyonunun nasıl olacağıdır. Toplum, savaşçı bir zihne sahiptir; sorunlarla başa çıkma becerileri, muarızının bir biçimde “halli” olarak ele alınır. Ancak Türklerin tarihsel psikolojisinin yegâne gerçekliği bu değildir. Türk tarihi incelendiğinde, savaşçı zihnin var kalmak, barış ve huzur içinde yaşamak, dahası egemen olduğu diğer toplulukları da barış ve huzur içinde yaşatmak için geliştiği görülecektir. Bu, savaşçı zihnin gerisinde barış ve huzur içinde yaşama arzusunun bulunduğu anlamına gelir ki, insanın psikolojik varlığı hakkındaki bilgimiz, bizi ortada bir çelişki olmadığına ikna eder. Toplumsal merkezin ve özel sektörün liderliğine soyunanların bu nedenle barışçı ve demokratik ama aynı zamanda kararlı ve cesur yönetim politikaları izlemeleri beklenecektir. Türk toplumunun savaşçı bir zihniyete sahip olması; kavgacı, her gün yeni bir huzursuzluk çıkaran liderlere karizma yükleyeceği anlamına gelmez. Türkler de tüm insanlar ve toplumlar gibi hayatlarını barış, huzur ve mutluluk içinde geçirmek isterler. [*] Dr. Erol Göka’nın yeni yayınlanmış “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” kitabından kısaltılarak alınmıştır. Bu makale 1,220 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |