Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
3 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 22° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Doç. Dr. Aliye Çınar
Doç. Dr. Aliye Çınar
Kadın Erkek Eşitliği: Eşitsizlik ya da Tahakküm!
Doç. Dr. Aliye Çınar

Kadın Erkek Eşitliği: Eşitsizlik ya da Tahakküm!

Bu hafta, Mecliste “Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” kurulmasını içeren yasa teklifine devam edildi. 3 maddesi görüşülen teklif, kurulacak komisyonun, kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik Türkiye ve uluslararası alandaki gelişmeleri izlemek, bu gelişmeler konusunda TBMM'yi bilgilendirmek, kendisine esas veya tali olarak havale edilen kanun tasarı ve teklifleri ile kanun hükmünde kararnameler hakkında ihtisas komisyonlarına görüş sunmasını içeriyor.

Kadın ve erkek arasındaki fırsat eşitliği tartışması biraz daha makul görülmekle birlikte, kadın-erkek eşitliği talebi, bizatihi sorunlu olmakla birlikte, özellikle de ülkemiz açısından düşündüğümüzde pek de akıllıca gözükmemektedir. Zira bu talep esasında eşitlik adı altında eşitsizliği iyice derinleştirdiği gibi tahakkümü de beslemiştir. İlkin, bu probleme geçmeden önce kadın erkek eşitliği tartışmasının menşeini ya da köklerini bulmaya çalışalım.

Aydınlanma düşüncesiyle birlikte insanın birey oluşu öne geçti. Daha sonra sanayi devrimiyle, toplumsal yapı feodal yapıdan sanayileşmeye doğru değişim gösterdi ve nihayet enformasyon toplumuna doğru evrildi. Bu değişim sürecinde kadın bilincinin yükselmesiyle birlikte, bir sorgulama başladı. Aynı eğitimi alan kadın ve erkek arasında fırsat eşitsizliği tartışma konusu oldu. Ancak bu esnada kadınlar hak eldetme curcunası içinde oldukça kendilerine yabancılaştılar. Çünkü bu eşitlik tam olarak eşitsizliği dayattı onlara. Her bakımdan eşitlik diyen kadınlar, cinsel eşitliği yaşarken faturayı kendileri ödemek zorunda kaldı. Sonuçta kürtaj ve babasız çocukları bu eşitlik talebinin yolcuları göğüslemek zorunda kaldı.

Öte yandan modernitenin de esasında eşitlik değil, eşitsizlik getirdiği dikkati çekti. Örneğin Modern düşüncenin babası sayılan Descartes’ın düşüncesinde kadının şaşırtıcı bir şekilde edilgen olmasının yanında bir aracı dolayısıyla da ikincil konuma itildiği dikkati çeker. Özellikle ruh-beden ayrımından dolayı, erkek aklın tüm gücünü gerçekleştirmesinde, kadın, ısı, duyu ve sıcaklık ihtiyacını gerçekleştiren bir ortam veya araç şeklinde değerlendirildi. Böylece de kadın sayesinde ruh beden etkileşiminde, ruh ve bedenin birbirine karıştığı alanı koruma işlevini üstlenir. Kısacası kadın, bedeni temsil etmekteydi.

Kadın bilinçlenmesinde, bir başka gelişme de önemli derecede etkili oldu: Felsefenin geldiği son nokta itibariyle özellikle onun bir dil eleştirisi olduğu ortak kabulünden hareketle dil analizleri öne geçti. Böylece de semiyotik, yapısalcılıktan, etiğe, teolojiden feminizme kadar pek çok alanda yeni açılımlar sağladı. Kutsal kitapların linguistik tahlilinden, gündelik dilin incelenmesine kadar uzanan dil eksenli araştırmalar, eril dilin etkinliğini ortaya çıkardı.

Yine bu dil tahlilleri kutsal kitapların yeniden gözden geçirilmesini beraberinde getirdi. Bu bakış açısından mevcut metinlerdeki masküler veya eril dil dikkati çekti. Bunun üzerine bir başka çalışma veya inceleme alanı kendini dayattı. O da teolojik açıdan kadını ele almayı hedefleyen feminist teoloji çalışmaları oldu. Sadece dil değil, özellikle Hıristiyanlık açısından bakıldığında –neredeyse Batı felsefesiyle özdeş kılınır olması dikkate alındığında- İsa’nın baba olması tanrısallığın eril özelliğini ima etmekteydi. Bu zaten başlı başına tartışmanın kızışması için fazlasıyla yeterli bir nedendi!

Bu tartışmaların izlerini ülkemizde de sürmek mümkündür. Her ne kadar Kur’an Allah’a cinsiyet atfetmediği için eril tanrı tartışması bize ait değilse de, Kur’an’da kadının özellikle tarla metaforu ile anılmasından tutalım da, ulaşım işlerinin At ile sağlandığı dönemlerden kalan düşünceyle kadının üst bürokrasiye girip giremeyeceği tartışması burada akıllara ilk gelen örnekler olabilir. Toplumsal yaşamda bu ataerkilliğin nasıl tecessüm etmiş olduğunu Batılı (Carol Delenay) bir göz, Ankara’nın bir beldesinde yaptığı alan araştırmasıyla ortaya koymuş ve çalışmasının adına da Tohum ve Toprak demiştir. Sürekli vurgu Tohumun önemine yapılmış ve toprak, kendini sadece tohum sayesinde ortaya koyabilmiştir. Ancak aynı tablo, ötekilik durumu, erkek için de önemli olmasına rağmen yani onun da varlığını tanımlayabilmesi için toprak önemli olsa da, tamamen tohum eksenli toplumsal bir beden ortaya çıkmıştır

Öte yandan feminizm tartışmaları yavaş yavaş yükselişe, dil eksenli analizler İngilizce konuşan ülkelerde daha da önemli olmaya başlamıştır. Çünkü adam (man), insan (human) anlamına gelecek şekilde kullanılınca, (kadın (woman) insan değil mi tartışmasını doğurdu), bilim adamı kelimesi başta olmak üzere pek çok kelimenin yeniden gözden geçirilmesi istendi. Gerçi zihniyet ile dil arasında doğrudan bir ilişki olduğunu anımsarsak bu değişikliklerin ne kadar etkili olabileceği tartışmalı bir konudur. Çünkü temel olan mantalitenin değişmesidir. Kâğıt üzerindeki tashih göstermelik kalmaya mecburdur.

Eşitlik Talebi

Şimdi bu giriş bilgilerinden sonra asıl sorumuzu soralım: Pek çok açıdan işaret edilen problemler önemli olmakla birlikte, çözüm hamlesi eşitlik midir? Acaba kadın erkek eşitliği talebi gerçek ve yapıcı bir istek midir? Eşitlik fikri, eşitsizliği ya da tahakkümü derinleştirmez mi?

İlkin bu tartışmaların daha çok çalışma hayatında ve kamusal alanda öne geçtiğini aklımızda tutarsak, bir kere, toplumsal yapının ataerkil özelliğini inkâr etmeden yol bulmak durumundayız. Kamusal alanda ve toplumsal yaşamda ataerkil toplumsal beden, farklılığı dışlayarak kendini hiyerarşik olarak kurmaktadır. Öteki konumundaki kadın, bu toplumsal yapıda doğal bir alt tabaka, ilişkisel anlamlandırmadaki katkısı belirsiz ya da ikincil olan bir alt tabaka olarak görülmektedir.

Modern yaşamla birlikte kadına her ne kadar emekte eşit ücret verilme gayretiyle birlikte kadın-erkek eşitliğinden söz edilse de, bu çelişkili bir durumdur. Zira kadın, bir yandan farklı bir tür olarak tanınmayıp, eril olmayan, sahte bir kimliğe (var olmayan) sürüklenmekte; öte yandan da kamusal alanda varlığını kabul ettirmek için bir bakıma kendi cinsiyetinden vazgeçerek erkekleşmeye zorlanmaktadır.

Bu esasında bir tür zorlama ve şiddettir. Dolayısıyla da “adaletsizliktir”. Zira asıl doğası ya dışlanarak ya da farklı bir kimliğe (erkekleşmeye) mecbur edilen kadın, eşitlik söylemi altında ciddi bir adaletsizliğe maruz kalmaktadır. Nitekim modern zamanlarda kadın kamusal alanda üst düzey görevlere gelmede ciddi dirençle karşılaşmaktadır: Ondan ya salt dişi olması talep edilmekte (kadınlığı kullanılmaktadır) ya da tamamen erkekleşmesi (evliği ve anne olmayı yadsıması) istenmektedir. Bu bir tür tahakkümdür.

Adaletsizliğin salt ücretlerin dengelenmesiyle ya da aynı fırsatların verilmek suretiyle çözülmeye çalışılması sahte bir çözümdür. Hemşireliğin sadece kadınlara hasredilmesi nasıl kadınları düşük düşürücü meslekse –ki şimdilerde erkek hemşire de var-, askerlik gibi kadının normal doğasını zorlayan meslekler de fırsat eşitliği bağlamında, farklı bir açıdan yabancılaşma getirecektir.

Kısacası meseleye nereden bakarsak bakalım, sözünü ettiğimiz asıl doğaya ve cinsiyete (var oluşa) yabancılaştırma durumu, tam anlamıyla adaletsizliktir. Şu halde kamusal alanda ya da toplumsal yaşamda sahte eşitlik yerine, kadının “farklı bir cinsiyet” ve tür olarak varlığının kabul edilmesi gerekir. Elbette bu farklılık talebi, erkeğin eksik yarısı anlamında değildir. Her ikisi de kendilerinde birer bireydir. Böyle olunca, kadın doğasının özelliklerine göre anne olma, kadın olma ve emzirme gibi türe has nitelikler bir eksiklik ya da telafi edilecek defo olarak görülmeyecek, doğal bir hak olarak kabul edilecektir.

Şu halde ataerkil toplumsal bedeni eleştirerek yavaş yavaş yeniden inşa etmenin yolu, kadını sahte bir eşitlik kılıfı altında toplumsal hayatta konumlayarak ataerkiliği beslemek yerine, söz konusu yapıya kadını bir farklılık veya ayrı cinsiyet olarak dâhil edebilmektir. Eğer bu başarılabilirse, ataerkil toplumsan beden içeriden bir öteki faktörüyle karşılamak suretiyle hem bir diyaloğa girecek hem de kendini öteki aynasında görebilme imkânını yakalayacaktır.

Bu farklılık doğal hale getirildiğinde kamusal alanda gerçek ve otantik bir öznelerarası ilişkiden söz edilebilir ve sonuç itibariyle söz konusu farklılık ve ilişki, toplumsal bedeni yeniden inşa edecektir. Aksi halde diyalogdan söz etmek mümkün olmayacaktır. Kadın, ataerkil bünyede eşitlik kılıfı altında farklı manevralarla yok sayılmakta ve dolayısıyla bu bünyede sahte bir diyalog ya da diyalog adı altında monolog sürüp gitmektedir. Asıl değişim, sahte eşitlikle değil, bilakis farklılıkla kurulabilir. Olması gereken de budur. Çünkü kadın ve erkek eşit değil farklı; ancak biri ötekinden üstün ya da eksik olmayıp, her ikisi de farklı donanımlardaki iki ayrı özne ve bireydir. Önce bunun sağlanması gerekmektedir. Daha sonra da bu farklı öznelerin iletişiminin dönüştürücülüğüne açık olunmalıdır.

aliyecinar@gmail.com

Bu makale 2,476 kez okundu.

 

YAZARIN SON YAZILARI
» Türkiye’de dindarlık araştırması
» Tanrı Yanılgısı ve Tanrı’nın Gerçekliği
» Günümüz Türkiye’sinde İslam
» Alevîlik Tartışması Üzerine
» Politik Teoloji Açısından Gülen Cemaati -III
» Gülen Cemaati’nin Dindarlık Tipolojisi-II
» Bizim Pozitif Bilimciler Toplumbilimci Olunca!
» 'Gülen Cemaati'
» Elif Şafak ve 'Aşk' romanı
» Din ve Bilim Neden Çatıştırılır?
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Salman Kaya: Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz
Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işk
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı