| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Ortalığa bir maliye haberi düştü, bir feryat yükseldi. Sanırsınız altımızdaki yer kaydı gitti de feryatlar o yüzden. Meğerse bir medya grubuna yüklü bir ceza kesilmiş. Tepkiler her yanı sardı. Bazı soruşturmacı medyacılar ekrandan millete dik dik bakıp keserle sap tehditlerini sıraladılar. Hatta fikriyatı kendinden menkul bir ekran kuşu “bu grup batarsa medya batar” buyurdu… Köşelerinden akıl satarak para kazananlar öfke yüklü. Şimdi gündemimiz özgür medya. Hangi kanalı açsanız “özgür medya”nın mağdur edilişi tartışılıyor. Tez her zaman tekrarlanan ve bilinen bir gerekçe….Demokraside iktidarın karşısına bir muhalefet lazımdır. Resmi muhalefet zaten var, ama onlar taraf. İktidar da taraf. Her ikisi kendilerinin taraftarı. Bir de, siyasal taraftarlıktan uzak, sadece açık toplumun doğası gereği özgürce haber yapmaya taraf olan, topluma karşı sorumluluk taşıyan bir sivil muhalefet gerekir. Bu muhalefet kamunun sesi olmalı, iktidarın yanlışlarını halka, halkın taleplerini iktidara duyurmalıdır. Böylece hiç kimse el altından icraat yapmaya cesaret edemez. Basın sayesinde herkesin her şeyden haberi olur. Her şey kayda geçer, hiçbir şey karanlıkta kalmaz. Bu sivil muhalefet bir tür kamu hizmeti yapmaktadır, bu yüzden de özgür olmalıdır. Bu gerekçe yerden göğe kadar doğrudur. Sırf iktidara hizmet eden bir basın-yayın dünyası özgürlükleri genişletemez, iktidara haddini bildiremez. İktidar, daima kontrol altında tutulması, zaman zaman da haddinin bildirilmesi gereken bir güç merkezidir. Bu yüzden basın özgür olmalıdır. Özgür olmayan basın, üstlendiği kamu hizmetini yapamaz. Sivil özgürlükler adına özgür medyanın savunucusu olmak gerekir. Özgürlük dokunulmazlık mıdır? Hayır. Medya, kendini dokunulmaz ilan ederek özgür olmaya çalışırsa, ülkeyi yönetmeye kalkar. Oysa medyanın özgürlüğü, kendi ilkeliliğinden, yaptığı işten ve yetkinliğinden kaynaklanmalıdır. “Ne yaptığından sual olunmayan bir medya” günün birinde ülkeyi soymaya da kalkar. Mali veya cezai suç işlemişse, ona da “dokunulur” ve “dokunulmalıdır”. Hukuk devleti böyle bir şeydir. *** Acaba Türkiye’de, demokrasinin gerekli kıldığı, kendi etiğini oluşturmuş, sadece doğruya ve hakikate taraf olan bir medya var mıdır veya var olmuş mudur? Medya, etik ilkeleri gereği hep doğrunun ve haklının yanında yer almış mıdır? Hayır. Demek ki ortalığın velveleye verilmesine neden olan ceza, “özgür medya”ya kesilmiş değildir. Bu tabloda medya, elindeki kamuyu etkileme gücünü şantaj olarak kullanmaktadır. Öyleyse neye taraf olalım? Bu medya grubu memleketin kaderiyle oynamaya devam etsin diye mi? Bu özgürlük çığlığı bir hakikat değil, sadece çığırtkanlıktır. İçtenlik için özgürlükleri dile getirmek yetmez, gereğini yapmak gerekir. Bu medya grubu ise bunu hiç yapmamıştır. Yaygın alışkanlığımız oldu… Nedense gücü elinde tutanlar hukuku, özgürlükleri hiç anmıyor da, bir darbe yediklerinde özgürlükçü kesiliyor. Bugünkü iktidarı oluşturanlar da geçmiş siyasal hayatlarında demokrasi, hukuk ve özgürlüğü gerçek anlamıyla hiç anmazlardı; kendileri darbe yiyince demokrat ve özgürlükçü kesilmişlerdi. Ergenekon zanlıları da öyle olmadı mı? Buna şark toplumlarının hastalığı mı desek bilmiyorum. Bu medya, feryat edeceğine buyursun hukuk yollarını katetsin… Hukukun tarafı olmadığına göre -yani teorik olarak, pratikte öyle mi, şüpheli-, ceza haksızsa yargıdan döner. *** Merhum Fikret’in ifadesiyle “özgürlük diye diye özgürlüğü katleden” bir medyanın özgürlük tanımlamasındaki samimiyetsizliğini görmek için yakın tarihe bakmak yeterlidir. Bir zamanlar, deli cesareti gösterip medyaya akan muslukları kısan “sarışın güzel kadın”ı onlar alaşağı etmediler mi? 28 şubatın bütün basılı-görsel kanıtlarını -ama on yıl sonra düzmece olduğu ortaya çıkan sözde kanıtları- onlar sağlamadı mı? Daha geçen sene “411 elin kaosa kalktığı” haberini onlar yapmadı mı? Ekonomi ve piyasalarla ilgilenenler bilir. Bir zamanlar RTÜK yasasında, “bir medya grubunda %10 ve daha fazla payı olanların kamu ihalelerine girmesini yasaklayan” bir madde vardı. Yasa koyucu, bu maddeyi, kamuoyu üzerindeki gücü dolayısıyla çıkar temin edebilecek konumda olan medyanın çıkar amaçlı yayın yapmasını engellemek için o yasaya koymuş olmalıydı. Şimdilerde özgürlüklere oynayan bu medya grubu, yıllarda “kartel medyası” diye adlandırılmaktaydı. Onlar sözünü ettiğimiz yasa maddesini değiştirmek için Türkiye’nin kaderiyle oynadı. Kendi dediğini yapmayan her iktidara karşı tetikçilik yaptı. İçteki gerginlikleri körükledi. Bu mücadele yaklaşık 7-8 yıl sürdü. Nihayet üçlü koalisyon zamanında muratlarına erdiler. Ardından ne mi oldu? Önce “en ballı” ihale olan enerji dağıtım ihalesini aldılar, sonra da POAŞ’ı hortumladılar. Bu POAŞ işi ayyuka çıktı ama, enerji ihalesi hiç tartışılmadı. Ayyuka çıksa da, POAŞ en büyük varlıkları olmaya devam ediyor. **** Son yirmi yıl içinde yaşadığımız tüm gerginliklerin altında bu medya grubu yatmaktadır. Bunların iki nedeni olduğunu görüyoruz. Birincisi ekonomik çıkar, ikincisi de ülkenin mukaddeslerinin tahrip edilmesi hevesidir. Bir yığın çığırtkan ve mazisi kirli insanın eline geçmiş olan bu medya grubu, oligarşinin egemenliğini pekiştirme yolunda düzenlediği operasyonların en büyük destekçisiydi. Onlar kendilerinden olmayan her basın kuruluşunu karalayarak ülkede özgür medya oluşumunu da engellediler. Bu ülke lehine olan her şeye muhalefet ettiler. En son marifetleri, çete davasını sulandırma çabası oldu. Hem de gözümüze baka baka! Bu medya yolun sonuna gelince batar mıyız? Hayır… Tam tersine, ülkenin kurtuluş zili çalmış olur. O zil sesini çeyrek asırdır ümitle bekliyorum. Bakalım çalacak mı? milaykokturk@gmail.com Bu makale 1,013 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |