haber10.mobi
Doç.Dr.Erol Göka
Doç.Dr.Erol Göka
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Türkiye'de karizmatik lider var mı?

Liderliğin insan grup yaşamındaki vazgeçilmezliğinin yanı sıra, tarihi liderlerin mi yoksa toplumların mı yaptığı ya da tarihte öncülerin rolüyle ilgili sorular da cevaplanabilmiş değil. Lenin, Bolşevik Devrimi’ni gerçekleştirdiğinde parti üye sayısı ancak on bindi. Cengiz Han, tüm Asya’yı yalnızca iki yüz bin Moğol askeriyle egemenliği altına aldı. Mao Zedung’un uzun yürüyüşü sonucunda kurulan Çin Halk Cumhuriyeti, hâlâ günümüzün en önemli uluslararası politik aktörlerinden biri olmayı sürdürüyor. Mustafa Kemal Atatürk, neredeyse yapayalnız bir yaşam çizgisi izleyerek, bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir ulus-devlet kurmayı başardı. Böyle birçok örnek verilebilir. Çok zorlu bir alan gerçekten burası. Liderlik olgusu, insanlığın kaderi ve tarihin kurucu öğesi gibi görünüyor. Bazı liderleri, kimi özellikleri diğerlerinden kesinlikle farklı kılıyor ve bu durum tarihsel açıklamaya, toplumsal, ekonomik ve konjonktürel belirleyenler dışında kişilik özelliklerini kapsayan bir psikolojik öğeyi de katmamızı gerektiriyor.

Liderlik konusunda bir hayli geniş bir sosyal bilim literatürü var. Bu devasa külliyattan liderlik konusunda pek çok bilgi edinmek mümkün olsa da, başarılı liderleri başarısızlardan, tarihteki büyük liderleri hiçbir iz bırakmadan geçip gidenlerden ayıran psikolojik özellikler konusundaki sorulara bir cevap bulabilmek şimdilik imkânsız görünüyor. Ama bir yandan da bu soruya cevap verme görevi çok acil olarak önümüzde duruyor.

İşte, sözünü edeceğimiz anlamdaki “karizma” kavramı, bu soruya cevap verme iddiasında. “Karizma” kavramını bazı liderleri diğerlerinden ayıran bir psikolojik özelliği belirtmek için kullandığımız takdirde, objektif olarak öyle olmadığı durumlar olsa bile toplumun hangi liderlere hayran olup onları başarılı bulduğunu anlayabiliriz. Bu kavram, tarihteki büyük liderleri, onları “büyük” yapan özellikleri anlamaya çalışırken de çok işlevsel olabilir. Çünkü bu kavramla, diğer teorilerin pek de hesaba kat(a)madıkları liderle toplum ve kültür arasındaki psikolojik kesişim noktası aydınlatılabilir.

Liderin karizmasının; grubu, toplumu, kitleleri etkileme gücünün kaynağı, doğrudan doğruya insanın grup-varlık oluşuyla ilgili görünüyor. Nasıl zekâ, kavrayış gücü vs. gibi bireysel yeteneklerimiz varsa, grup-varlık olma hususunda da birbirimizden farklı özellikler, yetenekler taşıyoruz. Grup-varlık olmaktan kaynaklanan yeteneğimize, kabaca ve kısaca, başta ortak yaşantılara sahip olduklarımız olmak üzere diğer insanları anlama (halini fark etme) ve koruma yeteneği ya da potansiyeli diyebiliriz.

Bu yetenek, grup-varlık olarak yaşayan tüm canlılarda vardır. Sosyobiyologlar, sosyal hayvanlar içerisinde; diğer üyeler tarafından kararlarına uyulan, lider konumundaki üyeye “alfa hayvan” derler. Eğer bir erkek ve bir dişi birlikte bu rolü üstlenirse, onlara da “alfa çift” adı verilir. Örneğin şempanzeler; hayvan topluluğu içindeki alfa hayvana başını sallamak gibi komünite içinde özel anlamı olan jestler göstererek, onların yolda önde yürümesine izin vererek ve komünite içinde bir meydan okuma sırasında kenara çekilerek alfa hayvanı liderleri olarak tanıdıklarını belirtirler. Köpekler de kendi grupları içindeki alfa çiftlerin kararlarına uyup, yiyecek bulunduğunda önce onların yemesine izin vererek, genellikle de sadece o iki alfa hayvanın çiftleşmesine müsaade ederek bir alfa çiftin kendilerini yönetmesine imkân sağlarlar. Kurtlarda alfa hayvan oluşumu da güzel bir örnek sunar. Kurt topluluğunda alfa hayvanlar, komünite içindeki liderlik konumunu genellikle üstün fiziksel güçlerini kanıtlayarak alırlar.

Elbette biz, insani olguları hayvan çalışmalarından türetmeye gayret eden sosyobiyolojik bir bakışa sahip değiliz, hatta bu bakışa karşı oldukça eleştirel bir konumdayız. Sadece grup-varlık olarak yaşamanın psikolojide özel bir yetenek geliştirdiğini, bu yeteneğin de bazı grup üyelerinde daha yüksek olduğunu belirtebilmek için bu bakıştan söz etme gereği duyduk. Grup-varlık olan canlıların, yalnızca kendilerinin değil gruplarının da var kalmasını sağlamak için güdülendiklerini, başka türlü var kalmalarının mümkün olmayacağını söylüyoruz. Aramızdan bazılarında, bu yetenek çok daha gelişmiş durumda; onlar hep kendilerini topluluklarına adama, sürekli olarak topluluklarını düşünme eğilimindeler. Karizma kavramını işte bu özel yeteneği tanımlamak için kullanıyoruz.

Diğer insanları anlama, koruma (ve dolayısıyla etkileme) potansiyeli, yani karizmatik yetenek, insandan insana değişiklik gösteriyor. Bizim ve grubumuzun insanlık halini fark eden, bize ve grubumuza değer veren, bizleri koruyan insanlara daha çabuk güveniyor, onları öne çıkararak liderleştiriyoruz. Bu kişilere karizmatik özellikler bahşediyor ya da bahşedilmiş olduğuna hükmediyoruz. Araştırmalar pek de öyle göstermediği halde onları “deha” olarak nitelememizin nedeni de bu. Onlarda “var olan şeyi” deha ile açıklamaya çalışıyoruz. Oysa zekâ, bireysel psikolojiyle ilintili bir kavram. Karizmatik bir liderin elbette sağlam bir zekâsı olmalı; ama hiç de üstün zekâlı olması gerekmiyor. Üstelik bunun tersi de doğru; Einstein dehaydı ama hiç de karizmatik değildi.

Toplumsal yaşamda birçok grup, grubun olduğu her yerde bir lider var. Ama bu liderlerin hepsi başarılı değil, hatta bazıları, gruplarının yıkımına bile neden olacak kadar basiretsiz. Gruplar, liderlerin sadece bir kısmına daha çok bağlanıyor, daha çok özellik atfediyor ya da karizma bahşediyor. Onların çoğu da, zaten başarının ölçütlerini grup belirlediği için “başarılı” olarak değerlendiriliyor, tarihe öyle kaydediliyor, toplumsal hafızaya öyle yerleşiyorlar. Elbette Hitler örneğinde olduğu gibi, başlangıçta bir hayli başarılı olan, toplumu derinden etkileyen ama sonradan yıkıma götüren karizmatik liderler de var. Ama bu örnekler bizim bakışımızı değiştirmiyor. Bunlar, yalnızca topluluk psikolojisinde grup-lider etkileşiminin anlaşılması açısından çok önemliler. Nasıl oldu da toplum, kendisini yıkıma götürecek bir lidere karizma bahşetti, onu yetkilerle donattı? Bu toplumun diğerlerinden farkı neydi? Bunlar, gerçekten önemli sorular ama bizim şu anda ilgilendiğimiz çerçevenin içinde değil.

Demek ki, karizmatik liderin özelliklerini genel olarak ifade edebileceğimiz bir formülasyon yok elimizde. Bir işyerinde, bir toplulukta, grupta veya millet gibi büyük ölçekli gruplarda liderin karizmatik olup olmadığından bahsedebilmemiz için o grubun ihtiyaçlarını ve karizmaya yüklediği anlamı bilmemiz gerekiyor. Örneğin bir işyerinde, çalışanlarla çok kolay iletişim kurma ve onları anlama, kendi idealleriyle işyerinin ve çalışanların ideallerini birleştirebilme yeteneği gösteren bir yönetici-lidere karizmatik özellikler atfedilebiliyor. Gençlik yaş dönemine özgü gruplarda ise, hem grubun kendi içinden, hem de gençlerin ideallerinin temsilcisi olan sanatçı, sporcu, siyasetçi gibi özdeşleşebildikleri kimselerden karizmatik olanlar öne çıkarılıyor. Yine örneğin “altıncı duyu”, “telepati”, “duyu-ötesi algı” gibi şeylerle oyalanmayı seçerek kendilerine bir grup oluşturan insanlar, kendi tuhaf, eksantrik özelliklerini keskin biçimde barındıran ve çoğu zaman “hasta” olan birilerine karizma atfederek onu gurulaştırıyorlar. Aynı şekilde mafiyöz çeteleşme tarzındaki gruplarda toplum-karşıtı, sosyopatik özellikleri en ağır basan kimseye karizmatik nitelikler bahşedilebiliyor. Velhasıl, her grubun “karizma” kavramına verdiği içerik kendisine göre değişiyor.

Süreç “ulus”, “millet”, “cemaat” gibi büyük ölçekli gruplarda da aynı şekilde, yalnızca biraz daha karmaşık bir biçimde işliyor. Büyük ölçekli gruplarda karizmatik nitelikli liderler, daha ziyade o toplumların, zihinlerin derin bunalım, yani kriz dönemlerinde ortaya çıkma eğiliminde oluyor. Bunun tersi de doğru; liderliğin değil sistemin önemli olduğu, işlerin bir biçimde yolunda gittiği zamanlarda, örneğin bugün modern Batı toplumlarında karizmatik liderlere fazlaca ihtiyaç duyulmuyor; yöneticiler eğitim, okullardan alınan diploma vs. gibi ölçütlerle belirleniyor. Weber, demokrasilerde var olan bürokratik kafesi kırmak için karizmatik liderlerden medet umdu ama onların gelmeyeceğini göremedi. Gelişmiş Batı toplumlarında, her yerde olduğu gibi spor takımlarında da, kurumsal ve oldukça iyi tanımlanmış bir işleyiş görülür. Bu toplumlarda başarılı olmak için karizmatik nitelik gerekmez; tanımlanan işi ne kadar iyi yapıyorsanız, o kadar başarılısınızdır. Bu nedenle, örneğin Beckenbauer gibi bir futbolcuya “İmparator” sıfatı verildiğinde onun takım ve ulus karşısındaki karizmatik niteliği değil, bireysel futbol becerisidir söz konusu olan. Ama bizim gibi henüz kurumsallık ve iş tanımlarında sorunu olan modernleşme sürecindeki ülkelerde durum biraz daha farklıdır. Toplumun kendine güvenli bir biçimde yolunda ilerleyebilmesi için şiddetle başarıya ihtiyacı vardır ama belli ki bu başarı kurumsal ve tanımlı işlerden değil, münferit, bireysel becerilerden kazanılacaktır. Bu yüzden toplum, kendi arzu ve ihtiyaçlarını temsil eden başarılı bireyleri her alanda öne çıkarır ve onlara iş tanımının ötesinde, kurtarıcı, karizmatik özellikler bahşeder. Bu nedenle Türk milli topluluğu, örneğin Milli Takım teknik direktörü Fatih Terim’e “İmparator” dediğinde gerçekten de “Fatih Sultan Mehmed” gibi sahici bir imparatora gönderme yapıyor, Fatih Terim’in de tıpkı Fatih gibi kendisine muhteşem fetihler yaşatmasını bekliyordur. Elbette bu atıflara Fatih Terim’in kişilik özelliklerinin de uygun olması icap eder.

Karizmatik kişi de, ulus, millet gibi büyük bir grubun ihtiyaçlarını hissetme yeteneğinde olmalıdır ki, büyük kitleler onun bu özelliğini fark etmeli, grup arzusunu ona yatırmalıdır. Evet, karizmanın ortaya çıkışında liderin uygun nitelikler taşıması önemlidir, ama son çözümlemede karizmayı belirleyen ve öne çıkaran kitlelerdir. Kitle neyi hak ediyorsa, ona uygun bir liderlik şekillenmektedir.

Karizmayı tesis eden öğelerin daha iyi anlaşılması, daha önce ele aldığımız liderlik beklentilerinin ve işlevlerinin toplumlara göre değiştiği ve büyük siyasal-toplumsal liderlerin kriz zamanlarında ortaya çıktığı gerçeğini de açıklığa kavuşturmaktadır. Şöyle ki:

Toplumsal yapıda çatışmadan kaynaklanan bir açmaz hali ve kaçınılmaz bir dönüşüm gerekliliği ortaya çıktığında, bir “kriz” zamanından bahsediyoruz. “Kriz”in “karizma”yla bağlantısına gelince: Bize göre, bu ikisi arasındaki bağlantıyı görebilmek için, Wilfred Bion’un insan gruplarını “çalışma grubu” ve “temel varsayım grubu” olarak ikiye ayırdığı teorisine aşina olmalıyız.

Biz, insan grupları nasıl bu şekilde ikiye ayrılıyorsa aynı ayrımın ulus, millet ve cemaat gibi büyük gruplar için de söz konusu olduğunu düşünüyoruz. Bir toplum kendi kurumsallaşmasını ve iş tanımlarını oldukça başarılı bir biçimde gerçekleştirmişse, yani toplumun ihtiyaçlarının ne olduğu ve bu ihtiyaçların kimin tarafından, nasıl karşılanacağı belirlenmişse, o toplumun bir “çalışma grubu” niteliğini haiz olduğunu söyleyebiliriz ki, bugün için gelişmiş Batı toplumları bu özellikleri göstermektedir. Ama bir toplum, kurumsallaşmasını ve iş tanımlarını henüz tamamlayamamışsa, toplumun ihtiyaçları uygun olarak saptanamamışsa, kimin hangi işi nasıl yapacağı belli değilse, o toplum “temel varsayım grubu” özellikleri gösterir. Kaosa yatkındır, lidere bağımlıdır ve kurtarıcı, karizmatik lider, hatta mümkünse bir Mesih, bir Mehdi arayışı içindedir. Maalesef bizim gibi modernleşme sürecini henüz tamamlayamamış toplumlar böyledir ve “temel varsayım grubu” özellikleri gösterir. Gelişmiş Batılı toplumlarda, başarılı bir lider olmak için ayrıca karizmatik olmaya gerek yoktur, zaten sağlanmış olan kurumsallığı ve iş tanımlarını sürdürebilmek yeterlidir. Bizdeyse toplumun ihtiyaçlarının belirlenmesi ve arzularının belli ideallere doğru sevk edilebilmesi için kurumsallık ve iş tanımı eksikliğini dolduracak karizmatik kimselere ihtiyaç vardır.

Bion’un teorisine vakıf olduğumuzda, kriz zamanlarında toplumların psikolojik olarak gerilediğini, çocuklaştığını, “çalışma grubu” olmaktan çıkıp “temel varsayım grubu” haline geldiğini anlarız. Böylesi zamanlarda toplumların vur-kaç davranışları gösterdiğini, lidere bağlılığın ve lider beklentilerinin, yeni lider arayışının arttığını görürüz. Bu sırada tüm toplumun yegâne dileği bir kurtarıcı lider olur. “Mesih”, “Mehdi” gibi kimselerin ortaya çıkışı, tarihte hep böyle zamanlara rast gelir. Gelen kurtarıcı, topluluğun ona duyduğu ihtiyaç ne kadar artarsa o kadar karizmatik bir kisveye bürünür.

Demek ki toplum, kriz dönemlerinde daha kaotik, lider-bağımlı ve kurtarıcı ihtiyacı içindedir. Bunun için de yoğun psikolojik ihtiyacı dolayısıyla, ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte insanların etrafında toplanmakta, bu insanlara kurtarıcı-karizmatik özellikler bahşetmekte; “karizmatik” olarak öne çıkarılmış kişinin de bu dönemde büyük lider olarak tarihe geçme şansı artmaktadır.

Kurumsallaşmış ve iş tanımı iyi yapılmış, konjonktüre ayak uyduran, kısacası iyi işleyen bir organizasyonda, yöneticilik özelliklerini haiz eğitim ve kişilik donanımlarına sahip bir liderin olması başarı için yeterlidir. Liderin ayrıca “karizmatik” olması gerekmez, hatta cerbezeli olmak, kendini öne çıkarmayı bilmek gibi bazı potansiyelleri varsa bile; çalışanlar ve işletme kültürü onaylamıyorsa, bu niteliklere sahip olması ters tepebilir, çalışma hayatını olumsuz etkileyebilir. İyi işleyen kurumların, iş tanımına uyan, “işini iyi yapan” kimselere ihtiyacı vardır, karizmatik kimselere değil.

İşletme ya da kurum başarılı değilse, kurumsallaşmasında ve iş tanımlarında zafiyet varsa, krize doğru sürükleniyor veya kriz içindeyse, işyeri topluluğunun endişelerini ve ihtiyaçlarını anlayacak, ideallerini onlarınkiyle birleştirecek karizmatik bir lider elzemdir. Lideri olduğu grubun şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarının farkında olmayan, bulunduğu makamı şans eseri veya kerhen işgal etmekte olan, öylesine bir yöneticilik sergileyen kimse, böyle durumlarda grubun tepkisini çeker. Yöneticisi olduğu grubun ihtiyaçlarını dikkate almadığı için, uyguladığı bazı yönetim ve iş teknikleriyle başarılı olsa da, sağladığı başarının kalıcı ve etkileyici olduğu söylenemez. Herkes bir an önce onun liderlikten ayrılması gerektiğinin, aksi halde batışa doğru sürüklendiklerinin farkındadır ve yeni lider arayışı içindedir.

[*] Yazarın Timaş Yayınları’ndan yeni çıkan “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Bu makale toplam 2683 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5250, Satış 1.5350; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0800, Satış 2.0950
2004 - 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: (212) 280 26 00 | Faks : (212) 280 89 09 | haber10@gmail.com