| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 17 Mayıs 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Ramazan YILDIRIM (fikriyat@hotmail.com) Nepal Hangi Ülkeye Bağlı? İHH’nın 2008 yılı Kurban organizasyonunda gönüllü olarak görev alacağıma söz vermiştim aylar öncesinden. Bayramdan 15 gün önce Osman Atalay beni arayarak Nepal’e gideceğimi söylediğinde doğrusu biraz ürktüm. Çünkü ben Balkanlar’da bir ülkeye gitmeyi düşünüyordum ama nasip böyleymiş. Kurban Bayramını Nepal’deki Müslümanlar arasında geçirmenin benim için farklı bir tecrübe olacağının farkındayım. Hazırlıklarımızı tamamladık ve gitme vakti geldi artık. 7 Aralık Pazar günü saat 02’de uykularından feragat eden değerli arkadaşlarım Musa Şimşekçakan ile Cemil Sarıcı beni ve yol arkadaşım Hüseyin Kurşun’u Atatürk Havalimanı’na bırakıyorlar. Kontrolden geçerken çantalarımızdan birinde lazım olur diye çok amaçlı bir çakı var yanımızda götürmemiz için pasaport bilgileri istiyorlar. Nereye gideceğimizi sorduklarında ‘Nepal’ diyoruz. ‘Hangi ülkeye bağlı?’ diyor görevli. Valizlerimizden birini yanımıza, uçağa almak istiyoruz, 6 kg’den fazlasına müsaade etmiyorlar. Bayramın birinci günü mutlaka yanımızda olması gereken malzemelerimiz var. Tüm ısrarlarımızı geri çeviriyorlar. Ortadoğu ve Asya uçuşlarında valizlerin kaybolduğu veya geciktiği tecrübeyle sabit. Arkadaşım Hüseyin ısrarcı oluyor ama nafile. Bir naylon poşet alıyor Hüseyin. Bize lazım olan malzemeleri poşete koyup yanımıza alıyoruz. Kalan valizimizi de bagaja veriyoruz. İnşallah bir aksilik yaşanmaz. Gulf Air uçağıyla Bahreyn’e uçacağız 4:20’de. Şimdiden 20 dakikalık bir gecikme olduğu bildiriliyor. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra telefonumuzu yurt dışı aramalara açtırmak için verilen numarayı arıyoruz. Karşımızdaki bayan bizi sorgu sualden geçirdikten sonra telefonu hangi ülkede kullanacağımızı soruyor. ‘Nepal’ diyorum. ‘Hangi ülkeye bağlı?’ diyor. ‘Nepal kendisi bir ülke’ diyorum. Ona yardımcı olmak için Çin ile Hindistan arasında bir ülke diye ekliyorum. Böylece ülke olduğundan bihaber olanların yaşadığı bir ülkeden Nepal’e gitme arzumuz iyice kabarıyor. Kurban bayramını oradaki Müslümanlarla geçirecek olmamız bu arzumuza bir de heyecan katıyor. Hem bayramı orada geçireceğiz hem de bize tevdi edilen kurbanların kesimini, dağıtımını koordine edeceğiz. Doğrusu ağırlığı şimdiden üzerimize çöken bir sorumluluk yüklendiğimizin farkındayız.
Gulf Air’ın kabin görevlisi bayanlar, başlarına şeffaf bir tül iliştirilmiş kepler giyiyorlar. Uçak kalkışa geçeceği esnada bir bayan görevli euzubesmele çekip Zuhruf suresi 13. ayetinin bir kısmını okuyor ve İngilizce olarak mealini veriyor. Ayetin Türkçe meali şöyle: “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.” Bahreyn havalimanına dört saatlik bir yolculuk sonunda iniyoruz. Bir saatlik bir beklemeden sonra Gulf Air’ın başka bir uçağına binerek Katmandu’ya doğru havalanıyoruz. Uçak tıklım tıklım dolu. Yolcuların geneli Nepalli. Körfez ülkelerinde işçi olarak çalışanların, gurbetten sılaya döndükleri her hallerinden belli. Çalıştıkları ülkeler kurban bayramı tatiline girdiği için, onlar da muhtemelen tatil için memleketlerine dönüyorlar. Uçak havalanıyor ve beş saatlik Katmandu yolculuğu başlıyor. Katmandu’ya Himalaya dağ silsilesinin eteklerinden süzülerek iniş yapıyoruz. Havaalanında giriş işlemleri için kuyruğa giriyoruz. Arkamızdaki bir genç nereli olduğumuzu soruyor. Türkiye diyoruz ve başlıyor Orhan Pamuk’tan bahsetmeye. “Kar” ve “Adım Kırmızı” isimli romanlarını okumuş. Amerika’da öğrenim gören bu Nepalli genç ülkesine tatile geliyormuş.
Vize istek formumuzu doldurarak 25$’a vize alıyoruz ve içeri giriyoruz. Bizleri kapıda Nepal İslami Sang Genel Sekreteri Feyzan Ahmed ile yine aynı kuruluşa gönül veren Tecemmüül İslam isimli genç bizi karşılıyor. Bineceğimiz aracın şoförüyle sıkı bir pazarlıktan sonra otelin yolunu tutuyoruz. Her şehrin kendine özgü bir kokusu vardır. Katmandu’nun da sokaklarına girer girmez ona özgü kokuyu hissediyorum. Kesif bir baharat kokusu. Otele yerleştikten sonra akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. Anatolia isimli bir lokantanın olduğundan haberdarız. Oraya gidiyoruz. Türkiye’den giden ve Katmandu ‘da özel bir okul kuran öğretmenler ilgileniyor ve işletiyor. Nepal yemekleri yemek istiyoruz ama ilk gün yemeyin diye uyarıyor bizi Feyzan Ahmed, yine de ben momoyu yiyorum. Momo içi kıymalı-baharatlı bir tür mantı. Önceki yıl aynı organizasyon için Nepal’e gelmiş olan arkadaşlarımızın seyahatnamelerini okuduğumuz için bazı konular hakkında bilgimiz var. Dolayısıyla Momo hakkında da bilgi sahibiydim. Katmandu’daki ilk gecemizde kısa bir Şehir turu atıyoruz. Şehir tamamen karanlık, elektrikler kesik. Haftada toplam 56 saat olmak üzere belirli aralıklarla tüm ülkede elektrik kesintisi uygulanıyor. Ülkenin siyasal istikrarsızlığı yoksulluğu ve yoksunluğu artırıyor. Krallık devrilmiş. Yerine gelen iktidar demokrasi ve laiklik vaat ediyor. Yeni yönetim, Nepal’i laik-seküler bir devlet olarak tanımlıyor. Bugüne kadar Hindistan’ın siyasal hinterlandında bulunan yönetimler, yerini Çin’le yakınlaşan ve iş başına gelir gelmez Çin’le sıkı temaslar kuran yeni iktidara bırakmış. Henüz yeni anayasa yok, yazılıyormuş. Laiklik ilan edilmiş. Nüfusun % 80’ini oluşturan Hindular bundan mutlu değilmiş. Görüştüğümüz Müslümanlar, kendi üzerlerindeki dinsel baskıyı azaltacağını düşünerek laikliğe sıcak bakıyorlar. Hinduizm’in Kast Sisteminden İslam’ın Tevhid ve Adalet Anlayışına Bugün 8 Aralık 2008 Pazartesi. Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının birçok bölgesinde bayram. Burada bayram yarın. Buradaki Müslümanlar kendi aralarından seçtikleri bir heyetle hilali gözetliyorlarmış ve heyet de ramazan orucu başlangıcıyla bayram gününü belirliyormuş. Ülkedeki tüm Müslümanlar da buna uyuyor. Sabah şehri turluyoruz. Yoğun bir trafik var. Kaos içerisinde düzen. Dışarıdan bakılınca her şey karmakarışık. Ama olayın bir parçası olduğunuzda sistemli işleyen bir bütün var. Katmandu’daki iki camiyi ziyaret ediyoruz. Biri Keşmiri Mescid. Bir külliye, tekke. Tasavvufi bir cemaat. Müezzinle tanışıyoruz. Yarınki bayram namazı için hazırlık yapıyorlar. Tekrar otele dönüyoruz, toparlanıyoruz. Feyzan Ahmed bizi bekliyor. Buluşuyoruz ve Biratnagar’a uçmak için havaalanına gideceğiz. Bayram namazını da orada kılacağız. Katmandu havaalanı iç seferler kısmına geliyoruz. Vergilerimizi ödüyoruz. Biletlerimiz daha önceden alınmış. İç hatlarda özel havayolu şirketleri çalışıyor. Yeti havayolu şirketine ait 30 kişilik bir uçağa alınıyoruz. Uçak konforlu sayılır. Çift pervaneli. Hostes Hint usulü selamlamayla yolcularını karşılıyor. Yolcular istedikleri koltuklara oturuyorlar. Biz de camın kenarına oturuyoruz. Uçak havalanmadan hostes elinde bir tabakla dolaşmaya başlıyor. Tepsinin içinde pamuk ve şeker var. Pamuklar kulağa tıkamak için. Uçak çok gürültülü olacağa benziyor. Feyzan Ahmed ile beraber oturuyoruz. Feyzan Ahmed, şekerlerden bir avuç alıp cebine koyuyor. Bana dönerek yarın bayram namazından sonra çocuklara dağıtırız diyor. Uçağımız, karları hiç eksik olmayan Himalaya- Everest dağlarını soluna alarak uçuyor. Dağların zirvesini bu uçakla aşmak mümkün değil. Yüksek dağ silsilesinin Nepal vadisine doğru uzanan küçük dağların ve tepelerin üzerinde uçuyoruz. Nepal üç coğrafi bölgeden oluşuyor. Himalayalardan oluşan yüksek dağ silsilesi, onun altında yer alan küçük dağlar ve tepeler. Buralarda genellikle Budist köylüler yer alıyor. Ve düzlük arazilerden oluşan ova kısmı en küçük dağların bitiminden başlayıp Hindistan sınırına kadar devam ediyor. Uçağımız 45 dk. sonra Biratnagar havaalanına iniyor. Bir taksiye binip İslami Sang’in buradaki merkez binasına geliyoruz. Bizleri kapıda güler yüzlü insanlar karşılıyor, selamlaşıyoruz ve kucaklaşıyoruz. Önceden namını duyduğumuz Mürşid de var aralarında. Muhammed Alim de bizi karşılamaya gelmiş. Muhammed, Hindistan’da İslami ilimler okumuş. Yüksek lisansını tamamlamış ve İslami Sang’e bağlı bir okul olan el-Medresetü’l Camia’da öğretmenlik yapıyor. Biraz dinleniyoruz ve ikindi namazı için yakınımızda bulunan bir camiye gidiyoruz. Camiye ‘Küçük Mescid’ diyorlar. Şehir merkezinde daha büyük bir cami olduğu için bu isimle anılıyor. Küçük Cami’de merkezleri Hindistan ve Pakistan’da bulunan Müslüman bir cemaat olan Diyobendiler daha yoğunlukta. İkindi namazından sonra imam cemaate dönerek 3-5 hadisi Urduca tercümesinden okuyor. Sabah namazından sonra da tefsir dersi yapıyormuş. Vaaz ve hutbelerde Urduca kullanıyor. Cemaatin tamamı Urducayı din dili olarak anlıyor. Kendi aralarında konuştukları Nepalce dili Hintçe ve Urducanın karışımından meydana gelmiş. Medresetü’l Camia ismindeki okulu ziyaret ediyoruz. Okulu bayram dolayısıyla tatil etmişler. Yine de kalan öğrenciler var. Okulun toplam 300 öğrencisi var. 100’ü burada yatılı kalıyor. Yoksulluk ve yoksunluk diz boyu. Birkaç öğrenciyle konuşuyoruz. Okulda temel dini bilgiler de veriliyor. Diploması henüz kabul edilmiyor. Yeni hükümetle birlikte durumlarının düzeleceğine inanıyorlar. Yeni hükümet 7 ay önce iş başına gelmiş. Yıllarca süren gerilla hareketi sonucu kralı devirmeyi başarmışlar. Kral ülkeyi terk etmiş. İktidara yeni gelenler, Nepal’deki tüm çevrelerle etnik ve dini ayrım yapmadan görüşüyorlarmış. Hatta yeni anayasa çalışmalarında Müslüman kamuoyunun görüş ve taleplerini de almışlar. Müslümanlar yok sayılmaktan kurtulmak istiyorlar. Bunun için de yeni düzende kendilerine bazı hakların tanınmasını talep ediyorlar. Mesela evlenme-boşanma ve miras gibi konularda kendi fıkıhlarıyla amel etmelerini ve bunun tanınmasını bekliyorlar. Birçok talep ve önerilerin yer aldığı taslaklarını ilgili çevrelere bildirmişler. 600 sandalyelik mecliste 17 Müslüman kökenli milletvekili var. Bunlardan ikisi kralı deviren solcu gerillalar içinden geliyormuş, diğerleri de Nepal’in özellikle de güneyde yaşayan Müslüman cemaatlerin müntesipleri. Kendi aralarında bir birlikleri yok. Cemaatçilik ağır basıyor. Hindular hükümetin laikliği resmi olarak benimsemesinden çok rahatsızlık duyuyor. Hatta yer yer taşkınlıklar yapmışlar. Mesela birkaç ay önce Biratnagar’daki mescide bomba koymuşlar üç Müslüman ölmüş. O olaydan sonra mescidin kapısında iki asker daimi olarak nöbet tutuyor. Bize tahsis edilen odada sohbet ederken elektrikler kesiliyor. Her gün belirli aralıklarla elektrikler kesildiği için kaldığımız odayı aydınlatmak için iki ışıldak almışlar. Tüm şehir karanlık içinde kalmış. 4 saat kesinti yapılacak. Merkez binasının 200 kişilik bir toplantı salonu var. Çok amaçlı olarak bu salonu sürekli kullanıyorlar. Yeni hükümetle birlikte ülkedeki Müslümanlar bazı alanlarda rahatlamışlar. Mesela daha önceleri sadece Ramazan bayramı için yılda 1 gün Müslümanlara tatil veriliyormuş. Şimdi ise Ramazan ve Kurban bayramı için toplam 2 gün tüm ülkede tatil ilan edilmiş. Müslümanların Nepal’de kendilerini tanıtmaları ve dini vecibelerini yerine getirmeleri için çok önemli bir fırsat. Yatsı namazından sonra bölgenin ileri gelen Müslüman tacirlerden Cavid İraki’nin dükkanındayız. Irak kökenli olduğunu söylüyor. Ama dedeleri Hindistan’dan buraya göç etmişler. Hindistan’da dericilikle uğraşanlara bir zamanlar Iraki deniliyormuş. Muhtemelen deri ticareti o zamanlar onların elindeymiş. Cahid Bey buradaki Müslümanların sayılı zenginlerinden. Oğlu Ahmed’le yol arkadaşım Hüseyin koyu bir sohbete dalıyor. Çok güzel İngilizce konuşuyor. Sel felaketinde zarar görmüş aileler için battaniye bakıyoruz. Sağlam bir şey olsun istiyoruz. Beğendiğimiz battaniyeler için pazarlık yapıyoruz. Toplam 800–1000 arasında battaniye satın alıp dağıtmayı düşünüyoruz. Nepal’deki tüm Müslümanlar adına, devlet nezdinde dini konularda herhangi bir temsilci veya müftü yok. Müslümanların farklı cemaatler halinde varlıklarını sürdürmeleri nedeniyle yakın bir zamanda bu konuda bir ilerlemenin olacağı görünmüyor. Ancak Müslümanlar Ramazan hilalini gözetleme ve bayram günlerini bekleme konusunda bir araya gelmişler, ortaklaşa hareket ediyorlar. Ortaklaşa tespit ettikleri Ramazan ve kurban bayramlarının gününü hükümete bildiriyorlar, hükümet de bu günleri resmi tatil ilan ediyor. İslami Sang sağlık, eğitim, yayın faaliyeti, yardım, mescid yapımı ve din görevlisi istihdam etme gibi konularda faaliyet yürütüyor. Bu güne kadar 50 mescid inşa etmiş ve bu mescitlerden 14 tanesinde din görevlisi istihdam etmektedir. İslam Kalkınma Bankası’ndan aldıkları destekle Sunsari denilen bölgede büyük bir hastane inşa etmişler ve Şubat 2009 tarihinde faaliyete geçirmeyi düşünüyorlar. Hira isimli bir organizasyonla eğitim alanında faaliyet sürdüren kuruluş, öğrenci sayısı 100–1000 arasında değişen ilk ve orta öğretim düzeyinde eğitim veren toplam 11 okulu idare ediyor. Eğitim alanında kurdukları Hira kurumu devlet tarafından resmen tanınıyor. 3 ayda bir çıkardıkları bir dergileri ve Nepalce’ye tercüme ettikleri ve yayınladıkları 20’ye yakın dini kitapları var. Battaniyeleri satın aldıktan sonra Cavid İraki bizi arabasıyla kaldığımız misafirhaneye bırakıyor. Nepalli bir Müslüman, annesine bizim için yemek hazırlatmış. Evinde ağırlayacaktı ama biz gecikince ve fazla yemek yemediğimiz bilgisini alınca hazırlattığı yemekleri kaldığımız yere getiriyor. Kendisine ve yemekleri hazırlayan annesine teşekkür ediyoruz. Yanımızda getirdiğimiz hediyelerden veriyoruz. Yemekte pirinç pilavı, tavuk ve salata var. Pirinç pilavı tuzsuz ve yağsız. Salata iri kıyılmış domates, turp, limon ve salatalıktan ibaret. Limonlar ceviz büyüklüğünde, yeşil kabuklu. Evde yapılmış avuç içi büyüklüğünde yufka ekmek de var sofrada. Yanımızda getirdiğimiz konservelerden birini de sofraya koyuyoruz. Feyzan Ahmed barbunya pilakiyi çok seviyor. Yemeği yedikten sonra sabah namazı vaktinde buluşmak ve bayram namazı için namazgaha hareket etmek üzere istirahata çekiliyoruz. Akşam kaldığımız misafirhaneye Asıf isimli bir genç geliyor ve tanışıyoruz. Asıf bir yıl öncesine kadar Hinduizm’e mensupmuş. Tüm aile Hindu. Bir yıl önce Müslüman olmuş. İslamiyeti seçmesinin nedeni olarak İslam dinindeki tevhid ve adalet olgusunun olduğunu söylüyor. Hinduizm’deki kast sisteminin ve tapınılan yüzlerce nesnenin kendisini küçüklükten beri rahatsız ettiğini ekliyor. İslam dininin sahip olduğu tevhid ve adalet anlayışıyla, Hinduizm’deki bu karmaşık ve adil olmayan inanç biçimini ortadan kaldırdığına ve insanı mutlu ettiğine inanıyor. Üniversiteyi bitirmiş ve bir okulda çalışıyor. Babası ölmüş. Annesi Müslüman olmasına karşı çıkmamış ama Dubai’de işçi olarak çalışan ağabeyi kendisini çok eleştiriyormuş. Körfez ülkelerinde çalışan birçok Hindu var. Bunlardan bazıları oralardaki Müslümanlardan etkilenerek ihtida ediyorlarmış ancak Nepal’e döndüklerinde Müslüman kimliklerini koruyabilecekleri ortamları bulamadıkları için tekrar Hinduizm’e geri dönüyorlarmış. İslami Sang genel merkezinde bulunan kütüphaneyi inceliyoruz. Toplam 10 raflık kütüphanede bulunan eserler Urduca. Mevdudi’nin, Seyyid Kutub’un, Ebu’l- Kelam Azad’ın tefsirleri ve Şah Veliyullah Dihlevi’nin Hüccetü’l Baliğa isimli kitabı göze çarpıyor. Ebu’l Kelam’ın tefsiri dört cilt. Mü’minun Suresi’ne kadar yapılmış bir tefsir. İlk cildi Türkçeye de çevrilmiş olan Fatiha Suresi’nin tefsirine ayrılmış. Ebu’l-Kelam’ın Hindistan’daki mücadelesini konuşuyoruz. Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılmasına karşı olduğunu söylüyoruz. Feyzan Ahmed üstadın bu görüşüne katılmadığını, çünkü Pakistan Müslümanlarının ayakları üzerinde durduğunu, kendilerine ait bağımsız bir devletlerinin olduğunu, oysaki Hindistan Müslümanlarının özgür olmadıklarını ve Hindular tarafından sürekli baskı altında tutulduklarını söylüyor. Ayrıca Ebu’l Kelam’ın ölümünden 30 yıl sonra açılmasını istediği bir notta, Gandi’yle birlikte hareket etmesinin yanlış olduğunu, o dönem beraber çalıştığı Hindu liderlerin daha sonraları sözlerinde durmadıklarını ve onlarla beraber hareket ettiği için pişmanlık duyduğunu belirten ifadeler yer alıyormuş. Bu bilgilerin doğru olup olmadığını bilmiyorum ve tahkik etme imkânı bulamadım. Namazgâhta Altı bin Kişiyle Bayram Namazı 9 Aralık 2008 Salı günü Nepal’de Bayramın birinci günü. Sabah namazı için uyanıyoruz. Caddeler cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolu. Erkenden kalkmışlar ve yolda oyun oynuyorlar. Kadınlar ve erkekler hep birlikte sabah namazı için camiye gidiyor. Misafirhanemizin bulunduğu Biratnagar, Nepal’in ikinci büyük şehri. Nüfusu 200 bin civarında. Şehir çok bakımsız. Günde 5–6 saat karanlığa gömülüyor. Buraya 50 km uzaklıktaki Butaha’ya hareket edeceğiz. Bu bölgede yaklaşık olarak 20 bin Müslüman yaşıyor. Bayram namazını burada kılacağız. Bu bölgenin genel adı Kashi. Butaha, bölgenin en çok Müslüman nüfusu barındıran şehri. Yerel saat ile saat 09:15’te bayram namazının kılınacağını öğreniyoruz. Bir buçuk saatlik bir yolculuktan sonra Kashi’ye ulaşıyoruz. Burası Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları bir şehir. Hindu köyler de var. Müslümanlarla iç içe yaşıyorlar. Hindu kadınları alınlarındaki kırmızı noktadan anlıyoruz.
İlk önce Camiatü’l-İslamiyye Okulu’na uğruyoruz. Bizi yetkililer karşılıyor, selamlaşıyoruz. Ardından bayram namazı için namazgâha gidiyoruz. Güneş 06.30’da doğdu. Bayram namazı için 9:15 saati belirlenmiş. Civar köylerde yaşayan Müslümanlar akın akın namaza geliyor. Namazgâh yaklaşık on dönümlük bir arazi. Etrafı duvarlarla çevrili ve kıblegahında betondan bir mihrab yapılmış, mikrofon tesisatı kurulmuş. Namaz öncesi dini sohbet yapılıyor. Bizden de konuşmamızı istiyorlar. Kısa bir selamlama konuşmasını Arapça olarak yapıyorum ve konuşmam imam tarafından Urducaya çevriliyor. Tüm Müslümanlar Urduca biliyor, dini literatürün tamamı da Urduca. Selamlama konuşmamızın ardından bayram namazı tarif ediliyor ve namaza duruyoruz. Namazı müteakiben imam kurban hakkında bir hutbe irad ediyor. Hutbe bittikten sonra Nepalli Müslümanlar etrafımızı kuşatıyor. Kucaklaşıyoruz. Dudaklarımızdan ‘iyd mübarek’ sözcükleri dökülüyor. İslam kardeşliğinin tüm farkları ortadan kaldırdığına ve aynı duygu seli içinde olduğumuza bir kez daha şahit oluyoruz. Bayrama en çok sevinen çocuklar oluyor. Namazgah çıkışında kurulan pazarda ellerindeki küçük harçlıklarla yiyecek alıyorlar. Yaklaşık 6 bin kişi bayram namazından sonra sokaklara dökülünce kendimizi bir insan selinin içinde buluyoruz. Tekbirler getiriyoruz ve yürüyerek kurbanların kesileceği okulun bahçesine geliyoruz. İlk önce birkaç küçükbaş hayvan kesiliyor. Bizlere tevdi edilen vekaleti, kurbanı kesenlere veriyoruz. Ardından büyükbaş hayvanlar kesiliyor. Etler doğranarak bir yerde toplanıyor. Daha önceden belirlenen aileler ellerinde çantalarla bekliyor ve paylarını alarak gidiyorlar. Bizlere sevinç içinde bakarak bir şeyler mırıldanıyorlar. Dua ettiklerini anlıyoruz. Bizler de çocuklarla ilgileniyoruz. Yanımızda getirdiğimiz şeker ve balonları onlara bayramlık olarak hediye ediyoruz. Küçücük çocukların balonlarını kendimiz şişiriyoruz ve diğer büyük çocukların katılımıyla bir balon şişirme faslı başlıyor. Çocuklar hep bir ağızdan ‘Selam Türkiye’ diye bağırıyorlar. Camiatü’l İslamiye Okulu, İslamic Sang’in Nepal’deki okullarının en büyüğü. 1941 yılında kurulmuş Hindistan Darunnedve’de tahsilini tamamlayan Hacı Muhammed Nur tarafından kurulmuş. M. Nur Ebu Hasan Nedvi’nin öğrencisi. Ülkesine dönerek bu okulun temellerini atmış ve Müslümanları eğitmeye başlamış. Eğer bugün Nepal’deki Müslümanlar dinlerini, geleneklerini, kültürlerini ve kimliklerini koruyarak devam etmişlerse bunda şüphesiz Merhum Muhammed Nur’un büyük katkısı vardır. Bu okuldan mezun olmuş, yüksek tahsilini 1960’lı yıllarda Medine’de tamamlamış ve ülkesine dönerek mezun olduğu okulda öğretmenlik yapmış, ardından emekliye ayrlmış Muhammed Medeni ile tanışıyoruz. Bizleri evine davet ediyor. Vaktimiz olursa uğrayacağımızı söylüyoruz. Medine’de okuduğu yıllar Türkiye’den öğrenci arkadaşlarının olduğunu söylüyor ama isimlerini hatırlamıyor. Camiatü’l İslamiye sadece bir okul değil aynı zamanda Müslümanları her türlü dini ve kültürel alanda bilgilendiren ve sorunlarına çözümler getiren bir ilim-irfan yuvası. 2500 öğrencisi var. Bunlardan 1000 tanesi kız öğrenci. Okulun tamamı büyük bir kampus içinde, öğrencilerin bir kısmı yatılı kalıyor. Bunlardan 100 kadarı yetim öğrenci. 50 öğretmeni ve idarecisi, toplam beş civarında da hizmetlisi var. Öğretmenlerin maaşları ve öğrencilerin masrafları İslami Sang tarafından karşılanıyor. Hocaların bir kısmı Hindistan’da, bir kısmı da Suudi Arabistan’da yüksek dini tahsillerini tamamlamış. Aralarındaki bariz anlayış farklılığı kendini gösteriyor. Suud’da tahsilini tamamlamış olan Arif Hüseyin her şeye kategorik olarak bakıyor. Kısa zamanda kaynaşıyoruz. Kelam ilminde doktora yaptığımı öğrenince Kelami konular üzerinde derin sohbetler yapıyoruz. Kelam ilmi okumamış ve bu ilme de karşı. İnanç konularının yalın bir şekilde verilmesinden yana. Bu bakış açısıyla ilk önce insanlar arasındaki farklılıkları görüyor. Bu farklılıkları da kesin bir dille şirk kapsamına alarak eleştiriyor. Müslümanların azınlıkta oldukları bu ülkede farklılıklar yerine benzerlikler üzerinde yoğunlaşması gerektiğini söylüyorum ama karşı çıkıyor. Hindistan’dan mezun olanlar daha müsamahalı davranıyor. Bu müsamahakâr yapıları davranışlarına da yansıyor. Camiatü’l İslamiye Okulu bünyesinde anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve iki yıllık bir enstitü bulunuyor. Tüm kademelerde Kuran öğretiliyor. Arapça, hadis, fıkıh, akaid, tefsir, siyer ve İslam Tarihi derslerinin yanı sıra matematik, fizik, kimya, geometri, biyoloji, beden eğitimi, Urduca, Nepalce ve İngilizce dersleri de müfredat içerisinde yer alıyor. İslam Kalkınma Bankası tarafından finanse edilen hastane de bu bölgede bulunuyor. Civarda hastane yok. Açıldığında bölgede yaşayan tüm insanlara etnik ve dini ayrım yapmadan hizmet verecek olan 40 yatak kapasiteli hastanenin yanında küçük de bir mescid inşa edilmiş. Hastaneden dönerken Suud’da tahsilini tamamlamış olan okul öğretmenlerinden Arif Hüseyin, güzergâhımızda bulunan evine davet ediyor. Evi çevresindekilere göre iyi. Bölgenin köklü ailelerinden birine mensup. Evinde oturuyoruz. Küçük çocukları hemen yanımıza geliyor. Çok sıcakkanlılar. O yaştaki diğer çocuklar bizden çekiniyorlardı. Bunlar ise hiç çekinmeden yanımıza sokuluyorlar. Yörenin örfünü âdetini bilmediğimiz için başlarını okşamakla ve bize ikram edilen meyvelerden onlara yedirmekle yetiniyoruz. Kurban kesim işleminden sonra bizim için yemek yapmak istediklerini söylüyorlar. İstemiyoruz ama ısrar ediyorlar. Biz de mümkünse baharatsız bir şekilde biraz et pişirebileceklerini söylüyoruz. Yaklaşık iki saat sonra büyük bir tabak içinde kemiklerle iri kıyılmış kavurma ve esmer pirinçten yapılmış pilav geliyor. Et taze olduğundan tam pişmemiş. Çevremizdekilere ikram etmekle yetiniyoruz. Gezdiğimiz bölgelerdeki araziler çok geniş ve tarıma elverişli. İklim yazın 25–40, kışın 14–25 derece arasında değişiyormuş. Yılda üç kez ürün alınabiliyormuş. Genellikle şekerkamışı, buğday ve pirinç ekiliyor. Yer yer bambu ağaçları, muz ve Hindistan cevizi de yetiştiriliyor. Hayvancılık yaygın. Genellikle keçi, inek ve manda yetiştirilen hayvanlar arasında yer alıyor. Hemen her yerde kaz, ördek ve tavuk da göze çarpıyor. Hindular ineği kesmiyor ve kesilmesine de karşı çıkıyorlar. Sadece sütünden faydalanıyorlar ve genelde domuz eti yiyorlar. Budistler ineğe herhangi bir kutsallık atfetmedikleri gibi etini de yiyorlar. Müslümanlar, Hinduların tepkisinden kaçınmak için kurbanlık hayvan olarak ineği tercih etmiyorlar, bunun yerine keçi, bufalo ve manda kesiyorlar. Tarlaları öküzle sürüyorlar ve ayrıca öküz arabalarıyla da taşımacılık yapıyorlar. Taşımacılığın başlıca araçları 3 tekerlekli bisikletler. Traktör yok denecek kadar az. Bir buçuk kilo Çelik Tencere Bayramın birinci günü ikindi namazını kıldıktan sonra bölgedeki insanlarla vedalaşarak ayrılıyoruz. Biratnagar’a dönmek üzere yola çıkıyoruz. Çok hüzünlü bir vedalaşma oluyor. Herkes dua ediyor ve bizi unutmayın diyorlar. Dönüş yolu çok kalabalık ve yollar çok dar. Hindu şoförümüz arabayı çok hızlı kullanıyor.
Bir taraftan Nepal müziği dinlerken çevremizi de şaşkın ve dikkatli bakışlarla gözlemliyoruz. Biratnagar’a girdiğimizde hava kararmış ve şehir zifiri karanlık içinde. Elektrik kesintisi uygulanıyor. Kaldığımız misafirhaneye yanımızdaki el fenerlerinin yardımıyla giriyoruz ve yoğun geçen günün yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz. Sabah kahvaltısı yapmamıştık ve öğlen yemeği de damak tadımıza uygun olmadığı için fazla yiyememiştik. Bisküviyle günü geçirmeye çalışmıştık ama açlık kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Yol arkadaşım Hüseyin Bey çok tedbirli gelmiş. Konservenin yanı sıra makarna ve hazır çorba da getirmiş. Misafirlerimiz de var ve onlara makarna ve çorbadan oluşan bir menüyle ziyafet vermek istiyoruz. Hüseyin Bey, makarnayı sebzeli pişirmek istiyor ve bunun için alışveriş yapmak üzere Nepalli arkadaşlarla birlikte alışverişe çıkıyor. Bu arada elektrikler de geldi ve neşemiz oldukça yerinde. Hüseyin Bey’e alışverişe çıkmadan önce mutfağı bir gör diyorum. Mutfağa bakıyor ve tencereleri beğenmiyor. Kullanılabilir bulmuyor. İlk önce bir dükkâna gidip 1,5 kilo tencere alıyor. Evet tam 1,5 kilo ağırlığında iki çelik tencere. Kiloyla satıyorlarmış ve toplam 7 dolar ödemiş. Hüseyin Bey tencerelerin birinde çorba diğerinde sebzeli makarna pişiriyor. Gerçekten lezzetli. Misafirlerimizle birlikte afiyetle yiyoruz. Misafirlerimiz bu kadar kısa zamanda yemeklerin hazırlanmasına şaşırıyorlar ve yemekleri lezzetli bulduklarını söylüyorlar. Misafirlerimiz ayrılıyor. Erkenden yatmaya çalışıyoruz çünkü ertesi gün üç ayrı yerde kurban kesimine iştirak edeceğiz. Yakınlardaki bir Hindu mabedinde yükselen müzikli ayinin gürültüsü rahatsız edici boyutlara ulaşıyor ve uyumamızı engelliyor. En Büyük Kurban Organizasyonu Katahari Bölgesinde 10 Aralık 2008 Çarşamba günü sabah erkenden yola çıkıyoruz. Bugün yoğun bir gün geçireceğiz. Çünkü üç ayrı bölgede kesilen kurban yerlerini inceleyeceğiz. İlk önce Biratnagar’daki Şemsiye Mahallesi’ndeki kurban yerine gidiyoruz. Burada 10 küçükbaş hayvan kesiliyor. Bu kurban etlerinin 300 aileye dağıtılacağını duyunca şaşırıyoruz. Küçükbaş bir hayvanın kemikleri, sakatatı ve kellesi dahil 15–20 kg ancak gelir. Yani aile başına yarım kg et düşecek. Çocuklar başımıza üşüşüyor. Bizden fotoğraflarını çekmemizi istiyorlar. Kendilerine şeker, balon ve oyuncak dağıtıyoruz. İkinci kesim yeri olan Katahari bölgesine ulaşıyoruz. Buradaki organizasyon daha büyük. 20 büyükbaş hayvan kesiliyor. Organizasyonu beğeniyoruz. Bu etlerin daha önceden tespit edilmiş 1200 aileye dağıtılacağını öğreniyoruz. Bir kısmı da kurbanların bahçesinde kesildiği okulda yatılı kalan öğrencilere ayrılacak. Bu öğrenciler kırsal bölgelerde ve dağlarda yaşayan fakir Müslümanların çocukları. Oralarda cami vb. kurumlar olmadığı için dini bilgi ve kültür yok denecek kadar az. Sadece şekilsel olarak Müslüman olduklarını biliyorlar ama dini tanımıyorlar. Buralarda yaşayan çocuklar bu okulda dini eğitim görüp köylerine geri dönüyorlar ve çevrelerini aydınlatıyorlar. Onlardan etkilenen Budist ve Hindu çocuklardan bazıları da bu okula gelerek eğitim görüyor ve İslamiyeti tanıyor. Etlerin bir kısmı da civar köylerde yaşayan fakir ailelere götürülecek. Bunun için de bir araç ayarlamışlar. Fakir olan Budist ve Hindu ailelere de et verip vermediklerini soruyoruz. Kendilerine kurban eti verilmiyor ama evlere çağırılıp onlara ikram ediliyormuş. Kurban kesim yerinde başını çocukların çektiği büyük bir kalabalık var. Çocuklara balon ve şeker dağıtıyoruz, çok seviniyorlar. Çok küçük olan çocuklar ne olup bittiğini şaşkınlık içinde izliyorlar. Buradaki okulun binası yetmiyor. Yeni inşaat için arsaları küçük. Yandaki araziyi almak için çalışıyorlar. Şimdiki okul binasını bağışlayan Hüseyin Bey de bizi karşılamaya gelmiş. Bize illaki bir şeyler ikram etmek için ısrar ediyor. Size meyve suyu getireyim diyor. Nereden alacağını sorduğumuzda gidip biraz uzaktaki dükkândan diyor. Hayır deyip vazgeçiriyoruz. Ama o bir şeyler ikram etmede ısrar ediyor ve sütlü çay getiriyor. Çok şekerli ve doğal keçi sütü kokuyor. İçmek zorunda kalıyoruz. Bayramın ikinci günü kurbanların kesildiği üçüncü bölge olan Bukraha’ya intikal ediyoruz. 20 bin nüfuslu bir bölge. Burada üç cami bir mescid var. Bir de merkeze yakın bir yerde 3–4 dönümden oluşan bir namazgâh var. Nepalli Müslümanlar bu namazgâhlara “İydgah” diyorlar. 2000 kişiyle bayram namazı kılmışlar. Kurbanlar bu bölgede Camiatü’l İslamiye Okulu’nun bahçesinde kesiliyor. Okul büyük bir eğitim kompleksinden oluşuyor. Çok büyük bir bahçesi var. 2008 Haziran ayında meydana gelen sel felaketinden zarar gören ve evlerini kaybeden aileler için bu bahçede çadırlar kurulmuş. Okulun bir kısmı Hira Eğitim Kurumları’na bağlı olan Camiatü’l Muhsinat ismiyle kız öğrencilere eğitim veriyor. 250 öğrencisi var. Bunların yarısı burada yatılı kalıyor. Yatakhane için ayrı bir bina yok. Gündüz ders yaptıkları sınıflarda kalıyorlar. Onlar için bir pansiyon inşaatının temelleri kazılmış ama henüz inşaata başlanmamış. Bu pansiyonun masraflarının bir kısmını Dünya Müslüman Gençlik Teşkilatı karşılıyormuş. Diğer masraflar için ise yardım talebinde bulunuyorlar. Okulun erkek bölümünde ise 150’si yatılı olmak üzere toplam 1000 öğrenci eğitim görüyor. Okulun idareci ve öğretmenleri mükemmel bir organizasyon yapmışlar. Biz diğer kurban kesim bölgelerini dolaştığımız için geç kaldığımızdan dolayı biz oraya intikal etmeden kurban kesimini başlatmışlar. Geri kalanlara biz de iştirak ediyoruz. Bu bölge Çin ile Hindistan’a sınır. Her iki ülkeye de geçiş var. Okul idarecilerinden birini Türkistanlılara benzetiyorum ve bunu kendisine söylüyorum. Gülüyor ve büyük dedelerinin uzun yıllar önce buraya göç ettiğini söylüyor. Okulun öğretmenlerinden Ekrem Bey yüksek dini tahsilini Hindistan Ömerabad’daki Darusselam Üniversitesi’nde tamamlamış. Çok akıcı bir Arapça’yla konuştuğu için hemen anlaşıyoruz. Okulun eğitim müfredatı hakkında uzun uzun sohbet ediyoruz. Çok donanımlı bir insan. Yine okulun öğretmenlerinden Tayyip Hüseyin bir şair. Muhammed İkbal’in birçok şiiri ezberinde. Kendisi de Urduca şiir yazıyormuş. Hindu Kirparam’ dan Müslüman Abdulhadi’ye Bizi karşılayan ve organizasyonda yardımcı olarak bulunan, iki ay önce Müslüman olmuş bir Hindu var. Adı Kirparam Takur olan bu kişi Müslüman olduktan sonra Abdulhadi ismini almış. 60 yaşındaki Abdulhadi, Unicef’in yardım kampanyasında görevli iken yolu bu okula uğramış. Okulun bahçesinde kurulan çadırlarda kalan sel felaketi mağdurlarıyla ilgilenmekle görevliymiş ve okulun öğretmenleriyle tanışmış. Kendisiyle Kuran’ı Kerim’den bazı ayetler okuyarak sohbet etmişler. Bu konuşmalardan etkilenerek Müslüman olmaya karar vermiş. ‘Buradaki Müslümanlardan değil Kuran’dan etkilenerek Müslüman oldum ve çok mutluyum’ diyor. Eşi hariç yakın akrabalarından Müslüman olduğunu gizliyormuş. ‘Eşimle İslam üzerine uzun uzun konuşuyorum, onun da yakında inşallah Müslüman olmasını sağlayacağım’ diyor. Çok mutlu ve huzur verici bir yüz ifadesi var. Okulun bahçesindeki küçük mescid cemaate yetmiyor. Arsalarını almışlar, projesini çizmişler ve inşaat için yardım talep ediyorlar. Projelerini ve yardım taleplerini İHH’ ya iletmek üzere bize veriyorlar. Bu bölgedeki kurban kesim ve dağıtım işlemi tamamlandıktan sonra vedalaşıp ayrılıyoruz. Tamamı Müslüman Olan Şirin Bir Köy Biratnagar’a dönüş yolumuz üzerinde bulunan Sunsari bölgesinde yer alan Narsing 3 isimli şirin bir köye uğruyoruz. Köyün tamamı Müslüman. Burada da 5 derslikten oluşan Medresetü’l Furkan isimli bir ilköğretim okulu var. Okul üç çevre duvarı ve çatıdan ibaret. Sınıflar arasına henüz duvar örülmemiş, kapı ve pencereleri yok. Bu yıl eğitime başlamışlar. Hem okul inşaatı hem de eğitim aynı anda sürüyor. Okulun 8 öğretmeni ve 300 öğrencisi var.okulun arsasının alınmasına ve inşaatının yapılmasına Muhammed Emin isimli zat öncülük etmiş ve şimdi hacca gitmiş. Oğlu Muhammed Ezheri bizi karşılıyor. Dubai’de çalışıyormuş ve biraz Arapça bildiği için anlaşıyoruz. Köylüler ve öğrenciler etrafımıza toplanıyor, hediyelerini dağıtıyoruz. Bize çay ve meyve ikram ediyorlar. Aralarında Dr. İsrail de var. Dr. İsrail, Bukhara’daki bir hastanede çalışıyor. Kendisiyle yöre insanının sağlık sorunları hakkında konuşuyoruz. Mide hastalıklarının çok yaygın olduğunu ve bunun da aşırı baharat tüketiminden kaynaklandığını söylüyor. Bebek ve çocuklarda sıtma hastalığı yaygın olarak görülüyormuş. Köydeki ziyaretimizi tamamladıktan sonra Biratnagar’a hareket ediyoruz. Yol güzergahlarında pazarlar kurulmuş, trafik çok yoğun. Öğrenciler okullarından evlerine dönüyor. Öğrencilerin çoğu bisikletle okula gidip geliyor. Akşam namazı vakti şehre giriyoruz. Yine bir çok semtte elektrik kesintisi var. Biratnagar şehrinin en büyük camisi olan Ebu Bekir Camii’nde akşam namazı kılıyoruz. Namazdan sonra daha önce tanıştığımız Camid Iraki isimli işadamı bizi akşam yemeğine davet ediyor. Yemeği ofis olarak kullandığı mekanda veriyor. Bizden başka Kuveyt’teki bir sağlık yardımı kuruluşundan Nepal’e ziyarete gelen iki Kuveytli var. Onlar da sağlık alanında dünyanın bir çok yerindeki insanlara hizmet götürüyorlarmış. Beraber sohbet ediyoruz. Camid Iraki damak tadımıza uygun yemekler hazırlatmış. Üç gündür ilk kez bu kadar yemek yiyoruz. Kendisine bu nezaketinden dolayı teşekkür edip ayrılıyoruz. Sel Felaketinin Yaşandığı Bölge 11 Aralık 2008 Perşembe günü sel felaketinin yaşandığı bölgeye hareket etmek için hazırlanıyoruz. Battaniyeleri yükleyeceğimiz arabayı bekliyoruz. Arabamız gelince yola çıkıyoruz. Haziran ayında yaşanan sel felaketinin vurduğu bölgeye gidiyoruz. Sel Kosi nehrinin yatağını değiştirmiş ve binlerce dönüm araziyi kumlar altında bırakarak çölleştirmiş. 50 bine yakın aile bu sel felaketinin mağduru olmuş. Yer yer suların yüksekliği iki metreyi bulmuş. Nehir, selle birlikte genişlemiş olan yatağında coşkun bir şekilde akıyor. Nehrin ötesinde kalan bölgeye sadece sallarla ulaşılabiliyor. Bölgenin başkent Katmandu’yla ve en yakın şehir olan Biratnagar’la kara ulaşımının yapıldığı yol ve köprüler sular altında kalmış. Nehrin kenarını mesken tutanlar selin sürükleyip getirdiği ve verimli tarlaları kum tarlasına dönüştürdüğü bu bölgede sefalet içerisinde yaşıyor. Bu arazilerin tekrar ekilip biçilmesi ve eski verimine kavuşması için 10 yıl geçmesi gerekiyor. Tabi insanlar o zamana kadar ayakta kalır ve tarlalarının yerini bulabilirlerse tekrar eski günlerine kavuşacaklar. Durum öyle gösteriyor ki bu bölgenin yeniden kadastroya tabi tutulması gerekecek. Nehrin kenarında fazla zaman kaybetmemek ve akşam 17.00’da başkent Katmandu’ya gidecek olan uçağa yetişmek için çadır kamplarına doğru yol alıyoruz. İlk geldiğimiz kamp yerinde insanlar bizi bekliyor. Kendilerine battaniye dağıtacağımız insanlar önceden belirlenmiş ve isim listesi çıkarılmış. Battaniyeleri dağıtmadan önce benden birkaç söz söylememi istiyorlar. Toplanan insanlara ne diyeceğimi bilemiyorum. Kısa bir selamlama konuşması yapıyor, Türkiye’den getirdiğimiz bu mütevazi yardımı kabul etmelerini istirham ediyorum. Erkek ve çocuklardan oluşan bu kalabalığın gözlerinin içine bakmaya gönlüm elvermiyor ve beni hıçkırık basıyor. Konuşamıyorum çünkü bu anda ve içinde yaşadığımız bu durumda sözün hiçbir anlamı yoktur. Söz bitmiştir ve onlara geceleyin yatarken üşümemeleri için sadece birer battaniye verebiliyoruz. Teker teker isimleri okunuyor. Kadınlar meydana gelmemiş ve bambu ağaçlarıyla ve hasırla yapılmış kulübe ve çadırlarında bizi hüzünlü gözlerle izliyor. Selin çorak bir araziye çevirdiği bu tarlalar bölgenin en verimli arazileriymiş. Yılda üç kez ürün veriyormuş. Selin şüphesiz en büyük mağdurları çocuklar. Çocuklardan kimi tamamen kimi de yarı çıplak ve hiçbirinin ayağında ayakkabı yok. Hemen etrafımıza toplanıyor ve kendilerine yanımızda getirdiğimiz son hediyeleri veriyoruz. Bayramın bu üçüncü gününde biraz da olsa yüzleri gülüyor. Küçük erkek çocukların bazıları tamamen çıplak. Bellerinde göbek altına sarkmış ve üzerinde kırmızı bir boncuk bulunan siyah bir ip var. Bunun bir anlamının olup olmadığını soruyoruz. Nazarlık diyorlar. Kendi kendilerine bu şartlar altında ve belki de dünyanın en yoksul ve sağlıksız ortamında yaşamlarını sürdüren bu masum çocuklara değecek olan nazar olmaz olsun diyorum. Battaniye dağıtım işlerini iki ayrı yerde daha sürdürüyoruz. Her yerde aynı manzarayla karşılaşıyoruz. İHH’ nın bölgede işbirliği yaptığı kuruluş, kurban kesiminde olduğu gibi battaniye dağıtım işini de mükemmel organize etmiş. Çocuklardan bazılarıyla konuşmaya çalışıyoruz tercüman aracılığıyla. Hiçbir şeyimiz yok, sel hepsinin alıp götürdü, okulumuz da sular altında kaldığı için eğitimimiz de aksadı diyorlar. Okul dedikleri de kapısı, penceresi ve çoğunlukla da sırası olmayan derme çatma baraka ve kulübeler. Dönüş yolunda yine sel felaketine maruz kalmış bir köyde Nepalli bir Müslüman yolumuzu çeviriyor ve yemek yemeden sizi bırakmam diyor. Organizasyonumuzu gerçekleştiren ve Katmandu’daki ailesini terk ederek üç gün boyunca yanımızdan ayrılmayan Nepal İslami Sang genel sekreteri Feyzan Ahmed’le tanışan bu genç Müslümanın felaketten zarar görmemiş olan evine misafir oluyoruz. Evi tuğladan yapılmış ve iki odadan oluşuyor. Evin önündeki avluda oturuyoruz. Hazırladığı yemeklerden ve meyvelerden oluşan sofrasını hemen kuruyor çocuklarının yardımıyla. Biz sadece elma ve mandalina yiyebiliyoruz. Bizim için nerden tedarik ettiğini bilmediğimiz bir litre şişe suyu almış. Sabahtan beri su içmediğimiz için kana kana içip susuzluğumuzu gideriyoruz. Yanımıza yemek için aldığımız konserve ve bisküviden oluşan nevalemizi bu aileye ikram ederek vedalaşıyoruz. Hindistan Sınırında Bulunduğumuz bölge Nepal’in en doğu bölgesinde yer alıyor. Hindistan yanı başımızda. Cep telefonlarımız Hindistan GSM şirketi üzerinde bize bağlantı imkânı veriyor. Buradaki sel önüne gelen her şeyi sürükleyip Hindistan topraklarına götürmüş ve orada da büyük felaketlere sebep olmuş. Bizi başkente götürecek olan uçak yerel saatle 17.00’da olduğu için hemen yola çıkıyoruz ve saat 16.30’da havaalanında olmaya çalışıyoruz. Havaalanına vardığımızda Biratnagar’daki mihmanhanede (misafirhane için kullandıkları farsça bir kelime) ziyaretimize gelen ve tanışıp kaynaştığımız gençlerden ikisinin bizi uğurlamaya geldiklerini görüyoruz ve çok duygulanıyoruz. Uçağımız henüz Katmandu’dan gelmemiş ve oradaki havaalanında yoğun sis yüzünden geç gelecekmiş. Gençlerle vedalaşıp onları uğurluyoruz. Yanımızdan üç gün boyunca ayrılmayan Muhammed Alim de var. Ona beklememesini, çok yorulduğunu, bayramda annesine bile uğramadığını söyleyip gitmesini istiyoruz ama gitmiyor ve bekliyor. Başlık Parası Kız Evinden ve Erkek Evi Naz Evi Muhammed Alim, Cemiatü’l Islah el-İslamiye’den mezun olmuş ve Hindistan’da yüksek dini tahsilini tamamladıktan sonra Nepal İslami Sang’in Katmandu’daki merkezinde çalışan 25 yaşında bir genç. Sürekli gülümsüyor ve çok beyefendi bir insan. Babası ölmüş ve henüz bekâr. ‘Niçin evlenmiyorsun?’ diye sorduğumuzda sadece gülmekle yetiniyor. Feyzan Ahmed’e onu evlendirmesini söylüyoruz o da ‘İnşallah’ diyor ve bize; ‘Ona baskı yapın ikna edin gerisi kolay’ diyor. Söz Alim’in evliliğinden açılmışken Nepal’deki evlilik adetleri üzerine koyu bir sohbete dalıyoruz. Salonda uçağı bekleyenler arasında yeni evli olduklarını tahmin ettiğimiz Hindu bir çift sohbetimizin görüntüsünü tamamlıyor. Gelin baştan aşağı kırmızı tüllerden oluşan ve rengârenk takılarla süslenmiş bir gelinlik giymiş ve başı öne eğik bir şekilde mahcup mahcup oturuyor. Damat her türlü çiçeğin üzerinde bulunduğu ve kalınca bir gerdanlığı andıran bir çelenkle ortalıkta dolaşıyor. Yol arkadaşım Hüseyin dayanamayıp yanlarına gidiyor ve fotoğraf çekmek için ailesinden izin istiyor. Damadın annesi olduğunu tahmin ettiğimiz ağır makyajlı hanımefendi tamam, olur anlamına gelen bir şekilde başını sallıyor ve gülüyor. Hüseyin damadı gelinin yanına oturtuyor ve fotoğraflarını çekiyor. Nepal’deki evlilik adetleri Hindu kültürünü olduğu gibi yansıtıyor. Kız evi gözüne kestirdiği damat adayına talip oluyormuş ve iş evlenmeye kadar gelince damada yüklü bir başlık parası veriliyormuş. Eğer damat iş güç sahibi, hele hele memur ise bu başlık parası katlanarak artıyormuş. Böyle bir durumda birkaç kızı olan aileler çok sıkıntı çekiyormuş ve ellerindeki tarlalara varıncaya kadar satıyormuş. Bunları öğrenince Muhammed Alim’in evlilik konusunda niçin bu kadar nazlandığını anlıyoruz. Anlaşılan burada kız evi değil de damat adayının evi naz evi oluyor. Saat 17:00’da kalkması gereken uçağımız nihayet geliyor ve iki saat gecikmeyle uçağa doğru hareket ederken Muhammed Alim ile vedalaşıyoruz. Feyzan Ahmed bizimle birlikte başkente geliyor. Nepal’deki iç hatlarda sefer düzenleyen birçok özel havayolu şirketi var. Uçakların tamamı 30 kişilik. Kulaklarımıza pamuk tıkadıktan sonra kemerlerimizi bağlıyoruz ve uçağın hareket etmesiyle havalanması bir oluyor. Daha önceden yerimizi ayırdığımız otele yerleşiyoruz. Dört günlük yorgunluğumuzu biraz giderdikten sonra konserve ve bisküviden oluşan nevalemizle akşam yemeğini geçiştiriyoruz. Üç gündür ekmek yüzü görmedik. Burada her öğün pirinç yendiği için ekmeğe fazla ihtiyaç duyulmuyor herhalde. Bayramın ilk günü İHH’ nın İstanbul genel merkezindeki basın birimine gönderilmesi gereken görüntüleri bulunduğumuz bölgedeki imkânsızlıklar yüzünden ancak Nepal’deki bayramın üçüncü günü gönderebiliyoruz. Dünyanın Çatısı Nepal’in Bugünkü Durumu Çin ile Hindistan arasına sıkışmış bir kara ülkesi olan Nepal’in nüfusu 2005 yılının temmuz ayında yapılan sayımda 27 milyon olarak tespit edilmiş. Himalaya dağ silsilesi ve 8848 metreyle dünyanın en yüksek dağı olan Everest bu ülkenin sınırları içinde yer almaktadır. Ülkenin başlıca geçim kaynağı tarım. Çok verimli arazilere sahip olan bu ülkede yetiştirilen tarım ürünlerinin başında pirinç, şeker kamışı ve buğday gelmektedir. Nüfusunun % 80’i tarımla uğraşıyor. Bir yıl öncesine kadar dünyanın tek Hindu krallığı olan Nepal’de halkın büyük çoğunluğunu Hindular oluşturmaktadır. Hinduların yanı sıra Budistler ve Müslümanlar yaşıyor. Müslümanların sayısı bir milyon civarında ve ülkenin değişik bölgelerinde Hindu ve Budistlerle dağınık bir şekilde yaşıyorlar. Moğolca, Urduca ve Sanskritçe konuşulan başlıca diller arasında yer alıyor. ‘Anavatan cennetten bile kutsaldır’ sloganını benimseyen Nepal, gerçekten de cenneti andıran coğrafyasıyla maalesef dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer almaktadır. Kişi başına düşen milli gelir 240 dolar civarında. Nepal 1990 yılına kadar mutlak monarşi ile yönetilmiş. Maocuların ülkede demokratik bir halk cumhuriyeti kurmak için gerilla hareketi başlatmasıyla ülke bir iç savaşa sürüklenmiş 1994 yılının şubat ayında Prens Dipendra’nın, aralarında kral ve kraliçenin de bulunduğu kraliyet ailesinin 11 ferdini katlederek intihar etmesinin ardından öldürülen kralın kardeşi Gyanendra yeni kral olmuş. Maocuların isyanını bastırmak isteyen yeni kral hükümeti geçici olarak feshederek olağan üstü hal ilan etmiş. Bu durumun çözüm olmadığını gören kral, birçok hükümetler atamış ve ülke istikrarsızlıktan kurtulamamış. Maocular başkent Katmandu’yu kuşatınca kraliyet tüm desteğini yitirmiş ve yeniden olağanüstü hal ilan edilmiş. Şubat 2006’da yapılan yerel seçimleri boykot eden ülkenin büyük siyasi partileri krala karşı topluca mücadele etmişler ve aynı yıl parlamento yeniden toplanarak başbakan atanmış. Parlamento kralın başta yasaları onaylama olmak üzere tüm yetkilerini kısıtlamış. Hükümet, Maocularla görüşmeler başlatarak sert bir şekilde uygulanan terörle mücadele yasasını kaldırmış ve birçok Maocu gerillayı serbest bırakmış. Böylece yıllarca süren ve 1300 insanın ölümüne sebep olan iç savaş da bitmiş. Nisan 2008 yılında aralarında Maocular, Nepal Kongre Partisi ve Nepal Komünist Partisi’nin bulunduğu yeni anayasa meclisi oluşturulmuş. Bu meclisin ezici çoğunluğu Maoculardan oluşmaktadır. 600 sandalyelik anayasa meclisinde Müslümanlar 17 vekille temsil ediliyor. Bunlardan ikisi komünistlerle hareket ederken diğerleri de değişik partilere mensup ve aralarında bir söz birliği yok. Krallığa son verip Federal Demokratik Nepal Cumhuriyeti olarak ülkenin ismini değiştiren meclis, yeni anayasa çalışmalarını sürdürüyor ve toplumun tüm kesimlerini memnun edecek bir metin oluşturmaya çalışıyor. Nepal’deki Müslümanlar adil bir şekilde mecliste temsil edilmediklerini düşünüyor. Yeni anayasada haklarının verilmesini ve anayasal güvence altına alınmasını istiyorlar. Hindistan’daki Müslümanlara verilen hakların kendilerine de verilmesini istiyorlar ve ezici çoğunluk olan Hindular karşısında dinlerini, kültürlerini ve kimliklerini koruyacak bir yapının oluşması için ilgili çevrelerle temaslarını sürdürüyorlar. Müslüman Esnaf ve Hindu Çırağı 12 Aralık 2008 Cuma erken saatte otelden ayrılıp Katmandu’nun merkezine gidiyoruz. Öğlene kadar dolaşacağız. Cuma namazı kılıp İslami Sang’in genel merkezine uğrayacağız. Katmandu’nun dar sokaklarında büyük bir hareketlilik var. Ara sokakların birinden bir müzik sesi yükseliyor. Oraya doğru yöneliyoruz. Bir pankart açılmış. 10 kişiden oluşan bir bando takımı ve etrafından 20 civarında kadınlı erkekli insanlar yürüyor. Taksiyi durdurup fotoğraf çekiyoruz. Taksi şoförüne ne yaptıklarını sorduğumuzda; ‘Bunlar Hindu, bugün onlar için kutsal gün ve ayin yapıyorlar’ diyor. Neden açıklama ihtiyacı duyduğunu anlayamadık ama şoförümüz, ‘Ben Budistim’ diye ekliyor. Biz de ‘Tibet, Dalay Lama’ diyoruz. Çok seviniyor, başıyla bizi onaylıyor. Kalabalık bir caddede inip yürümeye başlıyoruz. Caddede turistik eşya satan mağazalar yer alıyor. Bizi turist sananlar bir şeyler satmaya çalışıyor. Rastgele bir dükkâna giriyoruz. Hediyelik eşya bakıyoruz. Dükkan sahibinin ataları Keşmir’den oraya göç etmiş. Bir Müslüman olduğunu dükkânda asılı duran bir ayeti kerimenin yazılı olduğu tablodan anlıyoruz. 12-13 yaşlarındaki çırağı aldığımız hediyeleri paketlerken dükkan sahibine onun Müslüman olup olmadığı soruyoruz. Çırak hemen ‘I’m a little Müslim’ (ben biraz Müslüman’ım) diye cevap veriyor. Keşmirî Camii ve Dervişler Cuma namazı için Keşmiri Camii’ni soruyoruz. Dükkân sahibi kendisinin de orada namaz kılacağını ve beraber gidebileceğimizi söylüyor. Beraberce camiye giriyoruz. Caminin büyük bir müştemilatı var. Üç kattan oluşan bir tekke görünümünde. 14. yüzyılda Keşmir’den gelen Seyyid Miskin ve Seyyid Gıyasuddin isimli iki derviş tarafından bu tekke kurulmuş. Tekkenin yerini dönemin Nepal kralı bağışlamış. O günden bugüne kalan sadece iki türbe. Binanın diğer tüm kısımları yakın zamanlarda inşa edildiği görünümü veriyor. Cuma hutbesi Arapça olarak okunuyor. Hitabet gücü yüksek, etkileyici ve akıcı bir şekilde konuşan bir hatip dinliyoruz. Cumadan sonra merak edip kendisiyle tanışıyorum. Şeyh Ali Manzur el-Ezheri adındaki bu genç hatip Ezher Üniversitesi’nden mezun olmuş ve bu camide imam-hatiplik yapıyormuş. Caminin Nepal’deki en büyük cami olduğunu söylüyor. Cuma günleri 10 bine yakın Müslüman burada namaz kılıyormuş. Bu Cuma, cemaatin az olmasının sebebi Müslümanların bayram içim memleketlerine gitmeleriymiş. İmam, bize kısa bir fasıl tebliğ yapıyor. Bu camiyi inşa eden Keşmirli sufîlerin bir kerametini şöyle anlatıyor: Nepal Kralının Beyaz Fili ve Dervişlerin Kerameti 600 yıl önce Keşmir’den yola çıkan Seyyid Miskin ve Seyyid Gıyasuddin gelip buraya yerleşmişler. O zamanlar Nepal kralının beyaz bir fili kaybolmuş. Kralın askerleri her tarafta fili arıyorlarmış. Askerler yine bir gün fili ararken bu iki dervişle karşılaşmışlar ve onlara kralın filini görüp görmediklerini sormuşlar. Dervişlerden biri filin yerini biliyorum demiş. Askerler heyecanla nerede olduğunu sorunca kralın kullandığı kadehin içinde demiş. Askerler kendileriyle alay edildiğini düşünerek bu dervişi azarlamışlar ama derviş sözlerini ısrarla sürdürmüş. Derken askerlerin kalbine bir şüphe düşmüş ve durumu krala bildirmişler. Kral duyunca kendisiyle alay ettiklerini söyleyerek öfkelenmiş. Ama askerler dervişin doğru söylediğini savunmuş. Kral kadehi eline alıp evirip çeviriyormuş ama bir türlü beyaz filini göremiyormuş. Askerlerine o dervişi saraya getirmelerini emretmiş. Derviş, saraya kralın ayağına gitmeyi kabul etmeyince kral çar naçar onların ayağına gitmiş. Derviş, kralın yanında hemen bir keramet izhar edip kadehi yere doğru eğmiş ve koskoca beyaz bir fil ortaya çıkıvermiş. Kral dehşet içinde kalarak; ‘Siz kimsiniz? Siz beşer değilsiniz, siz meleksiniz’ deyince dervişler de; ‘Hayır, biz insanız, Hz. Muhammed isimli peygamberin ümmetindeniz’ demişler. Kral onlara; ‘Dileyin benden ne dilerseniz’ demiş. Dervişin biri; ‘Senden namaz seccademin yeri kadar bir toprak parçası istiyorum’ diye cevap vermiş. Kral; ‘Size daha fazlasını veririm’ demiş. Onlar seccadelerini koyacak bir yer istemede ısrarcı olunca Kral isteklerini kabul etmiş. Derviş seccadesini yere koyunca tekkenin bulunduğu yerden 4 km. ötedeki adalet sarayına kadar olan büyük bir alanı kaplamış. ‘İşte bu da şeyhimizin bir diğer kerameti’ diye ekliyor Ezherli hocamız. Ezherli hoca Vahhabilerden çok şikâyetçi. Kadiri olduğunu söylüyor. Tekkede Kadiriler ile Nakşîler iç içe diye de ekliyor. Kendisi gibi düşünmeyen herkese Vahhabi diyor ve Nepal’deki diğer tüm Müslümanları şiddetli bir dil ile eleştirmeye başlıyor. ‘Dervişin yüreği geniş olmalı tüm Müslümanları kucaklamasını bilmeli’ diyorum ama fayda etmiyor. Vahhabi olmadığımı ama türbeye secde eden insanlar gördüğümü, bunun yanlış olduğunu, Ezher’de eğitim görmüş bir insan olarak bu yanlışları düzeltmesi gerektiğini söylüyorum. ‘Doğru, o hareketler yanlış’ diyerek beni onaylıyor. Kur’an-ı Kerim’in Nepalce Meali Keşmiri Camii’nden ayrılarak yan tarafta bulunan İslami Sang’in Genel Merkezine gidiyoruz. Teşkilatın idarecileriyle buluşuyoruz. İHH tarafından kendilerine takdim edilmek üzere bize emanet edilen plaketi veriyoruz ve yaptıkları güzel organizasyon için teşekkür ediyoruz. Onlar da bizim için hazırladıkları teşekkür belgelerini takdim ediyorlar. Nepaldeki Müslümanların genel durumu hakkında buradaki yetkililerle sohbet ediyoruz. Yeni hükümet, Müslümanların Nepal ulusal televizyonunda 15 dk. dinlerini tanıtmaları için yayın yapma hakkı vermiş. İslami Sang, bu yayınla yetinmiyor ve seslerini daha fazla duyurmak için paket programlar hazırlayarak özel televizyonlarda ücret karşılığında yayınlamak için bir proje hazırlamışlar. Bizler de kurban parası dışında yanımızda getirdiğimiz yardım parasından 2000 doların bu projede kullanılması için bağışlıyoruz. Ayrıca bu yardım fonundan 800 doların da Kur’an-ı Kerim’in Nepalce mealinin ikinci baskısında harcanmak üzere İslami Sang’in yetkililerine teslim edip makbuzlarımızı alıyoruz. Kuran’ı ilk defa Nepalce’ye çeviren Alauddin Ensari’yle genel merkezdeki kütüphanede sohbet ediyoruz. Ensari, İslami Sang’in Hira Eğitim Kurumları’na bağlı olan Camiatü’l İslahi’l İslami medresesini bitirdikten sonra Hindistan’da yüksek dini tahsil yapmış. Pakistan’da yüksek lisansını bitirmiş ve Nepal’e dönerek eğitim-öğretim faaliyetlerinde aktif rol almış. Ensari’nin yanında 15 yıl önce dini olan Brahmanizm’i terk ederek Müslüman olan İrfan Pokrel de var. Nepal Dili ve Edebiyatı alanında tahsilini tamamladığı için mealin tashihiyle uğraşmış. Ensari meal serüvenini şöyle anlatıyor: ‘Nepal’deki tüm dini grupların Nepalce yazılmış metinleri var. Kuran-ı Kerim evrensel bir kitaptır ve tüm insanlara gönderilmiştir. Nepallilerin de bu kitabı okuması ve anlaması gerekir. Bunun için tam beş yıl meal üzerinde çalıştım. Arapça ve Urduca tüm ana tefsir kaynaklarından yararlandım. Özellikle de Seyyid Kutub ve Mevdudi’nin tefsirlerini kullandım. Mealin yanında kısa açıklamalar da ekledim. Yaptığım çalışmayı başta Hindistan’daki âlimler olmak üzere birçok insana gönderdim. Onların görüşlerini aldım. Son kontrolünü beş kişilik bir âlimler heyeti yaptı. Kardeşim İrfan Pokrel mealin tashihine çok büyük katkı sağladı. 2008 yılının başlarında mealin birinci baskısını yaptık. 1500 adet basıldı. Şimdi tükenmek üzere ve inşallah ikinci baskısı için hazırlanıyoruz. 31 Mayıs 2008 tarihinde Katmandu’da meali tanıtmak amacıyla büyük bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantıya başta anayasa meclisindeki 17 Müslüman milletvekili, üst düzey resmi yetkililer, Mısır, Pakistan ve Hindistan konsolosları katıldı. Toplantıya yoğun bir ilgi vardı. 1000 kişilik salon tamamen doluydu. Ayrıca gayrimüslimlerden 300 kişi de katılımcılar arasındaydı. Hindu ve Budistlerden meale büyük bir ilgi var. İslam dininin kutsal kitabının Nepalce’ye çevrilmesi ve buna vesile olmam beni çok mutlu ediyor.’ Ensari’yle sohbetimiz bitince bizden izi istiyor. 800 km otobüs yolculuğu yapacakmış. Ertesi gün sabah meali hakkında bir konferans verecek. Akşam yemeğini Anatolia Restorant’ta yiyoruz. Yine momo yiyoruz. Restorant’ı çalıştıran ve aynı zamanda Türkiye’deki girişimciler aracılığıyla Nepal’de açılan okulların genel müdürüyle sohbet ediyoruz. 8 yıldan beri burada yaşıyormuş. Buradaki okulların büyük çoğunluğu özel sektöre aitmiş. Devletin eğitimdeki rolü çok azmış. Mesela 2,5 milyonluk Katmandu’da bine yakın özel okul varmış. Daha önceleri batılılar özel izinle burada bir çok özel okul kurmuşlar ama genelde yabancıların okul kurmaları yasakmış. Onlar da okullarını Nepalli bir Müslümanın kurduğu şirket bünyesinde açmışlar. Yeni hükümetle temasları sürüyormuş. İzin çıkarsa özel Türk okulları kurmak için faaliyete geçeceklermiş. Katmandu’nun sokak ve caddelerini akşam karanlığında biraz daha dolaştıktan sonra kaldığımız otele dönüyoruz. Televizyonu açıyorum. Dubai televizyonundan milyonlarca dolar harcanarak düzenlenen Dubai film festivalinin başladığı haberini izliyorum. İnsanların günlük bir dolara muhtaç oldukları Nepal insanı için her gün yoksulluğun ızdırabı yaşanıyor. Kurban kesilen ve sel felaketine uğrayan bölgelerdeki çocukların o bakışları ve yüz ifadeleriyle dalıp gidiyorum. Katmandu’daki Hindu ve Budist Tapınakları Nepal’in büyük çoğunluğunu oluşturan Hinduların sosyal yaşamlarını fazlaca gözlemleme fırsatını bulamadık. Ancak günümüzün bir kısmını buradaki en eski Hindu ve Budist Tapınaklarına ayırdık. Katmadu’daki en eski Hindu tapınaklarından biri olan Paşupatinat’ı ziyaret ediyoruz. Tapınağın dışında bir düğün alayı var. İçeri giriyoruz. Görkemli bir yapı. Maymunlar yer yer harabeye dönmüş ek binalarda ve ana meydanlarda kendilerine verilecek yiyecek bekliyor. Biri yerdeki terliği alıp duvarın üstüne kaçırıyor. Mabedin ibadet yapılan kısmına bizi almıyorlar. Önce ayakkabıları çıkardığımız için yalın ayak ortada kalıyoruz. Hindu olmayan giremiyormuş. Mabedin bulunduğu büyük bahçenin üst taraflarında bir meydan ve kapıları meydana açılan salonlar var. Yeni evli damat ve gelin meydanın girişindeki alana oturmuşlar. Hindu rahip gelinin sol yanında oturmuş bir vaziyette ellerini öne doğru uzatarak göğüs hizasında birleştirmiş bir şekilde bir şeyler okuyor. Önlerinde 2 metrekare bir alan içine yayılmış mumlar, tütsüler, ağaç yaprakları, pirinç taneleri, her türden ve renkten baharatlar var. Buranın ardından Katmandu’daki en büyük eski Budist mabedi olan Swayambunath’ı geziyoruz. Yüzlerce merdiveni nefes nefese tırmanıyoruz ve Katmandu’ya yukarıdan bakan bir tepenin üzerine kurulmuş görkemli tapınağa ulaşıyoruz. Her taraf Buda’nın heykelleriyle dolu. Büyük küçük tüm heykellerin önünde mumlar yakılıyor. Özellikle batılı turistler, manevi bir vecd içinde yapılan ayinlere iştirak etmeye çalışıyorlar. Mutlaka metafizik açlık çekiyorlardır. Mabedin çevresi mum ve hediyelik eşya satıcıları ile kucağındaki birkaç aylık bebekleriyle dilenen insanlarla dolu. Bir grup öğrencinin tapınağa gelmeleriyle çıkmaları bir oluyor. Güvercinler tapınağın çatılarında uçuşurken, maymunlar da ziyaretçilerin kendilerine vereceği yiyecekleri bekliyor. Biri bisküvi, biri muz, bir diğeri de kendisine verilen mandalinayı usulüne uygun soyup dilim dilim yiyor. Katmandu’daki son günümüzde, buraya geldiğimiz gün bizleri karşılayan Tecemmüül İslam isimli genç rehberlik yapıyor. Ayrılma vaktimiz yaklaştığında vedalaşıyoruz ve oteldeki eşyalarımızı alıp havaalanına doğru gidiyoruz. Bahreyn aktarmalı Gulf Air’a ait uçağı bekliyoruz. Bayramdan bir gün önce Nepal’de başlayan ziyaretimiz bayramdan bir gün sonra son buluyor. Bir Pazar gününün çok erken saatlerinde İstanbul’a ulaşıyoruz. İstanbul semalarında sabah ezanları okunuyor. Bu makale 4,147 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |