Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
10 Şubat 2012, Cuma
 DÖVİZ KURLARI : 
Salih Selçuk
Salih Selçuk
İyimserlik katsayısı, 'güven endeksi', ve global kriz
Salih Selçuk
İyimserliğin 'günümüz ekonomisi' için ne kadar önemli olduğu yeni yeni anlaşılıyor

İyimserlik katsayısı, 'güven endeksi', ve global kriz

İyimserliğin 'günümüz ekonomisi' için ne kadar önemli olduğu yeni yeni anlaşılıyor. Modern kapitalist anlamda “Ekonomi” sahici bir bilim olsaydı, W. Bush'un önce Afganistan'a, sonra da Irak'a saldırısının, her türlü teamül ve uluslararası anlaşmayı çiğnemesinin iyimserliği vuracağı da anlaşılırdı. Ama çok daha kötüsü oldu, Bush Afgan ve Irak direnişine yenildi. (Yenilgisi, savaşı artık finanse edememesiyle ilgilidir) Bu noktada sadece iyimserlik değil, ekonominin ve finans dünyasının (altın endeksinin Nixon tarafından kaldırıldığı) 1971'den bu yana temel endeksi olan 'Güven endeksi' de sarsıldı. Sanal/fiktif (hayali) kapitalin sürdürülemez boyutlarda şiştiği ve sönerek hükmünü yitirmeye başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Tek bir örnek: 'Citigroup'un değeri, iki yılda 250 milyar Dolar eridi.' (Milliyet, 25 Kasım 2008)

Sistemin garantörü ABD'nin ve prestijinin yaşamsal önemde olduğu, ekonomi “bilimi” tarafından maalesef anlaşılamadı. Anlaşılmış olsaydı, zırt-pırt arızalanan ve her arızası bir öncekine göre daha derin olan global sistemi değiştirmekten başka kalıcı/temel çözümün olmadığı da anlaşılabilirdi. İyimserlik, bunun giderek anlaşılmasıyla ilgili bir durumdur. Çünkü, çok daha kötü yeni krizlere mahal vermeden, yapıcı ve yaratıcı çözümlerle kriz sarmalından çıkılabileceğine olan özgüven artmaktadır.

Şimdi iyimserlik/güven, hükümetler ve medya tarafından tehlikeli bir biçimde yanlış yorumlanıyor. Bunun baş sorumlusu da, bir ay sonrası konusunda bile her birinin ayrı telden çaldığı ekonomi “bilimci”leridir. İyimserlik, “mezarlıkta ıslık çalmak”, “susmak” veya “polyannacılık”la olmaz. Ekonominin düzelmesi için her türlü eleştirinin susması, 'kapitalizm' sözünün gene mümkün olduğunca ağızlara alınmaması ve iyimser (?) olunması gerektiğini düşünenler, insanlığın intihar mekanizmasına hizmet ediyorlar. İyimserliği ve özgüveni aşındıran asıl tehlike, kapitalizme ısrarla SONUNA KADAR kapılanmak ve onun ötesini düşünmeyi reddetmektir. “Çağdaş ekonomi bilimi”nin ufku, kapitalizmle sınırlıdır ve bu durum, yakın gelecek için büyük bir tehlike oluşturmaktadır -çünkü kapitalizmin sürdürülemez bir sistem olduğu, “ekonomistler” dışında matematikçiler, çevre bilimcileri, jeologlar, fizikçiler ve daha niceleri tarafından hergün sayısız makale ve kitapla yeniden kanıtlanıyor.

İyimser olunca tüm sorunların kendiliğinden, “piyasanın görünmez eli” tarafından çözüleceğini sananlar, buna inananlar var. O “El”in daha önceki yüzyıllarda varolup olmadığıyla, ne ölçüde etkili olduğuyla ilgilenmiyorlar. Ekonominin insanların ruh haline neden bu kadar çok, (tayin edici ölçüde) bağlı/bağımlı olduğunu da merak etmiyorlar. Bu garip “irrasyonel” durumun/durumların, maddeden başka kuş tanımayan bir düzende nasıl olup da olduğuyla ilgilenmiyorlar! Üstelik bu absürd durumun, henüz otuz küsür yıldır böylesi aküt ve tehlikeli bir hal arzettiği de işleri değil. 2007'den beri sallanan finans piyasalarının bağlı olduğu 'Güven endeksi'nin -hatta kapitalist sistemin- nasıl işlediği konusunda “bilim”in kafası karışık. Her ekonomist başka birşey söylüyor. Bildiğimiz bilim, belli temel veriler ortadaysa, aynı sonuca ulaşmayı gerektirmez mi?

Asıl iyimserlik, 'günümüz ekonomisinin' nasıl işlediğinin ve ne olduğunun bilincinde olmanın da ötesinde, insanların moraline/havaya göre değişmeyen, zırt-pırt çökmeyen bir ekonomi kurulabileceğine inanmakla ilgili bir ruh hali olmalıdır. İyimserlik, kötü zamanda lazımdır ve en kötü ihtimalin bile sarsamadığı, gözünü budaktan esirgemeyen cesur ve mert bir yana sahiptir. Tatlısu iyimserliği zoru görünce önce paniğe kapılır, sonra yelkenleri indirip teslim olan bir depresyona dönüşür. Tatlısu iyimserliği korkak ve miyoptur. Sırf bir süreliğine kimsenin moralini bozmamak adına gerçeklerle yüzleşmez. Düşünmemeyi, rüzgara göre, günlük durum ve vaziyete göre yelken kırmayı tercih eder. Ama o rüzgarlar dindi. Şimdi Alanya'da hortum oluyor. Yazları Afrika'dan gelen kene hastalıklarıyla uğraşılıyor, yani bambaşka bir zaman kalitesinde yaşıyoruz. Klasik asprin tedavisinden ve konjonktürel kriz teorilerinden fazlasına ihtiyaç var.

Yaklaşık otuz yıldan beri durmadan büyüyen spekülasyon ve kredi balonu, dünya ekonomisinin esas dinamiğini oluşturuyor. Reel ekonomiye yatırım yapmak fazla kâr getirmediğinden sermaye finans piyasalarına kayıyor. Borç almak, borç vermek ve bu arada elde edilen spekülatif “kazanç” üzerinden dönen, bu tür pratiklarin belkemiğini oluşturduğu bir ekonomi sözkonusu. Sadece tüketiciler değil, devletler de sürekli borçlanıyorlar, faaliyetlerini borçsuz döndürmekte zorlanıyorlar.

Kriz, bir ‘aşırı sermaye birikimi’ sorunudur. Kısacası: Piyasalarda, dünyayı onlarca kez satın alabilecek kadar çok para dolaşmaktadır. Bu “ekonomistler”i düşündürmüyor. Fakat saptamak için matematikçi olmak gerekmediği üzere: sadece bir adet dünya bulunuyor. Öyleyse, bu kadar çok paranın hayali olduğunu ve maddi karşılığının bulunmadığını söyleyebiliriz. Marx’ın daha 1857’de analiz ederek adını ‘fiktif/sanal sermaye’ (fiktives Kapital) koyduğu duygusal/kurgusal/hayali sermaye türü, II. Dünya Savaşı öncesinin neredeyse üçyüz yıllık kapitalizm tarihinde yaşananların hepsinden daha ürkütücü bir krize girmiş bulunmaktadır. Ürkütücüdür, çünkü hayali para miktarı/balonu ve günlük hayatı doğrudan veya dolaylı olarak hayali sermayeye bağlı olan insan sayısı olağanüstü büyüklüktedir. Hatta son otuz yıldır, bu sermaye türünün/balonunun sosyal bir yansıması olarak, adına 'Beyaz Yakalılar' denen yeni bir sosyal tabaka/sınıf da ortaya çıkmıştır. Bu insanları korumak için sistemi aynen sürdürmeye çalışmak, patlayacağını bile bile balonu şişirmeye devam etmekten başka birşey değildir. Balon ne kadar çok şişirilirse, o kadar şiddetli patlar. Mesela taze Amerikan maliye bakanının, krizi aşmak için herkesin daha fazla borçlanmasını önermesi, tam da böyle bir balonu üfleyerek daha da şişirme önerisidir. Allahtan insanlar böyle ucuz bilimsel “ekonomi” teranelerine kanıp borçlanmamaktadırlar.

Sadece kapitalizme bel bağlamaya devam etmek, daha fazla insanın daha kötü bir şekilde sistem tarafından vurulmasına razı olmak anlamına gelmektedir. Kapitalizm, bütün türleriyle “büyüme”ye endekslidir. “Ekonomi” bir bilim dalıysa, ekonomistler oturup, kapitalizmle veya “başka bir tür” (?) kapitalizmle sorunların nasıl aşılıp, iklimleri çökertmeden (en azından bir yirmi yıl daha) mutlu-mesut nasıl yaşanabileceğini biz fanilere kanıtlamak zorundadırlar. Kapitalist bir gelecek bulunmamaktadır, çünkü sanal para balonu, sistemin taşıyabileceği o kritik eşiği aşmıştır. Daha fazla büyümesinin imkanı yoktur. İyimserlik ve güven, artık böyle bir sistemin ve onun düşünsel çerçevesini aşamayan “bilim”inin üzerine inşa edilemez.

Marx tarafından tarif edilmiş sistem mekaniğine göre; ağırlık merkezi spekülasyon, faiz amaçlı kredi ve fiyat dalgalanmaları olan sanal sermaye ile onun reel karşılığı arasındaki fark büyüdükçe, finans krizi olma ihtimali de artar. Otuz yıl öncesine kadar geçerli olan bu 'konjonktürel kriz mekaniği'ne göre sanal sermayenin otuz yıl önce yeniden krize girmesi gerekiyordu. Fakat İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra en geç 1970'li yıllarda olması beklenen büyük finans kriz yaşanmamıştır. Onun yerine, sadece ‘zorunlu büyük kriz’ baskısını hafifleten ve Doğu Bloku’yla (ve Ortadoğu ülkeleriyle vs.) sınırlı kalan bir çöküş yaşanmıştır. Parası pul olan reel sosyalizmin (yani kooperatist kapitalizmin) çöküşü, kapitalizmin hanesine yazılmamıştır. Krizin (liberal) kapitalist bloka sıçramasını önleyen asıl etmen, altın endeksinin kaldırılmış olmasıydı. Paradoks gibi görünen bu duruma göre hayali/sanal sermaye, çökmek yerine (yani reel değerine dönmek yerine), yeni spekülatif mecralara akarak çökmeden çoğalmayı/şişmeyi sürdürebildi. Burada özellikle altı çizilmesi gereken durum şudur: Beklenen büyük kriz önlenmemiştir, sadece ötelenmiştir.

Bu süre zarfında sanal sermaye balonu, reel gerçeklerden tamamen uzaklaşarak tarihte hiç olmadığı kadar şişip uçmuştur. Ne kadar şiştiğini anlamak için: Robert Kurz'un tahminlerine göre şu anda dünyada dolaşan uluslarötesi paranın yaklaşık yüzde doksanyedisi, reel olmayan spekülatif sermayedir ('Das Weltkapital' Berlin 2005, s.234). Burada en rahatsız edici gerçek, sanal sermayenin -konjonktürel çöküşü ertelense de- önünde sonunda reel değerlere dönmek zorunda oluğudur.

Ücretli çalışanların ürettiği mal ve/veya hizmetlerin, maliyetinden daha fazlaya satılması sonucu ortaya çıkan (üretime bağlı) artı değer birikimi, reel sermayeyi oluşturur. Dünyada reel sermayenin üretilmesinde temel rolü oynayanlar hâlâ işçilerdir (ve köylülerdir). Sanal sermaye ise 'kapitalist çalışma ve üretim sistemi' ile değil, spekülasyonla, fiyat dalgalanmalarıyla, faiz almak amacıyla verilmiş kredilerle vs. oluşur. Bu yüzden de duygusaldır ve güvene endekslidir.

Krizin özü, reel ekonominin sanal ekonomiyi artık taşıyamıyor olmasıyla ilgilidir. Reel/sanal dengesinin bozulmasındaki bir diğer etmen de, 1980'lerde yaşanan mikroelektronik devrimin yol açtığı rasyonalleşmedir. Sistemi taşıyan üretici sınıfların (işçi-köylü) sayısı giderek azalmakta, daha az kişiyle daha çok üretim yapılabilmektedir. Temel özelliği, (amacını patronun belirlediği) ücretli iş, bu kapitalizme özgü çalışma sistemi çerçevesinde üretilen somut mal ve hizmetler, onların paraya tahvil edilerek daha pahalıya satılmaları sonucu elde edilen artı değer olan bir sistem için bunun anlamı: Sistemin kendi altını oymasıdır. Son otuz yıllık ertelenen büyük finans krizi süreci, sistemin temellerinin fena halde aşındırmıştır ve taşıdığı yükün de fena halde büyümesini sağlamıştır.

Son çeyrek yüzyıldır sanal sermayenin katlanarak büyümesinin, balonun iyice şişmesinin en önemli nedenleri arasında; özelleştirmelerden gelen paralar ve yüksek faizlerle devlet borçlanmaları en ön sıradadır. Bu paralar, dolaylı olarak tüketime yansıyıp reel ekonomiyi de canlandırdığından, motoru sanal sermaye olan neoliberalizmin temel politikaları arasında yeraldılar. Şimdi devletler, aynı politikaların bir devamı olarak, hızla eriyip sönen sanal sermayeye garantör oluyorlar ve mevduatlara verdikleri devlet garantisini, mevduatların büyük bölümünü kapsayacak şekilde genişletiyorlar. Maddi karşılığı/değeri olmayan sanal sermayeye garantör olma eğilimindeler. Garantörlük, garantör olunan kişilerin borçlarını ödeyememesi halinde, o borçları ödemek anlamına geliyor. Bu “operasyonlar”ın ana fikri, “kriz nasıl olsa atlatılacak, yani o paralar/borçlar nasıl olsa ödenmeyecek” şeklindedir. Böyle düşünmenin temel dayanağı, devranın aynen devam edeceği varsayımına dayanmaktadır. Yani sanal sermaye balonu -biraz indikten sonra- şişmeye aynen devam edecektir. Devletler de borçları ödemek zorunda kalmayacaklardır.

Burada hiç hesaba katılmayan bir nokta çok önemlidir: Ya devletler garanti ettikleri o dipsiz/sonsuz sanal borçları ödemek zorunda kalırlarsa? Burada devlet olmanın gücü kullanılarak, “Borcumu bir kanunla sıfırlarım olur biter” denemez. Çünkü borç, 'kendi vatandaşına olan borç'tan, 'başka ülkeye olan borç'a çevrilmiş olacaktır. Böyle bir durumda, bu sonsuz miktardaki (sanal sermaye kökenli) alacak-verecek hesabı, devletler arası alacak-verecek hesabına dönüşmüş olacaktır. Bu olay, sanal sermayenin sağ tarafı! Ama, sınırlarötesi global alacak-verecek hesaplarının, uluslarötesi kolay kredi kaydırmaca alanının dışına çıkarak ulusallaşması, büyük bir savaş tehlikesini beraberinde getirmektedir.

Maddi karşılığı olmayan sanal paralar bir şekilde, devlet üzerinden maddi karşılık kazanmış GİBİ olmakta, “gerçeklenmiş”/allanmış/pullanmış olmaktadır. Fakat bu paraların buna rağmen maddi karşılığı yoktur, olamaz. (Olabilmesi için birkaç yeni dünya daha lazımdır!) Devletin yüzmilyarlarca Dolar “yardım” yaparak “piyasaları rahatlatması”, KRİZİ bankalardan/piyasalardan alıp DEVLETLEŞTİRMESİ anlamına geliyor. Yani devlet, hava/cıva (maddi) değerindeki bir durumu, ortalığı bu hale getirenlerden devralmaktadır. Tekrar edelim: Özel firmaların/bankaların borçları -ulusal sınırlar ötesi bir şekilde- bir kurumdan diğerine kaydırılarak geçici de olsa idare edilebiliyor. Bu şekilde krizlerin etkisi azaltılabiliyor ve krizler zamana (daha kolay) yayılabiliyor. Ama devletlerin borçlarını birinden diğerine kaydırmak mümkün değil. Ayrıca bu tür konuların çözülememesi halinde, devletlerin elinde son şans olarak savaş opsiyonu gibi birşey var.

Sürekli ertelenen, faizin faiziyle yükselip duran, üstüne bir de çürük kredilerin garantörlüğü yüklenen borçların ödenme günü gelebilir. Böyle bir duruma en yakın ülke ABD. Amerikan Dolarının giderek dünya parası olma özelliğini yitirmesi, bu ihtimali yükseltiyor. Beş yıl önce ABD'nin asla yenilemeyeceğini söyleyenler, Irak ve Afganistan'da olanlardan sonra susmak zorunda kaldılar. Şimdi de ABD'nin asla çökmeyeceğini söyleyenler, birkaç yıl sonra yutkunup susabilirler. Krizin devletleştirilmesi, (henüz dikkat çekmemekle birlikte) önemli bir savaş potansiyeli taşıyor. Gerçek anlamda iyimser olabilmek için bunları konuşmak ve tabii sanal sermayenin onmaz krizini devlete satmasını engellemek gerekiyor. Maddi temeli olmayan iyimserlik, bu saatten sonra kimseden beklenemez.

Ama sağlam bir iyimserliği inşa etmek, herkesin görevi.

Bu makale 2,006 kez okundu.

YAZARIN SON YAZILARI
» Üretimin ve serbest piyasanın önü açılarak küresel kriz durdurulabilir mi?
» Demokrasisiz ekonomi, ‘Doğrudan demokrasi’ ve halkların mutluluğu
» Globalleşen sistemin kırılganlaşması ve İran’ın manevraları
» Ajanlar, kadınlar, erkekler ve yiten anlamlar meselesi!
» Doğanköy...
» ABD, Çin, İran ve ekonomik krizde savaş konuşmak
» Kriz ve devletlerin zincirleme çöküş mekaniği
» Mutluluğun sosyolojik altyapısı ve mutlu eşitler toplumu
» İdeoloji' denen format ve ideolojileri aşmak
» Berivan'ın hikayesi
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı