|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
![]() Cumhur Özalp
Çözümün anahtarı: MHP-DTP işbirliği
DTP’nin Kürt etnisitesini temsil ettiği bir gerçek. Zaten onlar da bunu gizlemiyor. MHP ise Türk etnisitesini temsil etmiyor, sadece “milli” olan konusunda çok duyarlı. Gerçi MHP ve söylemleri hep etnisite çerçevesinde tanımlandı; karşıt bilincin oluşturulmasında dayanak gösterildi. Ama MHP etnik siyaset yapmıyor; şayet tersi iddia edilse ve bu da doğru olsa bile, bu partinin oy oranları toplum buna prim vermediğini gösteriyor. Dediğimiz gibi, milli değer ve menfaatler konusunda MHP’nin sesini fazla yükseltmesi, bunlara karşı ileri düzeyde duyarlılığından kaynaklanıyor. En azından söylem bazında bu böyle. MHP’yi övüyor değiliz; sadece durum tespiti yapıyoruz. Peki MHP veya başkaları tarafından seslendirilen “millici” söylemlerde bir yanlışlar dizisi yapılmadı mı? Yapıldı. MHP Kürt kökenli insanlarımız için “Kürtler ne kadar Kürtse biz de o kadar Kürt, bizler ne kadar Türksek onlar da o kadar Türktür” şeklinde bir yaklaşım sergiledi, Fakat bu, romantik bir söylem olmaktan öteye geçemedi. Hele şu alt-üst kimlik tartışmaları, Türk’ün üst kimlik olduğu tezi tam bir rezaletti. Bu tezi MHP’li olsun olmasın çok kimse dile getirdi. İş kronikleşti. Dış tahriklerden söz etmiyorum, fikir dünyamızda yaşanan süreçten söz ediyorum. Gerçek neydi? Kürtler Türktü, değildi, alt kimlikti üst kimlikti yargılarını bir tarafa bırakalım; bu insanlarımız kendini “Kürt” diye adlandırıyor mu? Evet. O halde kendini böyle adlandırana zorla başka bir ad veremezsiniz ve onlardan kendilerini sizin istediğiniz adla tanımlamalarını talep edemezsiniz. Bu, tüm insanlar için böyledir. Hele geldiğimiz bu noktada, yaşadığımız bu çağda, bilinçleri değiştirip dönüştüremezsiniz. Tarihsel hikâyeye bakalım… Çanakkale’de, Yemen’de, Kurtuluş Savaşı’nda can veren o mübarek insanlardan mesela Hakkari vilayetinden 20 yaşındaki Hasan kendini “Türk” diye mi tanımlıyordu? Hayır. Onların tek amacı, vatanı korumaktı. Demek ki ortak hikâye, adlandırma ve tanımlama üzerine değil, vatan sevgisi üzerine kurulmuş ve yazılmıştır. Duruşların kronikleştiği bu günlerde yapılması gereken nedir? Sorunun çözümünün anahtarı olacak -dikkat edelim, “çözecek” değil, “anahtar olacak”- asıl aktörler kimlerdir? Cevap: MHP ve DTP… Kilide anahtarı sokup ilk çevirme hamlesinden söz ediyorum… MHP, DTP ile uzun soluklu bir diyalog, görüşme maratonuna başlamalıdır… Bunun için de hiçbir ön şart ileriye sürülmemelidir. DTP’ye karşı hep “PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul edin” denilmektedir. Gerçekten de DTP bunu hiç telaffuz etmemiştir. Acaba bunun nedeni ne olabilir? Ya bu partidekilerin hepsi PKK teröristlerinin silah bırakmış şeklidir, ya da politik zeminleri itibarıyla bunu deme seçenekleri yoktur. Belki de her ikisi… DTP milletvekillerinden bir kısmının terör yanlısı olmadığını görüyoruz. Nitekim bunlardan bazıları satır aralarında böyle bir şey söyleyemeyeceklerini ima etmektedir. Anlıyoruz ki üzerlerinde örgüt baskısı var. Onlar bu baskıyı kaldırma gücüne sahip değiller. Bir varsayımda bulunalım… DTP yarın sabah, tüm dünyaya PKK’nın terör örgütü olduğunu ilan etse ne olur? Terörün toplumsal desteği sona mı erer? Hayır… DTP’ye “illa da PKK’yı terörist ilan et” diyerek işe başlamanın anlamı yok; edemezler. Ama aynı DTP’liler, terör eyleminin sorunun çözüm yolu olmadığını da anlamış durumdalar. Başka bir kanaatimi paylaşayım; uluslar arası güçler Türkiye’yi bölmeyi bir gün başarsalar ve bağımsız bir Kürdistan kursalar, o devlet tam bir diktatörlük, tam bir zulüm devleti olur. Orada kanlı bir egemenlik kavgası başlar. Bunu en iyi Kürtler bilmelidir ve biliyorlardır. Bu iki parti, görüşmeye, “ülkenin birliği ve bütünlüğüne taraf olma” ilkesiyle başlamalıdır. Bu konuda MHP’nin bir sorunu olmadığını biliyoruz; DTP’liler de birlik-bütünlük taraftarı olduklarını ifade etmektedirler. Eğer bu ilkede uzlaşılabilirse, uzun soluklu bir görüşme süreci başlatılabilir. Tüm ön şartlardan arındırılmış, sadece ülkenin birliği-bütünlüğüne taraf olarak, sorunlar her ne ise hepsini masaya yatırmak ve tartışmak kaydıyla! İç barışı pekiştirmeye yönelik bu adımlar, dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin üzerinde oyun oynanmasının önüne geçmekte önemli bir köşe taşı olabilir. Üstelik görüşmeler kamuoyu önünde açık tartışmalar şeklinde yapılır, yumruklar sıkılmaz, sesler yükseltilmezse, bu, MHP’nin inisiyatifi eline alması demek olur. MHP bu adımı pekiştirecek başka neler yapabilir? Mesela Kuzey Irak’a, Barzani’ye, Talabani’ye ve diğer büyük Kürt aşiretlerine, Türkmenlere heyetler gönderebilir… Böyle bir süreç başlarsa sorun çözülür mü? Bilmiyoruz. Ama önemli bir adım atılmış olur. Türk-Kürt kardeşliğinin bu ikili tarafından, basın önünde birlikte ilan edilmesi önemli bir siyasal süreç demek olur. Fikir ve teklif bizden! Gerisi aktörlerin bileceği şey. Gerçekte bunun gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu da biliyorum. Yine de teklifimizi dile getirelim dedik. Son olarak da şu kanaatimizi belirtelim… Şayet bütün bunlar gerçekleşir de ortam yumuşarsa, bu süreci baltalamak isteyen birileri bomba yüklü araç gönderir MHP binasına. Çünkü bu kamburun düzeltilmesi dünyanın egemen güçlerinin işine gelmez. Halbuki Türkiye, bu sorunu çözecek tüm yolları denemeli… Eğer şimdiye kadarki yaklaşımlar sonuç vermemişse, yaklaşım değiştirmekten ne zarar gelir? En kötü olasılıkla, çözümsüzlük devam eder. Unutmayalım, dünya yeniden şekilleniyor. Artık yeni bir dünyada yaşayacağız. İyi de, nasıl bir yerimiz olacak? Bu makale toplam 1549 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||