-
  SON HABERLER
Amerikan Kapitalizminin Sonu mu?
Washington Post
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Amerikan Kapitalizminin Sonu mu?

Büyük Buhran’dan bu yana yaşanan en ağır ekonomik kriz, Amerikan kapitalizmini felakete sürüklüyor. 1930’dan bu yana Amerikan bankaları Amerikan ekonomisinin amiral gemisiydi. Diğer milletlerin Amerikan serbest pazar mali sistemine benzemesi bekleniyor ve bu doğrultuda teşvik ediliyorlardı. Fakat şu an devlet hazinesini tüketen ve Wall Street’i baş aşağı eden pazar karmaşası, hükümetin bankaları devralmasıyla Amerikan mali sisteminin kalbini tehdit ediyor.

Bush yönetimi, bazı bankaların hisselerinin bir kısmının alınarak kısmen millileştirilmesi üzerinde düşünüyor. Hükümetin 700 milyar dolarlık bu müdahalesi ile piyasalarda güven tazelenecek. Finans sektöründe çok az da olsa devlet mülkiyetinin olması, serbest piyasa ekonomisini savunanlara göre Amerikan sisteminin temeliyle ters düşüyor.

Hükümet başka hiçbir seçeneğinin olmadığını düşünebilir. Kapitalizmin can damarı olan kredilerin akışı durdu. Serbest piyasaya dayalı bir ekonominin bu şekilde işlemesi düşünülemez. Hükümetin geriye dön emri banka endüstrisinin de ötesine gidiyor. Hükümet, en iyi düşünceyi piyasanın bildiğine inanılan bir dönemde tasavvur edilemez yollarla vatandaşlarının hayatına girmeye çalışıyor. Son olarak en büyük borç verenlerden Fannie Mae ve Freddie Mac devralınmaları ve AIG’i kurtarma planı ile Amerikan hükümeti on milyonlarca Amerikalıların mortgage kredilerini ve hayat sigortalarını sağlamakla sorumlu hale geldi. Şimdilerde birçok ekonomist, hükümet finansal sistem ağına böyle derinden bağlanırsa serbest piyasanın nasıl devam edebileceğini sorguluyor.

Birleşik Devletler’in küresel ekonomik modelin lideri olduğu belli; olası bir değişim, bütün devletler için hükümetlerin serbest girişimlerini yönlendirirken göz önünde bulundurdukları dengeleri değiştirebilir. Son otuz yıllık dönemde Birleşik Devletler dünyanın çoğunu, özellikle gelişen ülkeleri, hükümetlerin otoritesini finans ve endüstri üzerinden kaldırması gerektiği yönündeki kampanyayla ikna etmeye çalıştı.

Fakat Birleşik Devletler de, kapitalizmin sınırlarına karışmama politikası gereği, ev piyasasını bezdiren kolay kredileri vererek ve Wall Street’in zehirli yatırımlar havuzu yaratması için serbest davranmasına izin vererek küresel ekonomik sistemi bozmakla suçlanıyor. Uzmanlar hükümet tarafından yapılan müdahalenin Washington’un serbest piyasa ekonomisinin hakikat olduğunu yaymak için kullandığı manevi otoritenin yok olmasına yol açacağını söylüyor.

Hükümet, sıkıntı yaşayan bankaların hisselerinin az bir kısmını almayı amaçladığı bir program başlatabilir veya tüm bankacılık sistemine yönelik daha geniş önlemler de alabilir. Her iki durumda da yapılan hareket, Washington’ın Wall Street’in esiri olarak kalacağının delili olarak görülebilir. Örneğin plan, Kongre’de amaçlandığı gibi iştirak şirketlerinin yönetim kurulu başkanlarına verecekleri maaşları kesmek zorunda bırakmayabilir. Fakat eğer plan tutmazsa hükümet daha büyük hisseler almak zorunda da kalabilir.

Colombia Üniversitesi’nden nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “Tüm insanlar bir zamanlar bizim ekonomimizden dolayı bize hayrandı; biz de onlara eğer bizim gibi olmak istiyorlarsa yapmaları gereken şeyin gücü piyasaya devretmek olduğunu söyledik” dedi. “Gelinen noktada şu an hiç kimsenin içinde bulunduğumuz krize yol açan bu tip bir modele saygısı kalmadı. Güvenilirliğimiz hakkındaki sorular arttı. Herkes bizden dolayı ızdırap çektiğini söylüyor.”

Seul’da çoğu kişi Amerikan ölçüsüzlüğünü bir ikaz olarak görüyor. Aynı zamanda Amerika’da yaşanan krizin küresel yayılma etkisi üzerine öfke tırmanıyor. Son birkaç gündür şirketler küresel kredi darlığının yaşandığı sıcak ortamda dolar bulabilmek için uğraşırken Kore para birimi keskin bir düşüş yaşadı.

Güney Kore Ekonomi Bakanı Kang Man-soo “Vadeli işlemler ve yatırım fonları kumarhane gibi” dedi. “Birçok Koreli Amerika’nın nasıl bu kadar güçsüz olabileceğini soruyor.”

Hükümetin birkaç bürokratı ve bazı donkişotvari köşe yazarından başka kimse kapitalizmin ölümü hakkında konuşmuyor. Son yıllarda, özellikle Asya’da, serbest piyasa teorileri yüz milyonlarca insanın yoksulluktan kurtulmasına yardımcı oldu. Fakat Amerikan kapitalizmine karşı kızgınlık artarken, mesela buna zıt olarak, Almanya’nın piyasayı düzenlemeyi şiddetle reddettiğini ve risk almaya saygı duyduğunu belirtmek gerek.

Güney Kore’de hükümetin Amerikan modeline çok yakın tutumlar sergilediğini söyleyen eleştirilerin artması üzerine muhalefet, kamuya ait Kore Kalkınma Bankası’nın özelleştirilmesi konusunda harekete geçti. Güney Kore serbest piyasa ilkelerinden en fazla yararlanan ülkelerden birisi; Kore Savaşı’nın küllerinden ortaya çıkarak dünyanın en büyük ekonomilerinden biri oldular. Güney Kore, çağdışı bir komünist rejim ve otoriter liderlik tarafından iki bacağı bağlanarak yoksullaştırılmış bir ülke olan Kuzey Kore’den kendisini böylelikle ayırmıştır.

Fakat Birleşik Devletler’de başlayan krizin yaygınlaşması küresel boyutta ilerliyor. 1980’lerde Başbakan Margaret Thatcher’in başkan Ronald Reagen ile kapitalizmin vaatlerini ilan ettiği İngiltere’de bu hafta hükümet kötü durumda olan bankacılık sistemini kısmen kamulaştırma kararı aldı. Manş Denizi’nin karşı tarafında düzene yabancı olmayan Avrupalı liderler Washington’da hükümetin gözlemcilerini dünyanın en büyük finans sektöründen gitgide geri çekmesi için toplanıyorlar.

Bir dereceye kadar bu konuşmalar serbest piyasaların teşvikinden sorumlu kurum olan Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından tekrarlanıyor. Bu kurum 1990’larda Asya ve Latin Amerika’da yaşanan krizlerde ekonomik kriz süresince daha az hükümet kontrolünün iyi bir yönetim olduğu yönünde telkinlerde bulunurdu. Şu an ise sistem ve gözetim hususunda duyulan ihtiyaç hakkında söylemlerde bulunuyor.

IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn dün Washington’da yapılan yıllık görüşmeler öncesinde “Açık bir şekilde kriz, gelişmiş ülkelerdeki düzenleyici ve denetsel başarısızlıktan kaynaklanıyor… ve piyasa denetim düzenindeki başarısızlıktan ” dedi.

Strauss-Kahn mali krizin küresel boyuttaki etkisini bir slayt gösterisiyle anlattı. Afrika’daki pekçok ülke, finans piyasalarıyla düşük seviyede entegrasyonu olanlar da dahil, az çalkantıyla kriz havasına hazır.

Kısa bir süre sonra Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick’e gelişmekte olan ülkelerin serbest piyasa modelini benimsemeye devam edip etmeyeceği soruldu. Zoellick, “Bence yaşanan bu şaşırtıcı olaylardan sonra sadece gelişmekte olan ülkelerde değil gelişmiş ülkelerde de insanların kafası karışık” diye cevap verdi.

Birleşik Devletler’in gelişmekte olan ülkelere gücü özel sektöre geçirmeleri ve daha serbest mali pazarlar yaratmaları için yaptığı baskılara rağmen bu ülkelerde mali sistemler hala daha fazla devlet kontrolünde. Bu ülkeler bir süre için bu yola yönelebilirler.

Çin, şu an batıda yaşanan krizin büyümesine yol açmakla suçlanan eski vadeli işlemleri de içeren yabancı yatırımların geniş alanda başlatılması yönündeki Washington ve Wall Street çağrılarına direniyor. Son haftalarda Pekin duruma açıklık getirdi ve karmaşık finansal araçların yayılmasına izin vermeyeceğini söyledi.

Amerikan hükümetinin müdahale atağı ve kriz ortamında hükümetin piyasaların işleyişinden kontrolü kaldırmasının rolü üzerine yaptığı vicdan muhasebesi, özellikle mali piyasada daha kısıtlı serbest girişimin yaşanacağı bu durumun geçici olacağını gösteriyor.

Uluslararası Peterson Ekonomi Enstitüsü yöneticisi C.Fred Bergsten, “Tüm dünyaya bakarsanız, Çin oldukça iyi hareket ediyor, fakat Amerika öyle değil” dedi ve ekledi: “Finans piyasalarında küreselleşmeden kaçışı açıkça görebilirsiniz.”

(Washington Post, 10 Ekim 2008, The End Of American Capitalism?)

Kaynak: ekopolitik.org
Bu makale toplam 1034 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.6600, Satış 1.6850; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0850, Satış 2.1200
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi