- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Çözüm İçin Soru Sormak Şart
24 yıldır mücadele ettiğimiz PKK terörü konusunda, sürecin sağlıklı bir biçimde değerlendirildiği herhangi bir dönemi anımsamıyorum. Yıllarca sorun, güvenlik sorunu olarak değerlendirildi ve soruna ilişkin tüm karar süreçleri, askeri bürokrasiye havale edildi veya edilmek zorunda kalındı. Sürece ilişkin kimi siyasilerin açıklamaları ise Ankara atmosferinde yok sayıldı, görmezden gelindi, tehlikeli bulunarak ilgili siyasiler susturuldu veya oluşturulan baskı atmosferinde kendi kendilerini yalanlamaları sağlandı! Bu tutum ile tam 24 yıl geçti. 24 yılın faturasını, bilenimiz de yok soranımız da yok! İlk kez, bundan bir yıl kadar önce, Osmaniyeli ve Bursalı iki şehidin annelerinin dillendirdiği, “vatan sağ olsun demeyeceğim” sözleriyle, farklı bir sürecin doğacağını umut etmiştik. Bursalı anne; “bugüne kadar eline silah almamış olan oğlumu, sınıra nasıl komutan olarak gönderirsiniz, hangi eğitimi verdiniz de gönderdiniz” gibi soruları ile kaygılarını dillendirmişti. Bu tür çıkışlar ile sürecin sorgulanabileceğini sanmıştık. Ama yanıldık! Vatan için canını feda eden şehitlerin anneleri dahi susturulmuştu. Hatta susturma işlemine “özgür basın” da, gönüllü olarak destek vermişti. (Merak edenler, Çekirgenin o dönemdeki yazılarına bakabilir. Bu arada, şu günlerde sorulan soruları da, “orduyu yıpratmak” şeklinde yorumlayan yalakaların varlığının da farkındayız) Kısacası; soru sormadığımız, bize ezberlettirilen “vatan sağ olsun” sözlerinin arkasına sığındığımız ve olup biteni bizim dışımızda bir olaymış gibi algıladığımız için olay bu hale geldi. Şimdi, Türkiye’nin önünde yeni fırsat var. Tantanacılık yaparak milletin gözünü boyamaya çalışanların oluşturacağı yeni tantanalara izin vermemek için Aktütün Karakoluna yönelik saldırı ve 17 şehit sonrasında oluşan sorgulama atmosferinin arkasından gitmeliyiz. Bari bu şansı kaçırmayalım. Bunun için hep birlikte, bıkmadan usanmadan, sorulması gereken soruları sormalıyız. Yeniden ve yeniden. İşte bazı temel sorular; PKK terör örgütü ile yürütülen mücadele sürecinde, ordunun siyasi iktidarlardan istediği ve buna rağmen karşılanmamış maddi (ekonomik) bir talep var mı? Demokratik açılımlar kapsamında çıkarılan kimi yasal düzenlemelerin PKK ile yürütülen mücadeleyi sınırlandırdığı söylenip duruluyor. Bu konuda istenilen, tam olarak, nedir? Terörle mücadelede, ne tür yasal zorluklar çıkmaktadır? “Gözaltı süresi, operasyon izni…” gibi konuların, terörle mücadele de engel olmadığını hepimiz biliyoruz. Daha somut ifadeler ve gerekçelerle, ne talep ediliyor? Terörle mücadeleye ilişkin tüm süreçlerin, millet ve temsilcilerinden gizlendiği bilinmektedir. “Onlar konuşur, biz bildiğimizi yaparız” ifadesiyle açıklanabilecek bu tutumun, ülkemizi nerelere getirdiği görülmüyor mu, görülüyorsa çözüm önerisi düşünülüyor mu? Gördüğünüz gibi sorduğumuz sorular bireysel ve yıpratmaya yönelik sorular değil. Mesela; kimilerine göre 9, kimilerine göre 14 saat süren bir çatışmaya, neden destek gitmediğini sormuyoruz! PKK terör örgütünün saldırı için 45 gün hazırlık yapmasının nasıl fark edilmediğini de tartışmıyoruz! “Karakolların yerini değiştirmek için para yok” açıklamasına karşılık, askeri birliklerin her yıl neden boyandığını da araştırmıyoruz! Olup bitenin farkında olan ve “bir hafta içinde üç kez karakola saldırdılar, ben zor dönerim anne…” diyen şehidimizin fark ettiklerini komutanların neden fark edemediklerini de sorgulamıyoruz! “Ne yani o gün Aktütün’e mi gitseydim…” diyen golfçu paşanın, golf oynarken harekat emrini nasıl verdiğinin üzerinde de durmuyoruz! Bir yıldır yapılan hava saldırılar ve “yerle bir ettik, inlerinde vurduk…” türü beyanların gerçek olup olmadığını da gündeme getirmiyoruz! Hatta 10 milyonluk nüfusu olan Yunanistan’a göre yapılan askeri dizaynımızın, 85 yıl içinde neden gözden geçirilmediğini de dillendirmiyoruz! Bunlar gibi cevap olmayan onlarca sorunun arkasında da gitmiyoruz. Çünkü yapısı itibariyle statik olan ordu, bu tür basit sorulara cevap vermez! Konuşmaz, sorgulamaz ve ilişkileri “güvensizlik” temeline oturtulmuştur… Temel yapı bu olsa gerek ki, bir karakol yerinin yanlışlığının tespiti ve değiştirilmesine ilişkin karar, neredeyse, 19–20 yılda verilebilmektedir! Temel egemen unsur statik olduğu için her türlü değişiklik ve yeni strateji talebi, YENİLGİ olarak algılanmaktadır. Bunu biz değil, kendini askeri uzman olarak takdim eden, emekli bir General TV’de ifade etti. Şimdi, uzman diye karşımıza çıkarılan bu kişilerin, algılama problemlerinden dolayı, soru sormanın anlamsız olduğunu söyleyebilirsiniz. Bunda haklı da olabilirsiniz… Ama olsun, bizi cevap vermeye değer bulmasa de (!), ordu bizim ve biz yine de sormaya devam edelim! farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3442 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||