- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Murat Yetkin
Gül AB ve Anayasa dedi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün Meclis’in yasama yılını açış konuşmasında ağırlığı Avrupa Birliği ve Anayasa değişikliği konularına verdi. Bu durum, Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki dönem Meclis’ten beklediği odaklanmayı da gösteriyor. Anayasa değişiklikleri aslında bir yönüyle AB reformlarıyla da bağlantılı. Ancak kapsamlı Anayasa değişikliği, Meclis’te kapsamlı uzlaşma demek. Türkiye’nin mevcut siyasi tartışma ortamında, Anayasa değişiklikleri konusunda kapsamlı uzlaşma beklemek neredeyse mucize işi. Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın son iyi niyet girişiminin CHP’den karşılık bulmamış olması bunu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti kararının gerekçeli metnini bayramdan sonra açıklanması ardından, hükümetin Anayasa değişiklikleri konusundaki manevra alanının daha da kısıtlanması ihtimali var. Bu durum da, en azından 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde bir Anayasa değişikliği girişimini zorlaştırıyor. AB konuları ise tam öyle değil. Dışişleri Bakanı Ali Babacan yeni Ulusal Program olarak da bilinen Eylem Planı’nı götürdüğü muhalefet partilerinden beklediği tepkiyi bulamadı. Ancak bu durum Toptan’ınkinden farklı. Burada muhalefet partilerinin daha taktiksel bir yaklaşımı var. Hükümet, muhalefeti AB Komisyonu’na karşı bir gerekçe olarak kullanmaktan vazgeçip somut adımlar atmaya başladıkça AB konusunda ilerleme mümkün. Geçmişte, 2003-2005 döneminde bunun örnekleri görüldü. O nedenle Gül’ün Meclis’i AB konulu özel oturumlar dahil mesaiye çağırması anlamlı ve önemli. Gül’ün bu çağrıyı yaparken iki amaç güttüğünü söylemek de mümkün. Öncelikle, AB konuları şu anda Türk kamuoyunun gündeminde değil. Eylem Planı dışında, görebildiğimiz kadar hükümetin de somut gündeminde değil. Oysa olmalı. Yine 2003-2005 deneyimi gösterdi ki, Türkiye AB reformlarına odaklandığı zaman, havanda su döven tartışmalardan uzaklaşıyor, siyasette ve ekonomide daha üretken oluyor. İkincisi, Gül muhtemelen bu konuyu hiçbir partinin fazla itiraz göstermeyeceği bir konu, bir ortak payda olarak önce çıkardı. Bir yanıyla daha Meclis açılmadan yükselen partiler arası tansiyonu düşürme girişimi görülebilecek bu yaklaşım, bir yanıyla AB reformlarının partiler arası uzlaşma için bir zemin oluşturabileceğini de gösteriyor. Bu durum iki yönlü fırsat olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, Türkiye’nin şu an sıcak olarak tartıştığı yolsuzluk iddialarını Meclis gündeminden ayrı düşünmek mümkün değil. Bunların hepsini kısır tartışmalar olarak nitelemek de öyle. Dün Meclis Başkanı Toptan’ın da değindiği üslup sorunu bir yana, bu tartışmalar toplumun ufkunu açıyor ve aslında yüzünü parlamenter siyasete dönmesine yardımcı oluyor. Bir yandan Deniz Feneri ve siyaset-ticaret ilişkileri gibi yolsuzluk tartışmaları, diğer yandan her ne kadar sulandırılmış olsa da Ergenekon tartışmaları, toplumun ve siyasetin içini dökmesine, bir tür köşe bucak temizliğine imkân veriyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün yolsuzluk tartışmalarına karşı şeffaflık çağrısı yapmış olması da bu nedenle önemli. Ancak burada AB’nin Türkiye İlerleme Raporları’nda yolsuzlukların birinci nedeni olarak siyasi dokunulmazlıkların sürmesini göstermiş olması da unutulmamalı. Dokunulmazlıklara dokunulmadan yolsuzlukla nasıl mücadele edileceğinin, şeffaflığın nasıl sağlanacağının sihirli formülü var mı? Bu bizi kapsamlı bir yargı reformuna da getiriyor. Onun için de kapsamlı uzlaşma noktasına dönüş yapıyoruz. Burada Cumhurbaşkanı Gül’ün birlik beraberlik çağrılarına da değinmek gerek. Bir cumhurbaşkanının bu çağrıda bulunması değil, bulunmaması haber olurdu. Türkiye’de, 12 Eylül öncesinin en çatışmalı günleri dahil, siyasi liderlerin birlik-beraberlik çağrısı yapmadığı gün olmamıştır. Ama tek başına çağrı yapmak yetmemektedir. ABD Başkanı George Bush’un batan bankacılık sistemini kurtarmak için her iki partinin başkan adaylarıyla birlikte toplantı yaptığı dünyamızda, ana muhalefet liderinin Başbakan ile eşit olmadığı için tartışmaya çıkmaya ehil olmadığını ileri sürecek iktidar yetkilileri vardır. Bu fikir yapısı sürdükçe Gül’ün iyi niyetli uzlaşma çağrıları, Anayasa değişikliği çağrıları karşılık bulmakta zorluk çekecektir. Ancak bir yerden başlayıp çemberi kırma işi yine hükümete düşmektedir. Cumhurbaşkanının gösterdiği AB reformları zemini bu uzlaşmazlık çemberini kırmanın uygun ve verimli bir yolu olabilir. radikalBu makale toplam 145 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||