- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Milay Köktürk
Krizi seyrediyorum
ABD Temsilciler Meclisi’nde kurtarma paketinin reddedilişi sonrası Dow Jones ve S&P 500 endeksinin yere çakılışını görmek, tıpkı ikiz kulelerin çöküşünü seyretmek gibi bir şeydi; belki de önemli bir maçı seyretmek gibi… Demek ki yangın başka coğrafyalarda ortalığı kavururken, ekrandan bir film seyreder gibi ortalığı seyretmek, yarından endişe etmeden sıcacık çayı yudumlamak pek de keyifliymiş. Demek ki geçmişte onlar öyle yapıyorlarmış; bizler çıkan yangının sıcaklığını iliklerimize kadar hissederken, bizzat yangını çıkaranlar, ekranda yanıp sönen, yeşilden kırmızıya dönen ışıkları, havai fişek gösterisi gibi seyrediyorlarmış… Şimdi, dünyanın yüzlerce yıldır özkaynaklarını, onlarca yıldır da alınterini iliklerine kadar emen bu kapitalist düzen kendini yemeye başladı. Bu düzen kendi kara deliğini oluşturdu ve çıkan anafora kendi kuzularını değil fillerini kurban veriyor… Artık dünyanın dört bir yanındaki insanların ürettiği değerleri hortumlayarak semiren ve kendi insanını semirten “özgürlükler ülkesi” artık kâbuslar ülkesi olma yolunda! Artık bakımlı ve besili Amerikalılar biraz rejim yapacaklar, biraz kilo verecekler… Doğrusu buna üzüldüğümü söyleyemem. Sadece eski vahşi oyunun sergilenmesine üzülürüm; dünyayı kana bulamak… *** Amerikalılara ve Avrupalılara hayırlı olsun, nur topu gibi bir krizleri var. Moodys ve S&P acilen Batı ülkelerinin, özellikle ABD’nin notunu düşürmeli… Ama ses seda yok! Bazı yorumcular piyasaların yeniden dengeye gelmeye başladığı mesajı veriyor… Halbuki olay ölü kedi teorisinin doğrulanmasından başka bir şey değil. Ölü kedi bile yüksekten düşünce birazcık zıplar. Sermaye piyasalarında sat-kurtul dönemi. Düne kadar bu coğrafyada konuşulan şeylerin, paket açıp kapamaların, siyasal istikrar sorununun, banka devletleştirmelerin oralarda da konuşulması ne kadar şaşırtıcı! Buharlaşan paralar trilyon dolarlarla ifade ediliyor. Mali sistem çökme derecesinde. Bankaların sağladığı ucuz krediyle refah yaşayan Batı insanı bakalım nasıl kemer sıkacak? Bankalar sanayi ve ticarete kaynak aktarmayı kesince, dolayısıyla tüketim büyük düşüş yaşayınca, bakalım bu ülkelerin reel ekonomisi nasıl ayakta kalacak? O devasa şirketler tekrar özkaynak hesabına dönmeyi acaba kaç yılda başaracak? Acaba refah içinde ömür tüketen ABD insanları 3-5 ay sonra fakirleştiklerini hissedince ne yapacaklar? Daha önemlisi, bu ülkenin ekmeğini yiyip de o coğrafyaya koşan, “doyduğum yer…” safsatasına iman etmiş Ahmetler, Mehmetler ne yapacak? *** Gözümün önünden 1995, 1998 ve 2001 krizleri geçti… Önce hisse fiyatlarındaki çöküş ve dövizdeki zıplama, ardından faizlerdeki artış! Not düşürülmesi kâbusu; piyasalarda işlerin bıçak gibi kesilmesi, makroekonomik dengelerdeki büyük bozulmalar; sayısını unuttuğumuz, açılan-kapanan paketler… IMF ile masaya oturmalar… Dünyada neredeyse hiç olmayan bir şey olmuştu; 1998’de borsa endeksi bile taban yapmıştı! Ya bu güzel ülkenin güzel insanları…. O yıllarda onlar neler oluyor diye bakınıp dururken, olan biteni anlamaya çalışırken, “bir gecede yarı yarıya fakirleştiniz” diyenlere hayretle bakarken aradan 3-5 ay geçivermiş, fakirleştiklerini o zaman ancak anlamışlardı. O yıllar çok acılı yaşanmıştı; ama bu ülkenin insanı krizde hızla küçülmeyi öğrenmişti. Bu süreç kapitalizmin çöküşü mü? Hayır… Devasa mekanizmalarıyla, reel ekonomisiyle bir sistem kolayca çökmez. Hem yerine yenisi ihdas olmadan bir ekonomik sistemin çökmesi büyük felaketler getirir. Zorbalığa dayalı sömürüden inceltilmiş sömürüye geçen kapitalizm bunun da bedelini ödüyor. Belki kendini biraz daha terbiye eder de, daha insani hal alır! Ki, o zaman da zaten kapitalizm olmaz. Görelim bakalım neler olacak? Kahinlik yapmak işimiz değil. *** Küresel kriz baş gösterince, Türkiye’de piyasalarda yeniden küçülme davranışı görüldü; geçen aylarda insanlarımız para harcamayı hızla kestiler. Kriz kendilerinin değildi ama, ne olur ne olmazdı! Bu tavır, bu ülke insanının refleksidir, hem de güzel bir refleks. Neler olabilir? Uzmanca değil, sadece amatörce bir öngörü… Önce şunu söyleyelim; dünyadaki depremin yaşandığı sıralarda bayram tatilinde olmamız mutlu bir olay… Tatil bitiminde dünyada geçici bir sükunet hakim olacağı için, bizde de olağanüstü bir hareket olmaz. O arada dünya piyasaları epeyce yükselmiş de olabilir. Tekrar söyleyelim; sermaye piyasalarında sat-kurtul dönemi. Türkiye’den paranın kaçacağı yorumları yapılıyor. Buna katıldığımı söyleyemem. Öyle ya, elindeki tahvili ve bonoyu satan bir hedge fon diyelim ki gidip dolar aldı; bunu ne yapacak? Değeri mutlaka düşecek olan dolara niye tekrar dönsün? Biraz daha erimek için mi? Bu paralar önceleri “güvenli liman”a demir atar, ABD tahvili alırdı, şimdi aklı olan ABD’ye parasını sokmaz. Avrupa piyasaları da sallantıda! Hem ABD’de hem Avrupa’da kimse kimseye para vermiyor. Niye? Borç veren, geri tahsil edeceğini var sayarak borç verir. Ya tahsil edememe riski mevcutsa? Sonuç: Asla borç verme! O havalide durum böyle… Diyelim ki bu fon veya diğer sıcak para sahipleri kendi ülkelerindeki açıkları kapamak için Türkiye’de satışa geçip dolar alacak olsunlar… İyi de, kendi memleketlerindeki kara delik, Türkiye’den transfer edecekleri 20-30 milyar dolarla kapanacak gibi değil ki! Hem, sevgiyle bağlandığı anavatanı olmayan bir sermaye, niye kara delik tıkama işine soyunsun? Şunu da unutmamak lazım; dünyada bu sarsıntıya yakalanmamış daha çok para var… Onlar da güvenli liman olarak niye bu ülkeyi seçmesin? Sözün özü… Finans piyasalarında pek sıkıntı yaşanmayacak gibi görünüyor. Borsaya gelince; hisselerini demet yapmış bıyıklı ve bıyıksız yabancılar bekleşe dursun, alıcı bulurlarsa satarlar. Eğer piyasalar açılınca borsa sert biçimde düşerse veya gelecek günlerde şok düşüşler olursa lütfen gülüp geçiniz. Borsa sıfırlansa bile hiçbir şey olmaz. Borsa batsa bile, bu, ülkenin batması anlamına gelmez. Türkiyede’ki yabancı bankaların dışarı fon transferini engellemek için hükümet herhalde kolları sıvamıştır; yani en azında o kadarını yaparlar diye düşünüyorum. Ekonomi için hiçbir şey yapmayan, sadece tam bir mirasyedi gibi hazır değerleri uluslar arası sermayeye “özelleştirme ve yapısal tedbir” safsatasıyla peşkeş çeken bu iktidar, herhalde bu kadarını akıl edebilir… *** Ülkeyi yönetenlere akıl verecek halim yok… Birkaç kırık dökük öngörümü yurdum insanıyla paylaşmaktan mutluluk duyarım… Tekrar söylemeliyim; sadece amatörce öngörülerimi… Batı ekonomileri daralacağı için, ihracata yönelik sektörler ve firmalarda ciddi daralmalar yaşanabilir. Bunun dışında, içeride, dünyada yaşanacak durgunluğa paralel bir durgunluk da yaşanabilir. Bu yüzden, 3-5 ay sonrasını düşünüp asla borçlanmamalı, borçlanma ödenebilir sınırlarda olmalıdır. Bu karmaşa ortamında faizlerde bir miktar yükselme olabilir. Kriz kapıya gelip sopasıyla bizi küçültmeden, şimdiden küçülmeye başlamalıdır. Kredi kartları en kısa sürede iptal edilmelidir. Artık alışverişlerde nakit kullanılmalı, yapılabiliyorsa eğer, azar azar da olsa tasarrufa yönelinmelidir. Paradan para kazanma, ekonomiyi parite veya parasal estrümanlarla dengeleme işi sona ermiştir. Yaşadığımız süreç reel ekonomiye, yani üretime bağlı olarak şekillenecek gibi görünmektedir. 90’lı yıllarda borsalarda (en azından İMKB’de) mali sektör endeksi ile reel sektör (sanayi) endeksi arasında neredeyse yarı yarıya bir fark vardı; sanayi endeksi daha yüksekti. Dünyada yaşanan şişme, yani sanayi endeksinin gerileyip mali sektör endeksinin onun neredeyse iki katına çıkması hadisesi Türkiye’de de yaşandı. Bu durum tuhaftı; çünkü mali sektör, sanayi sektörü iş yaparsa kazanabilecek bir sektör olduğu, yani sanayi sektörünün asıl belirleyici olması gerektiği halde, bu durum tam tersine dönmüştü. Artık bu ters durum tersine dönecek… Tıpkı lale balonu gibi, sermaye piyasaları balonu da patladı. Birkaç yıl önce yaşanan faiz düşüşünde, insanımızın büyük kısmı borçlanmıştı; o borçların büyük kısmı birkaç sene içinde ödenmiş olacak. İşte bu borç sahipleri, sanki borçlularmış gibi tasarrufa devam edebilirler. Bugün parası olanlar için en güvenli liman YTL’dir. Ayrıca, ihtiyaçlar için harcamalarımızı ertelemenin de gereği yoktur. Borsa haricindeki piyasalarda yatırım yapmış olanlara şunu söyleyebilirim: Şayet ne yapacağınızı bilmiyorsanız, hiç olmazsa hareketsiz kalın… Şayet dövizde yukarı hareket olursa, bunu dövizden çıkmak için bir fırsat olarak değerlendirmek mümkündür. 2012 yılı için kolları sıvamanın, borsa endeksi dibe vurduktan sonra, 2011 yılından itibaren reel ekonomiye yatırım yapmayı düşünmenin zamanıdır. Tasarruf edebilen küçük yatırımcı iki-üç sene sonra sanayi sektörü hisselerine yatırım yapabilir. Ama bugünlerde asla piyasaya girmemek, bir adet dahi olsa hiçbir hisse senedine yatırım yapmamak gerekir. Bırakınız yabancılar taşısınlar! Bırakınız teknikçiler çizgi-çubuklarla, süslü grafiklerle falcılık yapadursunlar! Çok bilselerdi kendileri kazanırlardı… Gerçek hayat/yaşama dünyasının gerçekleri bir kez daha sözünü söyledi! Kulak verene… Bayramlarınız mübarek olsun. milaykokturk@gmail.com Bu makale toplam 1155 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||