-
  SON HABERLER
İsmail Küçükkaya
İsmail Küçükkaya
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Deniz Feneri, Yargıtay Başkanı’na neler düşündürttü?

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, adli yıl açılış gününde yaptığı 62 sayfalık konuşmasının ağırlıklı bölümünde yargı sorunlarına değinmişti. Ancak her zamanki gibi, Başkan’ın konuşması daha güncel ve popüler bölümleriyle kamuoyunun gündemine gelirken, yargının kronikleşmeye yüz tutmuş yapısal problemlerine dönük içten ve hakiki çağrı, hak ettiği karşılığı bulamadı.

Gerçeker’in, yargının gerçek ihtiyaçlarına yönelik kurumsal ve toplumsal ilgisizlikten rahatsızlık duyduğunu biliyorum. O nedenle cuma günü kendisiyle yaptığımız görüşmenin ertesi günü gazetemizde, bu içerikle manşet olmasını çok önemli sayıyorum. O haber bir yanıyla piyasalardaki, çarşı pazardaki daralmanın ekonomik suçları ne kadar tırmandırdığını göstermesi bakımından sosyolojik bir tespit niteliği taşırken, diğer yanıyla da Yargıtay’ın iş yükünün ne kadar inanılmaz boyutlara ulaştığını gösteriyordu. Ekonominin nereye gittiğini tartışanlar, pembe tablo çizenler, Gerçeker’in verdiği “elektrikte kaçak kullanım” davaları, “sahtecilik”, “dolandırıcılık”, “hırsızlık”, “gasp” ve “çek senet kanununa muhalefet” gibi ekonomik suç dosyalarının sayısının yüz binlere dayanması üzerinde birazcık kafa yorsunlar lütfen. Bakınız Yargıtay Başkanımız ne diyor: “Ekonomik darboğaz insanları her geçen gün daha fazla suç işlemeye itiyor.”

Ayrıca, davalar dağ yığınlarına dönerken, yargı organlarının imkanları yerinde sayıyor, kadro ve altyapı ihtiyaçları her geçen gün artıyor. Sonuç: Zaman aşımından düşen dava sayılarında rekorlar kırılıyor. Oysa “geç gelen adalet adalet değildir”. O halde yargıyı hepimizin ortak yaşamının en önemli paydası olarak görmek ve yargı bağımsızlığının sağlanması için bir an evvel her türlü tedbiri almak zorundayız. Bundan daha önemli ne gibi bir gündemimiz olabilir ki?

Yargı tartışmalarına en güzel örnek Almanya’daki “Deniz Feneri” davasıydı. Tıkır tıkır işleyen Alman yargı sistemine gıpta ettik. Başkan’a bunu da sordum. “Siz, Türk yargısının zirvesi olarak ne hissettiniz?” dedim. İki konuya vurgu yaptı, şöyle:

“Almanya’da dört dörtlük bir dava süreci yürüttüler, bu doğru. Benim dikkatimi çeken iki husus var. Oradaki hâkim ve savcılar buradaki siyasilerin ilgisini çok yadırgadılar, şaşırdılar ve biraz da tepki gösterdiler. En ufak sıra dışı bir ilgiyi yargıya müdahale sayıyorlar. Birinci ders budur. İkincisi, Almanya’daki hâkim ve savcı sayısı 30 binin üzerinde. Bizde 9 bin. En az 5 bin yeni kadroya ihtiyacımız var. Yani mevcudun yarısı kadar açığımız var. Buna karşılık Almanya’da görülen dava sayısı bizim dava sayımızın beşte biri.”

İşte Almanya’daki “Deniz Feneri” davasının Yargıtay Başkanı’na düşündürdükleri bunlar. Karşılaştırma yaparken bu bilgileri göz önüne almak zorunda değil miyiz? Elbette siyasetçi ve bürokrat yargılama usullerinin bizdeki aşılmaz engellerini de unutmadan... Bunları çözmek de iktidar-muhalefet demeden bütün siyasilerin başlıca görevi olsa gerek.

Yargı bağımsızlığı ve İran örneği

Yargıtay Başkanı Gerçeker’in, en fazla önem verdiği konu yargı bağımsızlığı. Bu, üzerinde titrenen bir hassasiyet. Yüksek Yargı Muhabirimiz Ersin Bal, Gerçeker’e, adli yıl açılış konuşmasında bu konudaki vurgusunu hatırlatıyor. Gerçekker, bu vesileyle meramını şöyle anlatıyor:

“Sorunları ortaya koymaktan korkamayız. Yargının üst noktasındaki insanlar olarak yanlışların yapılmasını önlemek için bazı mesajları vermek durumundayız. Tarihe bakıldığında sınırsız iktidar anlayışının birçok ülkede felaketlere yol açtığını görüyoruz. O nedenle uyarı bizim görevimiz. Konuşmalarımın sadece bu iktidara değil, bütün iktidarlara yönelik olduğunu göstermek isterim. Hep bunu vurguladım. Mali özerkliğimiz yok, ihtiyaçlarımız için elimizi açıyoruz, hükümetlerden istiyoruz. Bu hükümete özgü değil, hep böyle olmuş. Yanlış bir yapılanma.”

Ülkesini seven, yılların deneyimine sahip bir yargıç sezgisiyle bunları söyleyen Başkan, hepimizi derin derin düşündürtmesi gereken bir örnek veriyor:

“Geçenlerde İran’ın Ankara Büyükelçisi geldi. Yargı bağımsızlığını konuşuyorduk. Kendi ülkesindeki uygulamayı anlattı. Düşünün şeriat hükümleriyle yönetilen bir ülke. Dedi ki, ‘İran’da yüksek mahkeme başkanını dini lider atar. O noktadan sonra yüksek mahkeme başkanı tam bağımsızdır. Mahkemeler kesinlikle bağımsızdır. Atamayı yapan dini lider dahil kimse yüksek mahkeme başkanına karışamaz.’ Şeriat hukukunun geçerli olduğu İran’daki bu uygulama bile yargı bağımsızlığının önemini ortaya koymaktadır.”

Başkanın verdiği bu örnek benim içimi gerçekten sızlattı. Avrupa demokrasisinin ve düşüncesinin temel direklerinden Almanya’dan, şeriat devleti İran’a yargı bağımsızlığı örnekleri bizim de şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gereken konuları hatırlatıyor.

Gerçeker, adeta içindeki isyanı dillendiriyor. Polemiğe girmek istemiyor, uzun yılların birikmiş sorunlarını, kolaycılığa kapılarak şimdiki iktidara yüklemek yanlışlığına düşmüyor. Ama yargı camiasında tedirginliğe yol açan AKP’nin Yargı Reformu Strateji Taslağı’na ilişkin endişelerini ve uyarılarını da dile getiriyor. “Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesini beklerken maalesef aksi yönde gelişmeler oldu. Biz bu girişimi bir niyet bildirimi olarak gördük ve eleştirimizi yaptık” diyor.

Anladığımız kadarıyla yargı mensupları adeta diken üzerinde. Bizden iki gün önce Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Kadir Özbek’le, Gerçeker bu konuyu görüşmüşler. Olay yargıçların gündeminde. Bir yığın sorunla uğraşırken mevcut durumun daha kötüye gitmesini istemiyorlar. Onun için çömlek kırılmadan önlem alma derdindeler.

Elbette, Yargıtay Başkanı ile görüşmemizde, neredeyse bir buçuk yıldır yargının en hararetli konusu olan Ergenekon’u da konuştuk. Başkan, samimiyetle düşüncelerini bizimle paylaştı. Bu bölüm görüşmemizin “yazılmamak üzere olan” kısmı. Yargıtay Başkanı için böylesine bir konjonktürde, böyle bir iklimde Ergenekon hakkında kamuoyuna mesaj vermenin ne kadar zor olduğunu herkes kabul edecektir. Şu kadarını söyleyebilirim, Yargıtay Başkanı tıpkı HSYK Başkanı Kadir Özbek gibi Ergenekon soruşturması için çok saygı duyduğum ve doğru bulduğum bir çerçeve çizdi ve “Özbek’le ilgili yazdıklarınızın tamamına katılıyorum” dedi.

İki görüşmenin sonucunu şöyle özetleyebilirim: Gerçek hukuk adamı gibi davranıyorlar. “Görülmekte olan bir dava olduğu” vurgusu 1 numaralı öncelikleri. Ancak tüm gelişmeleri de olağanüstü bir dikkatle, yakından takip ediyorlar.

akşam
Bu makale toplam 470 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.6900, Satış 1.7200; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.1100, Satış 2.1470
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi